Açlık grevi yapan kardeşler…Nasılsınız? “Nasılsınız” sorusu günlük hayatta laf ola beri gele misali bir sorudur.
Sizin durumunuzda ise sorulabilecek yegane sorudur: Nasılsınız?
Bu sorunun günlük hayattaki karşılığı da kendisi gibidir. “İyiyim” diyen kişinin gerçekten iyi olup olmadığını verilen yanıttan anlamazsınız. Zaten o da size laf ola beri gele diye “iyiyim” der. Ama sizin durumunuzda verilecek “iyiyiz” yanıtı, gerçek anlamda bir yanıttır.
Biz sizden bu yanıtı duyduğumuz zaman seviniriz. Sevinç göz yaşları dökeriz. Çünkü sizin durumunuzda “iyi” olmak, gerçekten “iyi” olmaktır. Sizin “iyi” olmanız, bizim içimizdeki bütün “kötülükleri” söker atar. “İyiyim” diyen direnişçi, hayata tutunuyor demektir.
Şimdi o Allahın belası F Tipi hücrelerde ölümle konuşuyorsunuz. Aranızda ölümle defalarca konuşmuş, onu tanımış pek çok grevci var, biliyoruz. Kimisi mermisi tükenmiş, kimisi yaralanmış. Esir düşmüş. Ama teslim olmamış. İşte yine ölümle sohbeti koyulaştırıyor. Ölümün burnunun dibinde ölüme hayat hikayeleri anlatıyor.
“Yaşamak güzel şey be kardeşim…”
Ölüme hayat hikayeleri anlatmak ne demek?
Ölüme doğru yürürken bile yaşamak için insanüstü direnmek demek. Öyle olmasa dağdaki insan, ilk vuruşmada ölüme teslim olmaz mıydı? Ölümle sohbet edebilmek, insanın en büyük yaşama kahramanlığıdır.
Ölümle sohbet ederken gülüyor musunuz?
Bunu düşünmek istiyorum. Çünkü gülmek yaşamaktır.
Ne dersiniz? İsterseniz biraz gülelim…
Sizler Türk polisini çok iyi tanırsınız. Hele onun Özel Harekatçı cinsini gözünün içine bakar bakmaz anlarsınız. İçinizde çocukluğu bu “poleslere” taş atmakla geçmiş çok direnişçi var. Hatta duyduğuma göre, direnişçilerin arasında Nusaybinli “demiryolu çocukları”nın temsilcileri bile varmış. Onların gözlerinden öpüyorum. Çoğuyla tanışmıştık.
O halde size bir haber. Okuyalım, gülelim, ölümle, ölüme karşı sohbette biraz dalga geçelim:
“167 yıllık Emniyet Teşkilatının reforma ihtiyacı olduğunu vurgulayan Polis sendikasının Sözcüsü Karlıbel, 1 Ocak’tan beri görev başında şehit olan polis sayısının Avrupa’nın iki katı; yaralanan polis sayısının ise 3 katı olduğuna dikkat çekti. “Polis orantısız güç kullanıyor ama hangi koşullarda çalışıyor” diye soran Karlıbel, 253 bin çalışanın üvey evlat muamelesi gördüğünü, bu sorunları çözmeye talip olduklarını tekrarladı. “İstikrarlı bir emniyet teşkilatı ülkenin huzuru, demektir” diyen Karlıbel, “Umarım 1 Mayıs’ta biber gazı kullanmak yerine, biz de Kızılay’da olacağız, diğer sendikalarla birlikte yürüyeceğiz”…
İster misiniz şimdi bu polisi derdest edip, sizin hücrenize atsınlar… Şenliğe bakın… Bu işe, sizin tepenizde umutsuz bir şekilde dolanan ölüm bile şaşar.
Bu eğlenceli haberin elbette bir ciddi yanı var: “Poles” sizin tarafınızdan “eğitiliyor.” Bunu biliniz. Özellikle çocuklardan. Yani sizin çocukluğunuzdan…Nesilden nesile Kürt çocuğu “polesi” eğitiyor. Sonunda 1 Mayıs’ı Taksim’de, İstasyon meydanında, Van sokaklarında gaza boğan “poles”, şimdi 1 Mayıs’ı sizinle birlikte kutlamaya hazırlanıyor.
Buyurun bir de buna gülelim:
“BDP’lilerin başlattığı ölüm oruçlarındaki taleplerden biri gerçekleşiyor. Kürtçe savunma hakkını sağlayacak Anadilde savunma tasarısı 13 maddeden oluşuyor. Tasarının gerekçesinde, “sanığın sözlü savunmasını kendisini daha iyi ifade edeceğini belirttiği başka bir dilde yapılmasına” imkan tanındığı belirtildi.”
Bu haberi yüksek sesle okuduğunuz zaman, “boşuna benle kavga etmeyin, bu yol yol değil, hiçbir şey elde edemezsiniz” diye sizi “korkutmaya” çalışan “ölüm”, bilin ki, F Tipinden o anda “firar” edecektir. Siz kazanıyorsunuz, ölüm kaybediyor…
Ve yüzünüzde alaycı bir gülümsemeyle, şunları da “ölüme” teker teker söyleyin: 30 Ekim’de halk bizim omzumuzdaki yükün bir kısmını hayatı durdurarak aldı. Sonra serhildan dört bir yana yayıldı. Şimdi de, vekiller ve Amed Belediye Başkanı, onlarla birlikte her gün yüzer-yüzer, biner-biner halk evlatları nöbeti bizden devralmak için greve başladılar. Kürdistan şehirleri vicdanları “karanlıkla” aydınlattı. Ey ölüm…Farkındaysan işin bitmek üzere… Halk “Öcalan’a özgürlük, halka ana dilde eğitim” talepleri için serhildanı en yükseğe çıkardığı gün, seninle sohbeti keseceğiz… Sen işine gideceksin, biz “hayata yeniden döneceğiz.
Ey ölüm! Dönemeyenlerimiz için bile halkın ve hakkın bağrında yeniden diriliş vardır: Velba’sü badel mevt…”