Batı Kürdistanlı Ronak Murat, 20 yıllık bir kadın gerilla. 1992 yılından beri dağlarda gerillacılık yapıyor. Kürdistan’ın birçok bölgesinde bulundu, savaşın kızgın anlarına tanıklık etti. Yazmaya, yaşamını yitiren gerillalar üzerine 1997 yılında yaptığı bir albüm çalışması ile başlayan Murat, yazmanın  “şehitleri yaşatma” çabası olduğunu belirtiyor. Arapça ve Kürtçe yazan Murat, 2002 yılından bu yana basın-yayın ve edebiyat çalışması yürütüyor. Şu ana kadar yapmış olduğu 4 çalışması Medya Savunma Alanları’nda kitap olarak basıldı: ‘Şîlana’ ve ‘İştar’ın Torunu’ adlı romanlar ile Kahraman ve Hamza adlı gerillalar üzerine yazdığı kitaplar. Murat, şu an Doçkacı gerilla Binewş’in hayat hikayesini kaleme alıyor. Ronak Murat ile dağlarda yapılan edebiyat çalışmalarını konuştuk.


Dağda edebiyat çalışmaları ne zaman ve hangi koşullarda başladı?

Dağda edebiyat çalışmaları 2000 yılında başladı. Partimiz PKK’nin 7. Kongresinde bir edebiyat okulunun kurulmasına dönük karar alındı. Kararın alınmasından kısa bir süre sonra 2000 yılında dağdaki ilk edebiyat okulu açıldı. 2 Ağustos 1999 sürecinde gerillanın Güney sahasına çekilmesi kararı alındı. Bir demokratikleşme süreci başladı ve uzun süreli halk savaşı stratejisinden meşru savunma stratejisine geçtik. Bu süreçte gerilla farklı çalışma alanlarına yöneldi. Dağda basın-yayın okulundan, edebiyat okuluna, kültür sanat okuluna kadar birçok yeni oluşuma gidildi. Bu süreçler savaşın Güney sahasında yoğun olmadığı süreçlerdi. Önderliğimizin demokratik cumhuriyet tezini anlamaya çalışıyor, uzun süreli halk savaşı stratejimizin hedeflediği bir devlet oluşumunun yerine aynı toprak parçası üzerinde ortak ve kardeşçe yaşamın nasıl yaratılabileceği üzerine yoğunlaşmalar gelişiyordu. Bir zihniyet yenilenmesini ihtiyaç vardı ve yönlü müthiş bir çaba söz konusuydu. Edebiyat çalışmaları da böylesi bir zeminde başladı. O dönemki koşullar yazmaya elveriyordu. Gerilla büyük bir birikim edinmişti. Bunu edebi eserlere dönüştürmek, Kürt toplumuna ve dünya insanlığına mal etmek büyük bir çaba ve emek gerektiriyordu. Koşullar buna müsaitti ve o dönemde yüzlerce edebi eser hazırlandı. Gerilla anılarından şiirlerine kadar ciltler halinde hazırlanan eserler oldu. Yine tek tek okul öğrencilerinin kaleme almış olduğu savaş anıları, öyküler, romanlar çıktı. Hala devam ediyor. YRD adı altında örgütlenen geniş bir çalışma sahasını kapsıyor. Şehit Şilan Baki Edebiyat okulu var. Gerilla bu okul bünyesinde edebiyat çalışmaları yürütüyor. Gerilla kendi koşullarını kendisi yaratıyor.
Tabii gerilla sadece bir okul bünyesinde değil, sıcak savaş ortamlarında bile yazmayı ihmal etmedi ve etmiyor. Kast ettiğim gerilla günlükleridir, şiirleridir, öyküleridir. Çünkü Kürdistan dağları insana gerçekten sürekli ilham veren bir coğrafya, yine Kürdistan devrimi ve bu devrimin içinde birebir yaşananlar, bu devrimin kahramanlıklarına tanıklık etmek daha fazla yazmaya itiyor.    

Amaçlanan yeni yaşam biçimi ve ideolojinin (hiyerarşik sistemin reddi) bu eserlere yansıması nasıl oluyor?

Paradigmamız, demokratik ekolojik cinsiyet özgürlükçü toplum paradigması. Bu paradigmaya inanan ve içselleştiren her insanın düşünce kalıpları ve duyguları da ona göre olur. Düşündüklerimizle yaşam biçimimiz tabii ki ayrı olamaz. Ne düşünüyorsan onu yaşama da yansıtırsın, yedirirsin. Aksi taktirde soyut, kimsenin güvenmediği bir insana ve örgüte dönüşürsün. Halkımız hareketimizin militanlarına yaşam duruşlarına bakarak güven duydu. Biz hareket olarak bu paradigma doğrultusunda toplumun yeniden inşasını önümüze koyduk. Çünkü erkek egemenlikli zihniyet ve iktidar yapılarının baskılarıyla şekillenen toplum asıl özünden uzaklaştırılmıştır. Komünal değerlere yabancılaştırılmıştır. Biz toplumu öz değerleri ve kökleriyle yeniden buluşturma hareketiyiz. Bunun militanlığını yapıyoruz. Düşündüklerimizi, hayal ettiklerimizi eserlerimize yansıtmaya çalışıyoruz. Toplumu ayrıştıran, karşıtlaştıran, birbirine düşman haline getiren, cinsler arasındaki eşitsizliği daha da derinleştiren, kadın cinsini hedef haline getiren, yine insanların doğa ve canlılar üzerindeki tahakkümünü meşrulaştıran üslup ve dili kesinlikle kullanmıyoruz. Üslubumuz ve edebiyatımızın dili yapıcı, toplumu özgürlüğe, eşitliğe, adalete ve hakikate teşvik eden bir dil. Yine bir halk hareketi olduğumuz halde mücadelemiz terörize ediliyor. Kürdistan’da gelişen savaşı ve bu savaş içerisinde büyüyen, gelişen kahramanlığı işlememiz gerekiyor. Bu konulara önem veriyoruz. Gerillayı, yaşam tarzını ve mücadele amaçlarını işliyoruz. Hayal ve kurgudan oluşan bir edebiyat yapmıyoruz. Edebiyatımız tamamen gerçek yaşamları, hikayeleri ve öyküleri esas alıyor. Edebiyatımız hakikati esas alıyor. Çünkü biz de hakikat mücadelesi yürütüyoruz.

Bu eserlerin toplum ile paylaşımı hangi noktada, ne kadar paylaşılabiliyor?

Bir kısmı topluma ulaşabiliyor. Fakat düşmanın çok büyük engelleri var.  Türkiye biliyorsunuz bir yasaklar ülkesi, halka ulaşanlar varsa da illegal yollarla ulaşıyor. Çünkü dilimiz bile yasak, insanlar Kürtçe konuştukları, şarkı söyledikleri için tutuklanıyor. Dağ ürünleri nasıl yasaklanmasın! Gerilla sözcüğünü bile dile getirmek büyük bir tepkiye yol açıyorsa, gerilla anıları, şiirleri, öykülerinin basılmasına ve topluma rahat ulaştırılmasına nasıl izin verilebilir? Fakat yine de halka ve topluma ulaşmak için elimizden geleni yapıyoruz. Biliyorsunuz teknoloji çok gelişmiş. Gerillanın da teknolojiyi kullanma imkanı var. İletişim araçları çoğalmış ve yaygınlaşmış. Hareketimizin resmi siteleri var. Bu sitelere eserlerimizi, makalelerimizi ve çeşitli konular hakkındaki yazılarımızı yerleştiriyoruz. Baskıların yoğun olduğu dönemlerde bile toplumla, halkımızla aramıza mesafe koymamaya çalıştık. Şimdi de bir biçimde sesimizi topluma ve halka ulaştırıyoruz. İstedikten sonra yol ve yöntem bulmak zor değil. Gerilla bu konuda da yaratıcılığını devreye koyuyor.
    
Silahlı gücün olduğu yerde hiyerarşi vardır, ancak edebiyat çalışması daha çok özgür bir çalışma tarzını gerektiriyor, bu denge nasıl sağlanıyor?
Ben 5 yıldır YJA Star’ın kendisini örgütlediği sahalarda çalışma yürütüyorum. Ki biliyorsunuz, YJA Star bir kadın gerilla örgütlenmesi. Gerilla örgütlenmesinin de bir düzeni ve disiplini var. YJA Star Basın Merkezi bünyesinde çalışmalarımı örgütlüyorum, planlıyorum ve pratikleştiriyorum. Herhangi bir sınırlamayla karşılaşmadım. Bu konuda yeterli anlayışa ulaşmış bir örgütlenmeyiz. Hareket olarak edebiyat ve propaganda çalışmalarını askeri çalışmalarda elde edilen bir başarı kadar önemsiyoruz. Ben de uzun yıllar savaş sahalarında, birebir pratik içerisinde kaldım. Birçok şeye tanıklık ettim. Örgütüm başka zeminlerde çalışma yürütmem için bana imkan ve fırsat da sundu, fakat ben yazmak için hep dağları tercih ettim. Çünkü dağlar ve gerilla benim ilham kaynağım. Gerillacılık edebiyata karşı değil, edebiyat da gerillacılığa karşı değil. Her ikisi de birbirine yol açıyor. İyi bir dağ ve devrim edebiyatçısı olabilmek için devrim mücadelesinin birebir içinde yer alman gerekiyor. Bir silahlı güç olabiliriz, belli bir askeri düzen ve disiplinimiz de var. Fakat çok katı hiyerarşik kalıplarımız yok. Esnek bir hareketiz. Kürt halkının özgürlük mücadelesine hizmet edecek her eylem destekleniyor; silahla yapılanından kalemle yapılanına kadar vb. birçok çalışma. Daha iyi yazmam için hem teşvik var, hem de destek. Uzun yıllardır bu çalışmalarla uğraşıyorum. Kaleme almış olduğum çalışmalarım için ne gerektiyse karşılandı, yine nereye gitmem gerektiyse daima destek olundu.

Başka özgürlük mücadelelerinde öne çıkan eserler vardır, dünyaca bilinen. Böyle eserlerin ortaya çıkması sizde nasıl etki yaratıyor?

Fransa devriminden sonra edebiyat çalışmaları yürütüldü. Yine Rusya’da dünya devrimlerinin tümüne ilham kaynağı olabilecek binlerce eser yaratıldı. Bizler de bunlardan feyiz aldık. Devrimden önce veya sonra diye bir zaman belirleyemiyorsun. İlham geldiği an yazmalısın. Zaman acıların ve sevinçlerin üstünü örtmeden, hafıza daha tazeyken yazılmalı. Bizim mücadelemizde hepsi iç içedir. Devrimin yarattığı kişilikler devrim edebiyatını yapabilirler. Devrimimiz edebiyat alanına büyük olanak sunan bir devrim. Önderlik savunmaları var, yaşanan yoğun bir direniş süreci var, bunların hepsi yazmak için insana ilham kaynağı. Bir savaş romanı yazılmışsa bile o savaşın yaşandığı ortamda bu kaleme alınmıştır. O savaş atmosferi hissedilmeden nasıl yazılabilir? Yazılsa bile gerçekleri yansıtamaz. Eksik ve yarım olur.   

Kürt edebiyatı ya da dünya edebiyatını takip etme şansınız oluyor mu?

Çok fazla takip etme olanağı bulamıyorum. Koşullar çok sınırlı. Eskileri az çok biliyoruz. Kürt dili zengin bir dil. Tam bir edebiyat dili. Son yıllarda özellikle dil üzerine yürütülen çalışmaların olduğunu takip edebiliyoruz. Kürt diliyle sanat yapılıyor, edebiyat yapılıyor. Kürt dili gittikçe yaygın hale geliyor. Bu yönlü edebi çalışmalar da azımsanmayacak düzeyde. Fakat gelecek nesillere daha fazla edebi eser bırakılmalı. Kürt halkının yaşadıklarının unutulmaması için, toplumsal hafızanın canlı tutulması için eli kalem tutabilen herkes yazabilmeli. Sadece Kürtçe değil, tüm dillerde yazılmalı Kürt halkının yaşadıkları. Tüm dünya Kürt halkının yaşadıklarına şahitlik etmeli. Toplumsallığın demokratik komünal değerler temelinde yaratılmasında bu kadar büyük bir pay sahibi olan bir halkın gücünü, kudretini herkes bilmelidir.

‘Devrim sonrasına ertelemiyoruz’

Peki dağ edebiyatı olur mu?
Özgürlük mücadelesi yürütüyoruz. Görkemli bir direniş sergileniyor. Kürt halkının çocukları dağlarda mücadele duruşlarıyla, direnişleriyle efsaneler, destanlar yaratıyorlar. Ciltler dolusu kitaplara konu olabilecek olağanüstü, akıl almaz durumlar, olaylar yaşanıyor. Gerilla kadar buna tanıklık eden bir de dağlar var. Dağlara farklı anlamlar biçiyoruz. Öyle eşkıyaların barındığı, mağara insanlarının olduğu bir mekan değil nazarımızda. Özgürlük mekanlarıdır dağlar. Belli amaçlar ve hedefler peşinde koşan, kendisini bir halkın özgürlüğüne ve davasına adayan Apocu yaşam felsefesi doğrultusunda özgürleşmeye çalışan militanların mekanları. Yazmak için kendi coğrafyamızın güzelliklerinden, dağlarından ilham alıyoruz. Mücadelemizin yarattığı kutsal değerler kadar, bir de böylesine gözalıcı ve insanı mest eden bir coğrafya parçasında bulunmak insanı daha fazla yazmaya teşvik ediyor. Kendini nerede tanımlayıp varedebiliyorsan, sanatını ve edebiyatını da orada icra edersin. Biz kendimizi dağlarda tanımladık, yeniden yarattık ve Kürt kimliğimizin gerçek tanımına kavuştuk. Hiçbir yasak yok. Burada kaleme de, silaha da sarıldık. Hiçbir şeyi devrim sonrasına ertelememeye çalışıyoruz. Anda yaşanan neyse, onları olduğu gibi belgelemek ve tarihe mal etmek gerekiyor.
Dağ ve direnişimiz iç içe geçmiş iki olgu. Dağ yürekli; asi, direngen, cesur insanlar yarattı mücadelemiz. Bu yüzden edebiyatımız da bir dağ, devrim edebiyatı. Dağda yapılan edebiyat da elbette gerilla mücadelesinin gelişimiyle paralel. Edebiyat çalışmaları da yaşamı birebir yansıtan bir çalışma. Dağ yaşamı edebiyat çalışmalarının yapılmasına ilham oluyor. İmkan sunuyor. Dağ ve edebiyat çalışmaları birbirinden koparılamaz.
Fakat dağ edebiyatı aslında gerçek Kürt’ün profilini çiziyor. Asimilasyona, soykırıma ve inkara karşı mücadele eden ve kendisini yeniden yaratan Kürt’ü işliyor. PKK militanlığını, gerçek kahramanları, Agîtleri, Zîlanları, Bêrîtanları, Mizgînleri ve Bêrîvanları, daha binlercesini işliyor.
 



EKİN ADA/ BEHDİNAN