
Deniz Gezmiş idam sehpasına çıkmadan bir saat önce ailesine yazdığı mektupta, özgürlük ile uzun ve kısa yaşam arasındaki bağlantıyı çok güzel bir biçimde ifade etmişti. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyleydi: “Özgürlükten yoksun bir köle gibi uzun yaşamaktansa. Bir tek gün bile olsa özgürce yaşamayı tercih ederim. Böyle bir yaşama hem daha anlamlı ve hem de daha onurlucadır.”
Bu soylu davranış için kendi hayatlarına son veren sayısızca insan vardır. Özgürlük ile kölelik, onur ile onursuzluk kıyaslamasıyla karşı karşıya kalan birçok bilim insanı ya yaşamına son vermiştir, ya da büyük bir direniş sergilemiştir. Elbetteki özgürlük yerine köleliği, onur yerine onursuzluğu kabul edip uzun yıllar ‘yaşayan’lar da olmuştur. Fakat çok iyi biliyoruz ki bunların hepsi de tarihin çöplüğüne atılmış ve hiç birisinin de esamesi okunmuyor. Ama Spartaküs, Bruno, Pir Sultan, Şeyh Bedrettin, Babek, Alişêr, Seyit Rıza ve daha nice onurlu ve soylu insan halkların kalbinde, onların yürek ve vicdanlarında hala yaşamaya devam ediyor.
Burada görülmesi gereken esas noktanın, özgürlük ile onurlu yaşamın kazanılmasının öylesine basit ve ucuz kazanılmadığıdır. Eses olarak işin içinde yine kan, emek, gözyaşı ve insanın hayatı vardır. Yani insan özgür ve dolayısıyla onurlu bir yaşamı elde etmek için yine kendi kanını dökmüştür. Bıkıp usanmadan çalışmış, düşünce üretmiş, kitaplar yazmış, büyük direnişler göstermiş, ama en nihayetinde büyük işkenceler karşılığında bu özgür ve onurlu yaşamı yaratma çabası içerisinde olmuştur.
Bu genel ilke, Kürtler için de geçerli olduğunu vurgulamaya bile gerek yoktur. Hatta, belki bazı halklar için artık tarih olmuş olan bu ilke, Kürtler için hala birinci görev durumunda. Bu, Kürtlerin az direndiği veya bu konuda fazla kanını dökmediği için değil, tam tersine Kürtler de en az diğer halklar kadar kan dökmüş, can vermiş ve bedel ödemiştir. Ama çok farklı nedenlerden dolayı Kürtlerin verdiği bu bedel özgür bir yaşamın yaratılmasına yetmemiştir. Bu nedenle Kürt halkı hala direniyor, hala kan döküyor, hala can veriyor ve hala bedel ödemeye devam ediyor.
Evet Kürtler, bu bedeli ödemeye devam edecekler. Çünkü Kürtler hala özgür değiller, çünkü Kürtler hala özgür bir yaşamı yaratamamışlar, çünkü Kürtler, hala dünyada STATÜSÜ olmayan tek ve en büyük halk konumunda. Aslında bu kölelikten de, köle yaşamından da öte bir kölelik ve bir yaşamdır. Kölenin bir statüsü, dolayısıyla bir yaşamı vardır. Köle de olsa hem varlığıyla üretim sürecinde yer alan bir araç, hem de efendiler tarafından dikkate alınan bir tehlikeli bir nesne. Yani en azından kölenin bir statüsü vardır.
Peki Kürtlerin? Hayır, ne Kürtlerin ne bir statüsü, ne adı, ne de kimsenin dikkate aldığı bir ensne konumundadır. Demek ki Kürtlerin konumu ve yaşama biçimi kölenin konum ve yaşam biçiminden çok daha tehlikeli bir konumundadır.
İşte “Edî Bes e, An Azadî An Azadî” hamlesi tam da buna karşı geliştirilen bir hamledir. Kürtlere statü kazandırma, özgür bir toplum yaratma ve tam 13 yıldır tecride alınmış, İmralı adasında tutuklu bulunan Öcalan’ı özgürleştirme hamlesidir. Statüsüzlüğe, köleliğe, kimliksizliğe, dilsizlik ve varlığı bile tartışma konuusu edilen ırkçı-faşist uygulamalara Edî Bes e anlamına gelen hamlenin esas özü, Öcalan’a Özgürlük’tür. Kürtler “An Azadî, An Azadî” derken Önderlerinin özgürlüğünü talep etmektedirler. Daha doğrusu özgür toplum, özgür kimlik ve özgür bir önderlik ekseninde bu halmeyi başlatmışlardır.
Yaklaşık altı aydan beri Önderleriyle görüşmeyen ve ondan haber alamayan Kürtler, doğal olarak büyük bir gerilim, büyük bir kuşku ve büyük bir öfke ile Edî Bes e, An Azadî An Azadî” hamlesi ekseninde büyük bir direniş sürecine girmiş bulunuyorlar. Özgür ve demokratik bir ulusu, bağımsız bir toplumu, özgür bir yaşamı özgürlüğe kavuşan Önderleri olan Öcalan’la yaşamak isteyen Kürtler, bu hamleyle bir kez daha büyük direneceklerdir. Cenevre-Strasbourg yürüyüşüyle start veren hamle, Türkiye zindanlarında başlatılan süresiz ve dönüşümsüz açlık grevi ile belli bir düzeye varmış, bugün, yani 1 Mart 2012 tarihinde Strasbourg’ta ‘Öcalana Özgürlük İnisiyatifi’ adı altında 15 Kürdün başlattığı süresiz ve dönüşümsüz Açlık Grevi ile daha da derinleşecektir. Baharla birlikte dağda yükselecek olan direniş meşalesi, Kürdistan’ın dört bir tarafını aydınlatacağı kesindir. Bu hamle sürecinde herkese görev düşüyor. Ulusal birlik ruhu temelinde herkes üstüne düşen görevi yaparsa süreci zaferle taclandırmamak için hiç bir neden yoktur. Süreç ruhta, düşüncede ve bilinçte zaferi, pratikte ise yoğun ve derin bir hareketlenmeyi gerektiriyor.
fuatkav@hotmail.com