Öncelikle sizi kaplan gücü ile selamlar, gökteki hilal aşkına satır karalar ve leopar’ın ormanda söylediği Türk sanat musikisi seçmeleri ile de saygı ile yanınızda çaya eğilirim.
Üzerine general zırhını alan adamın savaştan kaçamayacağı gerçeğini de başta Avarlar ve kadim dostum Mihyeddin’i anarak belirtmekte fayda var. Yüreği çürümüş ve kedilerin de rağbet etmediği kaplan ne kadar yazıktır değil mi? O erimiş ruhsuz hücrelerin fokur fokur faşizme hizmet edercesine yarışta olması bir beden için çöküş değil de nedir? Hem siz de biliyorsunuz otoliz denen bişi var. Bazı işbirlikçi ve ihanet çemberine girip kendini tüketen hücreler intihar eder. Yani hücrenin de biraz kendine yönelik öz eleştirisidir.

İnsan’da yüz olmayınca hücrenin suçu nedir? Sen söyle Hilal Kaplan!

Twitter’de, köşe yazılarında ahır temizliği sonrası beynin ve nevrinin dönmesi ile insan word’un başına geçmemeli bence. Geçerse çarşaf çarşaf saçmalar, döşek döşek faşizm ve bir yastık da kocamak üzere ukalalık taslar. Türk medyasının bitmez uranyum kaynağı Kürtler’e yaklaşımı atom altı parçacıkların Cern deneyinde çarpışa dursun, son Feng Şui hocamız senyorita Hilal Kaplan da geldi söylemsel soytarılık tahtını ateşi olmayan meşale ile ele alıp kendince yol aldırıyor. Bahtın açık olsun, karşına cillop Bahattin abê çıksın diyelim…
***
Polis Akademisi Başkanlık Güvenlik Bilimleri Enstitüsü…
Ne qaar güzel isim değil mi?
Şahsen hiç bişi anlamadım! Yani bu kelimelerden oluşturulan ve ortaya çıkan “sözde enstitü” (Ne oldu! Zorunuza mı gitti sözde deyince sayın akademik başkanlık şefleri?) içeriğine dair zerre bir çağrışım vermiyor. Aslında veriyor ama burada anlatamam açık seçik.
Bu ülkede zaten binlerce geyik kurum var. Ad ve içerikleri evinize paspas, kapınıza köylerde sıkça verilen köpek adı ile ‘beko’…
Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde öhüü! Ülkemizin huzuru ve teğetler aşkına öhüü! Nerdesin tek bacaklı Edward, nerdesin Aslan yürekli Richard’ım! Londra yanıyor, Polis Akademisi Başkanlık Güvenlik Bilimleri Enstitüsü benden biliyor.
Yukarda ki pasaj Hegel’in Tinsel Özbenliksel bilmem ne’lojisinden alınma gibi dursa da bakmayın tutarlı bir zemini var. Xalê Seydîxan’ın da takdir ve izni ile ben konuya geçeyim.
Şimdi bu enstitü Van’da bir anket yapmış. Aristo mantıklı, mantar soteli sonuçlu akıllara zarar bir analizi olan ve Van Gölü Caneveri Diş Artıkları Derneği Anketine layık görülmesini istediğim bir çalışma. Koca ilde bulmuşlar badem bıyıklı, pantolonuna gömlek sarkmış very important şakirtleri. 385 kişi ile örneklem bir küme üzerinden Kürt kamuoyunun nabzını ölçüp sonuç itibari ile şöyle bir sonuç çıkarmışlar: Namaz kılıyorsa PKK’yi sevmiyor.
Kürt hareketi, Kürt-Türk ilişkileri ve daha pek çok garip siyasi soru sorup araya bir tane de “Namaz kılma sıkılığınız nedir” gibi bir soruda eklemişler. Ve Spss programı açıp korelâsyonu +1’den +21’e çekip inceltip ustura ile ideolojik kıyım mı desin, saçmalığın anatomisine analog giriş mi dersin artık hayal gücüne kalmış ey okur! İşte bundan yapmışlar.
Yani Kürde dair liberal-olumsuz bir söylem veren o ‘halktan’ birinin hemen namaz sorusu da baz alınıp ortaya sonuç çıkarılmış. Zaten yapan kurum da o kadar güvenilir ki, ve o kadar halkla iç içe girip soru sormuşlar ki insanın duygulanmaması elde değil.
Ne qaar güzel anket değil mi?
Şahsen çok şey anladım!..
***
Ne demişler...
Evden çok uzaklaşırsan kökünü unutursun…
Çok adam öldürürsen kendini unutursun.
Savaşta ölürsen, hayatın toprağa giren yağmur gibi sırra kadem basar.
İşte o esnada birine âşık olursan, umut tekrar filizlenir.
Ve hayatı tutkuyla kucaklarsın.
Feleğin Kürtsel halinin sırra kadem bastığı o anda halkına âşık olup umut filizlerini tutkuya dönüştüren o güzel insanların diriliş atılımını selamlıyorum.