
Para için sanat yapmadığını belirten Beytocan, Kürt halkının acılarını yansıtmaya çalıştığını dile getiriyor. Beytocan ile müzik çalışmaları ve politika hakkında konuştuk.
Müziğe ilginiz ne zaman ve nasıl başladı?
Diyarbakır’da liseye giderken zaman zaman çay bahçelerinde ve parklarda sahnelere çıkıp şarkı söylerdim. Bir dönem kültürel, sanatsal ve folklorik faaliyetlere önem veren Ticaret Lisesi’nde okudum. Okulda yardıma ihtiyacı olanlara destek olmak amacıyla kültürel etkinlikler örgütleniyordu. Bu gecelerde şarkı söylüyordum. Üniversite sınavlarına girmek için İstanbul’a gittiğimde teyzemin oğlunun yanında kaldım. Onun aracılığıyla Orhan Gencebay’la tanıştım. O zaman Gencebay çok popülerdi. Daha sonra Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okumaya başladım. Ailemin gönderdiği para ile geçinemediğim için akşamları pavyonlarda şarkı söylüyordum.
Politikayla tanışmanız nasıl oldu?
Politikayla ilgisi olmayan dindar ve feodal bir aileden, şeyh ailesinden geliyorum. Ama batıda yaşadığınızda Kürtlere karşı olan ayrımcılığı ve baskıyı daha rahat farkediyorsunuz. Bu nedenle okulda solcu ve devrimcilerle birlikte hareket ediyordum. Aynı evde kalan arkadaşımla birlikte pavyona giderken etrafımızı sağcılar sardılar. Bizi zincirlerle dövdüler. Son sınıfta iken okulu bırakmak zorunda kaldım. Bir süre Diyarbakır’da kaldıktan sonra İzmir’e yerleştim ve bir işçi semti Karabağlar’da bir kahvehane açtım. 12 Eylül darbesinden sonra 16 Aralık 1980’de tutuklandım. O zaman yeni evlenmiştim ve çocuğum 6 aylıktı. İzmir, Eskişehir, Kütahya, Urfa, Diyarbakır cezaevlerinde 6.5 yıl kaldıktan sonra 1987 yılının Newroz’unda, tahliye edildim.
Neden bu kadar cezaevinde kaldınız?
Bana örgüt üyesi olmaktan ceza verdiler, ama benim hiçbir örgütle ilişkim yoktu. Bana bölücü örgüt üyesisin dediler. Ben ne bölücülüğü ne de örgütü biliyordum. Ama Kürt olmak bölücü olmaktı onlar için.
Cezaevinin ardından, şarkı söylemeye başladınız...
Aslında ben sanatçı değilim. Koşullar beni sanata ve müzik yapmaya zorladı. Cezaevinden çıktıktan sonra İstanbul’a gittim ve geçinebilmek için müzikle uğraşmaya başladım. Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses’i daha önceleri tanıyordum. Gencebay’ın asistanlığını yaptım. Bir yandan da kaset çıkarmak isteyen sanatçılara yardım ediyordum. Bir dönem Selami Şahin’le birlikte çalıştım. Şahin bir gün bana ‘neden yazdıklarını kendin söylemiyorsun’ diye sordu. Beni bestelerimi okumam için teşvik etti. Bana Beytocan adını veren de Şahin’dir. Benim esas adım Beytullah Güneri’dir. 1990 yılında ilk kasetim çıktı. İçinde 12 Kürtçe şarkı vardı. Bu kaseti yapmak 4 saat 10 dakika aldı. Ve 220 bin kaset kısa bir süre içinde satıldı.
Çalışmalarınızla böylesi bir başarıyı bekliyor muydunuz?
Beklemiyordum. Kaset satışı beni şaşırttı. Biz kasetin reklamını bile yapmamıştık. Ben halkın gerisinde kalmaktan, onlara ayak uyduramamaktan korkuyordum. Ama halk şarkılarımı beğendi ve benimsedi. Böylelikle sanatçı oldum. Daha sonra bir kaset daha yaptım. O sıralar Türkiye’den ayrılmaya karar verdim. 1992’de İsveç’e gelerek iltica ettim.
Şarkılarınızda hangi mesajları veriyorsunuz?
Ben bu dünyanın gelip geçici olduğunu söylüyorum. Neden insanca ve kardeşçe yaşamayalım. Ben köyleri gezdim ve elleri nasırlı kadınların nasıl hiç ölmeyecekmiş gibi çalıştıklarını gördüm. Ben onlara ‘uyanın bir başka dünya var’ diyorum. Halkımızın uyanmasına biraz katkıda bulunmak istiyorum. Beni birçok Türk aradı. Şarkılarımın sözlerindeki anlamı öğrenebilmek için Kürtçe kurslarına gitmeye başladıklarını söylediler. Bu benim için çok büyük bir olay.
İbrahim Tatlıses’le neden mahkemelik oldunuz?
Tatlıses “Rindamin” adlı parçamı benden izin almadan söyledi. “Arama” adıyla çıkardığı kasette sözlerin bana ait olduğunu da belirtmedi. Bu nedenle kendisini mahkemeye verdim. Ancak mahkeme henüz sonuçlanmadı. Tatlıses’ten önce 31 kişi bu parçamı benden izin alarak okudu.
Arabesk söylediğiniz ve Kürtlerin Müslüm Gürses’i olduğunuz eleştirilerini nasıl karşılıyorsunuz?
Müslüm Gürses’i ve Türkiye’deki arabeski iyi tanırım. Şarkılarımın arabeskle ilgisi yok. Türkiye’de arabeskin babası Orhan Gencebay’dır. Gencebay sistemin çekirdeğidir. Gencebay, 1970’li yıllarda arabeski bir ekol haline getirdi. Şimdi düzen Tarkan gibileri yaratıyor. Ben halkımızın çektiği acıları, baskıları yansıtmaya çalışıyorum.
TRT 6’da söylemeniz için teklif aldığınız söyleniyor?
Bana Türkiye’ye dönmem halinde hukuki sorunlarımın çözümü için yardımcı olacaklarını söylediler. TRT 6’da söylememi istediler. Teşekkür ettim ve kabul etmedim. Ben halkımızı ezen ve baskı altında tutan bir devletin kanalında şarkı söylemeyi uygun bulmuyorum. Para için devletin kanalında söylemeye hakkım yok. Kimsenin bunu yapmaya hakkı yok. Ben o kanalda söylersem Kürt halkının yüzüne nasıl bakarım?
‘Hammadde içinde değilim’
Çok besteniz var, ama çok albümünüz yok. Bunun nedeni nedir?
Sanat eğer para için yapılıyorsa bu ticarete girer. Bu nedenle de her yıl bir albüm veya CD çıkarmak gerekir. Ben 10 senede ancak bir CD hazırlayabiliyorum. Bunu da halkımın talep ve çıkarlarına uygun bir biçimde yapmaya çalışıyorum. İsveç’ten Kürdistan’ı hayal ederek orada yaşıyormuş gibi Kürt sorununu anlatmak çok zordur. Yani hammaddenin içinde değilim. Yurt dışında iken İsveç ve Hollanda’da iki CD yaptım. Halkımıza ulaştığı için de çok mutluyum. Bu güzel halka sevgi ve saygılarımı yolluyorum.
MURAT KUSEYRİ / STOCKHOLM