• Kürt Özgürlük Hareketi'ni ve Önderliğini zayıflatma, itibarsızlaştırma ve kitleleri domine edebilecek bir güç konumundan çıkarma stratejisi var.
  • Özellikle dijital medya üzerinden geliştirilen büyük saldırı kampanyası, Türk devleti açısından “mücadele-müzakere” dinamiklerinden birinin bu şekilde işlediğini gösteriyor.

İLHAM BAKIR

Ortadoğu’da savaş, müzakere, diplomasi çemberinde emperyalist paylaşım ve bu bağlamda yeni bir düzen kurma mücadelesi her geçen gün yoğunlaşarak devam ediyor. Küresel emperyalist güçlerden bölge diktatörlüklerine, tekçi ulus devletlerden dinsel ve etnik gruplara, vekil güçlerden paramiliter çete gruplarına varasıya herkes, Ortadoğu’daki savaş ve müzakeredeki yerini tahkim etmek, büyük yıkım, kıyım ve katliamlar pahasına ortaya çıkan ranttan payına düşeni almak için kıyasıya mücadele diyor; ittifaklar kuruyor, ittifaklar dağıtıyor, rantın en yakınında pozisyon almaya çalışıyor.

İnsanlığın tarih boyunca ortaya çıkardığı evrensel değerlerin ayaklar altına alındığı bu cehenneme çevrilmiş coğrafyanın orta yerinde Kürdistan ve Kürtler duruyor. Ayakta kalmaya, varlığını ve onurunu korumaya, bunu yaparken evrensel insani değerlerden taviz vermemeye çalışan Kürt halk gerçekliği, her şeyin rantla ölçüldüğü değerler dünyasında insanlığın umudu ve kurtuluşu olacak erdemin öncülüğünü yapıyor. Bir yandan yaşadığı coğrafyanın tarihsel ahlaki doğal toplumunun en önemli yaratıcısı ve mirasçısı bir halk olmaktan doğan sorumluluğu yüklenirken, diğer yandan da sahip olduğu ahlaki politik toplum paradigması ve Önderliğinin yol göstericiliğinde gerçek ve kalıcı bir barışın kapsını aralamaya çalışıyor. 

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, gerçek ve kalıcı bir barışı, bir arada ve eşitçe yaşama umudunu çoğalttıkça bu durumu kendi çıkarlarına uygun bulmayan pek çok çevrenin, örgütlü ve sistemli yoğun saldırısına maruz kalıyor. Silahlı mücadelenin son bulduğu, sivil siyaset alanının Türkiye ve uluslararası alanda 'terör' parantezinden kurtularak yasal zeminde bir mücadeleye dönüştüğü oranda, toplum nezdinde ve uluslararası zeminde yakalayacağı meşruiyet ve bu meşruiyetin sağlayacağı büyüme ve siyaseti domine etme potansiyeli, Türkiyeyi yöneten güçleri ve ortaklarını tedirgin edip çözüm süreci konusunda bir ikileme sürüklüyor. Aynı şekilde iktidar ortaklığının dışında kalan ve temelde Kürt karşıtlığı üzerinden kendini var etmiş olan Türk milliyetçileri, Kemalistler ve kendini ulusal sol olarak tanımlayan nasyonalistler, bu süreçten en çok tedirgin olan ve Kürt karşıtlığının geçer akçe olma halini yitirmesiyle sermayesiz kalacak olan kesimlerdir.

O halde Türkiye devletini yöneten güçler açısından durum şudur ve süreç şu şekilde işletilmek isteniyor: Ortadoğu’daki bütün gelişmelerin ve emperyalist paylaşım alanlarının orta yerinde yer alan, 40-50 milyonluk dinamik, direngen Kürt kimliğini sahiplenmede son derece siyasallaşmış bir halkı karşısına almak, onunla düşman olmak akıllıca bir tutum değildir; bölgede rant alanları yaratma, hegemonya kurma noktasında sürekli meşgul olacağı devasa bir sorunla karşı karşıya kalmak demektir. Böylesi bir sorunla karşı karşıya kalmamak için Kürtler ile dost görünmek, onlarla müzakere ediyor ve taleplerini karşılıyor gibi görünürken bir yandan da Kürtler adına müzakere eden Kürt Özgürlük Hareketi'ni ve Önderliğini zayıflatmak, itibarsızlaştırmak ve kitleleri domine edebilecek bir güç konumundan çıkarmak, temel stratejisi olarak gelişiyor. Kürt Özgürlük Hareketi'ne ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a dönük özellikle dijital medya üzerinden geliştirilen büyük saldırı kampanyası, tam da bu stratejinin önemli bir parçası olarak işlev görüyor. Büyük bir trol ordusunun bu iş için seferber edildiği, Türkiye Cumhuriyeti açısından “mücadele-müzakere” dinamiklerinden birinin bu şekilde işlediği görülüyor.

Hem mevcut sürdürdükleri saldırı kampanyasına takviye güç devşirmek hem de Kürt Özgürlük Hareketi’nin güçten düşürüleceği koşullarda ortaya kendi kontrolleri dışında bir gücün gelişmesini engelleyebilmek için de ezelden beri Kürt Özgürlük Hareketi'ne düşman olan, ortaya çıkmasıyla Kürtlük üzerinden elde ettikleri maddi ve manevi rantı kaybeden ve kendisine 'Kürt milliyetçisi' diyen kesimler, öne çıkarılıp parlatılmaya çalışılıyor. Kürt halkının büyük mücadelele, muazzam direniş ve ağır bedel ödemeleriyle işleyen son 50 yıllık sürecinde esamesi okunmayan, kaçtıkları korunaklı deliklerden kafalarını dahi uzatmaya korkan, konfor alanlarından zerre ödün vermeyenlerin, Kürtçe şarkı söylemenin bile bedelinin ölüm olduğu koşullarda bağımsız Kürdistan’dan aşağısını dile getirmeyenlerin devletin bir soruşturmasına bile uğramaması, son derece manidardır ve devletten gördükleri desteğin önemli bir kanıtıdır. Birden bire ortaya çıkmaları, sadece bir tabeladan müteşekkil partilerinin büyük bir telaşla il ve ilçe kongrelerini yapmaları, büyük bir arsızlık ve edepsizlikle Kürt Özgürlük Hareketi’ne, Önderliğine, yaratılan değer ve kurumlara saldırmaları, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın yaratması muhtemel fırsatlarından yararlanma telaşı ve arsız iştahından başka bir şey değildir. 

Süreç yürüyecek, Kürt Özgürlük Hareketi'nin “müzakere-mücadele dinamiği” işleyecek, muazzam değişim, dönüşümün ve kazanımların kapıları aralanacak. Tarihin doğru yakasında duranlar ile tetikçilik yapanların ahlaki hesaplaşması ilanihaye sürecek.