• Devletin “asıl aklı”, müzakere sürecinin amacını PKK’yi silahsızlandırmakla sınırlamayı ve ABD ile gizli anlaşmaya varan iktidarı korumak için de diktatörlüğe gitmeyi çıkış yolu sayıyor.
  • Başkan Öcalan, 'çerçeve yasa’yı 'başlangıç yasası'na dönüştürerek kuşatmayı kırmaya çalışıyor. YENİ Parti de “siyasi genel af” talebiyle bir “Türkiye uzlaşması” yolunu açmalıdır.

VEYSİ SARISÖZEN

Hiçbirimiz NATO Zirvesi öncesinde Türkiye ile ABD arasında ne gibi gizli anlaşmaların imzalandığını bilmiyoruz. Bildiğimiz bazı gerçekler var. Türkiye’nin kuzeyinde Rusya ile Ukrayna; doğusunda ABD ile İran; güneyinde İsrail ile Lübnan arasında savaşın tırmandığını; batısında da İsrail, Kıbrıs ve Mısır arasında Türkiye’yi “tehdit” eden bir ittifakın gerçekleştiğini biliyoruz.  Bunları bildiğimizden ABD ve AB’nin, Türk ordusunu bu savaşlara ya da bu savaşlardan birine sürüklemek isteyebileceğini de tahmin ediyoruz. Avrupalılar ve Amerikalılar, kendi askerleri yerine Türk askerlerinin ölmesini doğal olarak isterler. Kunuri’den beri değişmez bir istektir bu.

Eğer bu amaçla Erdoğan ile Trump arasında bir gizli anlaşma yapıldıysa Türk devleti de endişe duyuyor olmalıdır. Duyuyorlardır ama III. Dünya Savaşı şartlarında çok fazla seçenekleri yoktur. Savaşa sürüklenmemek için “iç cephe"yi güçlendirmek ama mevcut rejimi devam ettirmek için de “iç cephe"yi parçalamak gibi bir açmaza girmişlerdir. Bir yandan Kürt Özgürlük Hareketi ile barışarak "güçlendiriyoruz" dedikleri "iç cephe"yi, diğer taraftan YENİ Parti’ye karşı iktidarı korumak için savaşı tırmandırarak dinamitliyorlar.

Devletin “asıl aklı”nın çalışması

Devletin “asıl aklı”, eğer savaşa bulaşmak mukadderse müzakere sürecinin amacını PKK’yi silahsızlandırmakla sınırlamayı; bu yolla “iç düşman” olarak PKK’yi tasfiye etmeyi ve ABD’yle gizli anlaşmaya varan iktidarı korumak için de diktatörlüğe gitmeyi biricik çıkış yolu sayıyor. Devletin “asıl aklı” böyle çalışıyor. Bu aklı küçümsemek feci sonuçlar doğurur, çünkü bu akla uyanlar büyük çoğunluktur. Butlancı Kemal’den Erdoğan’a, İyi Parti’den Zafer Partisi'ne, YENİ Parti içindeki azımsanmayacak sayıdaki müfrit ulusalcıdan “sosyal-şövenist solcuya” kadar, kimisi bu “asıl aklın” Kürt düşmanı genetik kodlarına ortak olan, kimisi diktatörlükte YENİ Parti’nin yerini alarak “çakma muhaliflik” hevesine kapılan geniş bir cephe karşımızda duruyor. Bunlar, Kürt'e düşman bir diktatörlüğün savaş hükümeti olacağını ve savaşın ülkeye felaket getireceğini, dar ve sorumsuz bir tutumla görmezlikten geliyor. Hepsi de ya “laik milliyetçi” ya “dinci milliyetçi” ya da “sosyal milliyetçi”dir ve savundukları vatanlarına ihanete yürüyorlar. Bu ihanet, hem demokratikleşmeyi tehdit edip diktatörlüğün önünü açıyor hem de ülkenin savaşa sürüklenmesine destek anlamına geliyor. Bunlar pratikte hem PKK’yi ve DEM Parti’yi hem de YENİ Parti’yi kuşatarak tasfiye etmenin peşinde koşuyor.

Başkan Öcalan kırmaya çalışıyor

İki yaşlı ortak, yani Erdoğan ve Kılıçdaroğlu da inanılır gibi değil ama bu “asıl aklı” kendi kafacıklarındaki akıl sanarak kendilerini diktatörlüğe ve savaşa gidişin komutanları olarak görüyor. Az sonra ya emekli edileceklerdir ya da direnirlerse çarmıha gerileceklerdir. "Danışmanlar ve Bakanlar Cuntası" Erdoğan sonrasına ve CHP’deki “orta yolcular” da Butlan Kemal sonrasına hazırlanıyor.

Başkan Öcalan, 27 Şubat çizgisini sürdürüp bu kuşatmayı, 'çerçeve yasa’yı “başlangıç” yasasına dönüştürerek kırmaya çalışıyor. Devlet ile uzlaşmayı “önce silahsızlanma sonra demokrasi” ya da “önce demokrasi sonra silahsızlanma” anlaşmazlığından çıkararak “etap etap silahsızlanma ve etap etap demokratikleşme” temelinde sağlamış görünüyor. Hareket, silahsızlanma yolunda “bir” adım atacak, devlet de buna karşılık demokratikleşme yolunda “bir” adım atacak. Eğer bu karşılıklı adımlar birbirini izlerse silahsızlanma da demokratikleşme de tamamlanmış olacak.

Sahadakiler ne yapacak?

Hareket, 'çerçeve yasa'yla silahsızlanma yolunda kesinlikle bir adım atacaktır. Devlet, belli ki; dağdan inecek, zindandan çıkacak, diasporadan dönecek olanların siyasi, toplumsal ve kültürel hayata katılmalarına bir dizi “şartla” evet diyecektir. Bu şartlar, şimdilik kabul görmüştür. Hareket, bu durumda “ikinci” adımı bu “şartların” titiz bir değerlendirmesi sonucunda atacaktır. Şartlar, müzakere sürecinin birinci aşamasında varılan uzlaşmanın sonucuyken, müzakerenin ikinci aşaması ise bu şartların Başkan Öcalan ile devlet arasında tartışılarak yeni bir uzlaşmayla iyileştirilmesi hedefine yönelecektir. Kısaca 'çerçeve yasa' bu anlamda bir “kök yasa” işlevi görmüş olacaktır. Evet, başmüzakereci olarak Öcalan’ın neler yapacağı açıktır. Soru, sahadaki güçlerin ne yapacağıdır? Sahadakilerin yapacakları, masada Başkan Öcalan’ı ya güçlendirecek ya da zayıflatacaktır. Demek ki asıl büyük sorumluluk sahadakilere düşmektedir.

Kuvvetli bir demokrasi cephesi

Devletin “asıl aklı"nın PKK’yi silahsızlandırarak tasfiye etmek ve YENİ Parti'yi de tasfiye ederek savaşa hazır bir diktatörlük rejimi kurmak yönünde işlediğine göre, en önce devleti yöneten AKP bürokratlarının “aklını başına getirmek” için kuvvetli bir demokrasi cephesine ihtiyaç vardır. DEM Parti, YENİ Parti, adına layık sosyalist ve komünist partiler, özgürlükçü Müslümanlar, önce 'çerçeve yasa’ya kuvvetli bir “evet” demeli, yasa sonrasında Başkan Öcalan ve Hareket'in demokratikleşme yönündeki çabalarına destek vermek için birlikte demokratikleşme yönündeki ortak taleplerini kuvvetle dile getirmelidir.

Davutoğlu ve iki tehlike

Gelecek Parti'nin kendini tasfiye etmesiyle birlikte Ahmet Davutoğlu’nun “kirli siyaset"ten ayrıldığını söylerken dile getirdiği “iki tehlike”ye işaret edeceğim. Davutoğlu'na göre; birisi diktatörlüğe yönelme, diğeri ise buna tepki olarak “rövanşıst” eğilimlerin güç kazanma tehlikesidir. Nitekim kendisini desteklemek için yayına başlayan Karar gazetesinde Yağmur Tunalı isimli yazar, YENİ Parti’yi PKK’nin amaçlarına hizmet etmekle suçlamış, benzer argümanlarla da sözde Özel’i destekleyen Cumhuriyet gazetesinde Zülal Kalkandelen de YENİ Parti'ye tıpa tıp benzer bir yazıyla saldırmıştır. Diktatörlüğe gidişi destekleyen bu yazıların yanı sıra darbe süreci ekonomik krizin yükü altında ezilen kitlelerde “intikam alma” eğilimini her geçen gün tırmandırıyor. Diktatörlükten ve rövanşizmden çıkış, müzakere sürecinin hızlanması ve demokrasiye yol açmasındadır ama darbe süreci, müzakere sürecinin demokratikleşme yönünde ilerlemesinin önünde büyük bir engeldir.

YENİ Parti'ye öneri

Kişisel görüşümü burada dile getireceğim: Bir yandan Başkan Öcalan’ın bu açmazdan çıkış çabalarına var güçle destek verirken, YENİ Parti aynı zamanda demokrasiye geçmenin en kestirme yolu olarak “siyasi genel af” talebiyle bir “Türkiye uzlaşması” yolunu açmalıdır. Böyle bir af, hem YENİ Parti’nin tasfiyesini sonlandırır ve AKP’nin iktidardan düşme durumunda “rövanşist” saldırı korkusunu nihayete indirir hem de çakma darbenin sonucunda meydana gelen korkutucu düşmanlığı bitirir ve Hareket'in silahsızlanarak siyasi yaşama bir bütün halinde katılma imkanını sağlayarak, tereddüt ve kaygılarını giderir. Böylece bu “Türkiye uzlaşması”, YENİ Parti’yi, aynı zamanda PKK ve HDP’yi tasfiye etme, diktatörlükten pay kopartma ve savaşın getireceği felakete aldırmama konumundakileri etkisizleştirir.

Dikkat buyurun: Önerim DEM Parti’ye değil, YENİ Parti’yedir, çünkü iktidara en yakın YENİ Parti’dir. "Siyasi genel af” onun programatik hedeflerinden biri olmalıdır. DEM Parti üstüne düşeni yapmak için zaten ter döküyor.