• Komün, doğrudan demokrasi ilkeleriyle işlevleşir. Temsil yerine katılım esastır. Söz, karar ve yetki, tüm komünündür.
  • Meclisler, bürokratik, hiyerarşik, tahakkümcü, despot, tekçi ve renksiz bir işleyiş, çalışma ve zihniyete sahip değildir.

DEMİR ÇELİK

Immanuel Wallerstein, Noam Chomsky, Muray Bookchin gibi düşünürler ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın devletin oluşumuna, gelişimine ve işlevine yönelik eleştirileri biliniyor. Devlet ve iktidarı insanlığın başına bela; her şeyi kendine bağlayan bir avuç tekelcinin dışında tüm insanlığa zulüm ve katliama neden olan bu organizasyona alternatif sistem arayışında oldular.

İnsanlığın başına bela olduğu kadar eko-sistem kırımının da nedeni olan devletin, demokrasi ve özgürlükle bağdaşmasının asla mümkün olamayacağını belirten bu düşünürler, toplumun öz gücüne dayanarak demokratik tarzda örgütlenmesi halinde devletin küçültüleceğini, toplumun ve toplumsallığın büyütüleceğini de ifade ediyor. Merkezi hiyerarşikçi devlet yerine, yetkileri toplumsal kesimlere yatay dağıtılan, sürekli değişimi yaşayan, her kesimin kendi komünü ya da meclisi içinde temsil hakkına sahip olduğu, irade ve karar gücü haline geldiği; tekçi değil, çoğulcu, kadın, gençlik, farklı kimlik ve inançların söz, karar ve inisiyatife sahip oldukları, tek dillilik yerine çok dilliliği esas alan insan toplumsallığına dayalı sistem ile bunun mümkün olacağını savunuyorlar. Siyasal sistemlerini birinci ve ikinci doğanın uyumu ve sürdürülmesi gerektiği teziyle en küçük ölçekte ve en dar düzeyde insanların örgütlü olmalarının altını çiziyorlar. Söz konusu şahsiyetlerin savuna geldikleri bu mücadele yolu ve yöntemi, tarih boyuncada birçok kez yaşanan gerçeklikti. 11. yüzyılda Milano, Cenova’da tüccar ve zanaatkarların haklarını savunmak amacıyla oluşturulan komün örgütlenmesi, 12. yüzyılda Fransa ve Almanya’da yerel halkların egemenlerden kendi kendilerini yönetmenin imtiyazına sahip olmalarıyla hayat buldu. 1789 Fransız Devrimi’nde gündeme oturan komün hareketi, 1871 Paris Komünü pratiği ile tarihe iz bırakan deneyim oldu.

En küçük taban örgütlenmesi

Fransızcada commune (belediye) veya başka bir ifadeyle ortak yaşam birimi. İngilizcede commune ortak yaşam alanı. Almancada kommune (belediye/yerel idare) birimi. İtalyancada comune (belediye veya ortak/müşterek idare) birimi. Görüleceği üzere komün; en küçük ortak yaşam alanın örgütlenmesi anlamında, topluma en yakın ve hizmet üreten birim olarak tarihte ve toplumda yerini almış bulunuyor.

Toplumsal yaşamın demokratik en küçük birimi komündür. Toplulukların ortak ihtiyaçlarını birlikte karşılamanın, kararları kolektif biçimde almanın ve ekonomik-sosyal dayanışmayı güçlendirmenin örgütlenme hali komündür. Komün, mahalle, köy, işyeri, okul, kooperatif ya da daha küçük ölçekteki taban örgütlenmesidir.

Doğrudan demokrasi ilkeleri

Devletin veya merkezi kurumların yerine geçmez, farklı toplumsal kesimlerin kendilerini etik ve ahlaki değerlerle yönetmelerinin örgütlü birimi olan komün, doğrudan demokrasi ilkeleri ile işlevleşir. Cinsiyet eşitliği, ekolojik yaşam, dayanışma ekonomisi ve öz savunma temel ilkelerinin işlerlik kazandığı komünde, temsil yerine katılım esastır. Söz, karar ve yetki, tüm komünündür.

Alternatif yasama organı

Birçok komünün yan yana gelmesi ile meclisler oluşur. En üst birimden en alt birimine kadar, halkın doğrudan katılımıyla işleyen devlet alternatifi sistemin yasama organı meclistir. İhtiyaca göre oluşan komisyonlar, komünler üzerinden halkın direkt katılımıyla inşa edilen meclisler, tüm alanların, bölgelerin, şehir ve eyaletlerin, farklı meslekten sivil toplum örgütlerinin, kadın, gençlik, inanç ve farklı toplulukların öz güç üzerinden örgütlenmelerinin ana birimidir. Her köyün birden fazla komünü olabileceği gibi birden fazla meclisi de olabilir. Her şehir, her semt, her mahalle ihtiyaca göre örgütlendirilmiş meclislerle yönetilirler. Genel anlamda meclisler; merkeziyetçi, bürokratik, tekçi ve oligarşik yönetim biçimlerine alternatif örgütlenme biçimi olup halkçı, demokratik ve paylaşımcıdırlar. Farklı politik ve sivil toplum iradesini, değişik cins ve inançları eşgüdüm ve koordinasyon esasıyla ortaklaştırır. Meclisler, bütün yapıların varoluş hallerini katılım esasına göre ortaya çıkartan ve yöneten; bu anlamda da tamamen halka dayanan, ortaklaşmanın ve paylaşmanın siyasi irade birliğidir. Tekçiliği, egemen olmayı, katı merkeziyetçi yönetim yapısını kabul etmeyen, son derece esnek, toplumun farklı katmanlarını oluşturan demokrasi güçlerine aynı perspektifle yaklaşan, politik ve sosyal yapılar ile ekonomik ve askeri yapılar arasında belli bir dengeyi oluşturmada söz, karar ve yetki tüm meclisindir. 

Tüm sorunların çözüm merkezi

 İktidarı, devleti, egemenliği, despotizm ve faşizmi reddeden farklı sınıf ve sosyal yapıların kendilerini ifade ettikleri, kimlik ve inançlarını özgürce dile getirdikleri, tüm bu konularda ortak kararlara ulaştıkları yer olan meclisler, inşa edildiği yerlerdeki tüm sorunların çözüm merkezidir. Ekonomik, kültürel, siyasal, ekolojik ve cins sorunlarının çözümü konusunda birinci derecede sorumlu olduğu gibi, iç ve dış siyaseti belirleme ve bunu hayata geçirme konusunda da sorumludur. Farklı politik, sosyal ve toplumsal farklılıkları gözeten ve dengeleyen, özgürlük ve eşitliği olmazsa olmaz olarak ele alan ve uygulayan bir perspektife sahiptir. 

Demokratik Konfederalizm formu

Meclisler, katı ve tekçi ideolojik-düşünsel ve teorik kalıplara oturan bir yapıya sahip değildir. Toplumun komünal değerlerinden beslenmeyi, halksal ve toplumsal olan tüm düşünce ve ideolojik damarları esas alır. İdeolojik çizgisi, komünal yaşam tarzına hayat verecek olan demokrasi ve özgürlük çizgisidir. Demokrasi ve özgürlük, komünal yaşamın ideolojisidir. Daha farklı bir ifadeyle komünal yaşam tarzının formu, Demokratik Konfederalizmdir. Onun ruhu da demokrasi ve özgürlükle yoğrulmuş olan düşünsel ve felsefik tezlerin bütünü olmanın ideolojik çizgisidir.

Meclisler ahlaki-politik toplumun hayat bulmasında birinci derecede rol oynayan politik karar merkezleridir. Durum tespitini yapar, bu tespitten hareketle karar alır, ardından da pratik uygulamalar temelinde sistemin inşası için gerekli koşulları yaratır. Kapitalist modernitenin kirlettiği toplumu temizler, düşürdüğü kadını ayağa kaldırır, egemen hale getirilen erkek ve onun iradesini bastırır, çürütülüp yozlaştırılan yaşamı tamamen yıkıp yerine demokratik yaşam tarzını koyar. Şiddetsiz, devletsiz, özgür ve eşitliği savunan tüm toplumsal kesimleri kendi bünyesinde barındıran demokratik bir örgütsel duruşu ifade eder. 

Esasta özgün ve özerktirler

Meclisler, bürokratik, hiyerarşik, tahakkümcü, despot, tekçi ve renksiz bir işleyiş, çalışma ve zihniyete sahip değildir. Bu anlamda hem demokratik, hem iradeli ve özerktirler. Alan, bölge, eyalet ve ülke meclisleri birbirleriyle koordine içinde olurlar. Bununla birlikte, esas olarak özgün ve özerktirler. Kendi içinde özerk işleyişe sahiptirler. Adem-i merkeziyetçilik ilkesine göre çalışırlar, buna göre karar alıp hayata geçirirler. Parça-bütün ilişkisi olmakla birlikte ne bütünün çıkarları için parça genele feda edilir ne de genel bir bütün olarak devre dışı bırakılır. Bu anlamda meclisler hem geneli ve yereli hem de toplumun tüm kesimlerin kararlarının demokratik tarzda alındığı bir platformu da ifade eder. Öz güçlerine dayanan meclisler, coğrafik ve toplumsal olarak bulunduğu ve inşa edildiği yerlerde, özgün ve özerk yetki sahibidir.

Sınırsız ve koordinasyonsuz değil

Elbette ki her meclis, inşa edildiği alanla yetkili ve inisiyatif sahibidir. Ülkeden eyalete, bölgeden ile, ilçeden kasabaya, mahalleden köye doğru seyir gösteren bir çalışma ve yetki alanları vardır. Yani yetkisi ne sınırsızdır ne de diğer meclislerle olan koordinasyondan yoksundur. Eşgüdüm, koordine olma ve adem-i merkeziyetçilik ilkesi esastır. Bu ilkeye göre karar alma iradesi, demokratik otorite ve yetki gücü de onlarındır. Kararı, iradesi, otoritesi ve politik duruşu olmayan herhangi entelektüel bir platform değil, tamamen politik doğrultusu olan, iradesi, kararları, direktifi ve otoritesi tartışılmayan en üst temsil gücüne sahip olan bir platformdur. Meclisler, sadece herhangi bir konuda karar ve otorite sahibi olan, bazı kararları alan, teorik olarak toplumun tüm kesimlerini temsil eden kurum değildir. Aynı zamanda da ahlaki-politik toplumun asla kabul etmeyeceği cinsiyetçiliğe, milliyetçiliğe, bilimciliğe, dinciliğe ve her türlü iktidarcı egemen zihniyete karşı, demokratik ve özgürlüğü yaşam biçimi olarak kabul eden bir karar ve irade kurumudur.