Hizbullah örgütünün kısa bir süre önce yayınladığı manifestoyu değerlendiren KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, “Biz bir yönüyle bunun Kürdistan’da AKP ve Fethullahçıların iflas etmesi anlamına geldiğini düşünüyoruz” dedi. Bayık, AKP hükümetinin son zamanlarda bazı Kürtleri yeniden sürmesini ise şöyle değerlendirdi: “AKP’nin bu sıkışıklığına ne Gülen ne de AKP’nin ‘iyi Kürtleri’ çare bulabilir.” Bayık ile ANF’nin yaptığı söyleşinin beşinci ve son bölümünü yayınlıyoruz.

AKP Hükümetinin hareketinize karşı halen bazı Kürtleri öne sürme girişimlerinde bir sonuç almasının mümkün mü?

Her şeyden önce bu süreci anlamak açısından Kürt halkının Özgürlük Mücadelesinin geldiği düzeyi görmek gerekiyor. Kürt halkı onlarca yıldır yürüttüğü özgürlük mücadelesiyle Türk devletinin klasik politikalarını boşa çıkardı. 1990’larda kullanılmadık yöntem kalmadı. Bugün herkes 1990’lardaki yöntemleri eleştiriyor, teşhir ediyor, bu tür yöntemleri kabul etmiyor. Bu bakımdan şimdi sanki Kürtlerin varlığını kabul ediliyormuş ve Kürt sorunu çözülecekmiş gibi bir üslupla, bir psikolojik savaş yöntemiyle, böyle bir argümana dayanarak Kürt Özgürlük Hareketi tasfiye edilmek isteniyor. Bunun için de bazı Kürtler kullanılıyor. Geçmişte işbirlikçi Kürt de kabul edilmiyordu. Ama şimdi yeni politika işbirlikçi kullanmayı gerektiren bir konseptle yürütülüyor.
Kürt Özgürlük Hareketi’ne, PKK’ye karşı savaşın şiddetlendirildiği ortamda, bu mücadeleden sonuç almak için psikolojik savaş çok önemli bir boyut olarak kullanılıyor. Kimi işbirlikçi Kürtleri kullanmayı önemli görüyorlar. Bunları televizyonlar ve gazetelere çıkarıyorlar, biraz Kürtler ve Kürdistan’dan söz, bağımsızlıktan söz etmelerine tahammül ediyorlar. Böylelikle Kürt halkının kafası karıştırılmak isteniyor. 


Piyasaya sürdükleri kişilerle alternatif yaratamazlar

Kuşkusuz alternatif bir Kürt hareketi yaratma, Kürtleri bölme, hatta BDP’yi parçalama gibi politikalar var. Nitekim siyasi soykırım operasyonlarını Kürt demokratik siyaseti üzerindeki baskıyı kaldırmak adına yaptıklarını ifade ediyorlar. Bunun anlamı bu baskılarla BDP içinde bazılarını aykırı sesler çıkartmaya yöneltmektir. Bunlar çok denendi ama başarılı olamadı. Şimdi piyasaya sürülen kişilerle herhangi bir alternatif Kürt hareketi yaratmaları da mümkün değil. Çünkü alternatif bir hareket olmak demek, içeride ve dışarıda çok yönlü ve sistemli bir Kürt politikasına sahip olmak ve bu çerçevede Türk devletinin inkarcılığına ve mevcut politikalarına karşı mücadele etmek demektir. Bunların ne böyle bir zihniyetleri, ne örgütlülükleri, ne de mücadele edebilecek güçleri var.
Kuşkusuz Türk devleti PKK karşısında farklı bir hareket yaratmak istiyor. Kürtlere “Sadece PKK yok, başka hareketler de var” dedirtmek istiyor. Halbuki Kürdistan’da farklı Kürt partileri zaten var. Çalışır ve mücadele ederlerse kendilerini geliştirebilirler. Bunun önünde bir engel yoktur. Ama “PKK’yi devlet kurdu, ajan bir örgüttür, PKK de şu kadar kötüdür” denilirse, bir halkın on yıllardır yürüttüğü büyük özgürlük mücadelesi, en güzel moral değerleri, en büyük örgütü üzerinde böyle bir karalama kampanyası geliştirilirse, tabii ki bu söylemlerin meşruiyeti olmayacaktır. Bunların Kürdistan’da herhangi bir karşılığının olması da mümkün değildir. Bunlara kimse saygı göstermez.

‘PKK’yi devlet kurdu’ demek eleştiri midir?

Bazıları kalkıp PKK’ye küfrediyor, PKK eleştirdiği zaman ise neden bize eleştiriyor diye kıyamet koparıyor. “PKK’yi devlet kurdu” demek eleştiri midir? “Apo MİT’in, derin devletin adamıdır” demek eleştiri midir? Tabii ki bu tür söylemler kabul edilmez, bu tür söylemlerde bulunanlara gereken cevap verilir. PKK kimseye söz hakkı vermiyor, kimseyi konuşturmuyor biçiminde yaygara koparanlar var. Bir kere herkesin ciddi olması gerekir. Bir kişinin ya da bir siyasi hareketin farklı düşüncesi olabilir, farklı görüşü olabilir, siyasi programı da farklı olabilir. Şöyle özerklik ister, şöyle federasyon ister, şöyle bağımsızlık ister. Ekonomi politikası şu olabilir, sosyal politikası bu olabilir, dünya görüşü şöyle olabilir. Hatta ben silahlı mücadele yapmadan bu işi yürütürüm der. Fakat şimdi yapılan o mudur? PKK niye böyle bir düşünceye saygı göstersin? Bu tür söylemler bir Kürt siyasi görüşü olarak dile getirilemez. Bu bir psikolojik savaş biçimidir. Bunu Kürt, Türk yapabilir, herhangi bir savaş merkezi yapabilir, hiç farkı yoktur.
Gidip Mecliste konuşuyorlar, konuşabilirler, kimsenin konuşmasına engel olacak değiliz. Gidip biz Kürt sorununun çözümünü böyle istiyoruz diyebilirler. Ama oraya gidip PKK’ye küfretmek, PKK şöyle kötü bir örgüttür, şöyle cani bir örgüttür demek kimsenin haddi olamaz. PKK kendisinden başkasına yaşam hakkı tanımıyormuş! Nereden çıktı bu? Örgütleniyorlar, isteyen çalışıyor. Hatta seçimde ortak hareket edip ittifak yapmadılar mı? Bu ittifakın içinde Hak-Par da vardı KADEP de vardı, başkaları da olabilirdi. Şimdi her şeyin bir adabı, terbiyesi, kuralı, meşruiyeti vardır. Herkesin ölçülü ve ciddi olması lazım. Ağzından çıkanı kulağının duyması lazım. Kemal Burkay bu söylemleriyle nasıl meşruiyet bekleyebilir? Bu politika mıdır, bu düşünce belirtmek midir?

12 Eylül’den önce onlarca PKK’liyi öldüren kimdir?

Bir de PKK’nin kendilerine bilmem nasıl saldırdığını iddia ediyorlar. 12 Eylül’den önce PKK’ye saldırıp bitirmek isteyenler sizler değil miydiniz? PKK’nin gelişmesini durdurmak için cephe kurup saldıran, onlarca PKK’liyi öldüren kimdir? Mahkemelerde bu sabit değil mi? PKK’liler onlardan kaç kişi öldürmüş, onlar PKK’den kaç kişi öldürmüş? Darbe öncesinde birçok yerde nerdeyse hizbulkontra gibi PKK taraftarlarını ve sempatizanlarını sokağa çıktıkları zaman vurmuyorlar mıydı? Şimdi bu gerçekleri ters-yüz edecekler! 12 Eylül geldi, bütün sol ve demokrat güçleri ve Kürt hareketini bitirmek istedi. 12 Eylül karşısında dayanamayıp bitmişler, onu bile PKK’ye bağlıyor. Artık bu bir paranoya olmuş.
Sen Türkiye’ye geldin, düşüncen biliniyordu, olumlu yaklaşım da gösterildi, çağrı da yapıldı. Kürtlerin hayrı için çalışmalarda bulunursun diye gereken saygı da gösterildi. Sen ne yaptın? Bunları yapan sen değil misin? Utanmaz adam, 1990’lı yıllarda bu kadar faili meçhul cinayet işlendi. Buna karşı kim direndi? Bunu açığa çıkarmak için kim çaba gösterdi? Köyler niye yakılıp yıkıldı, faili meçhul cinayetler niye yapıldı? Hepsi de PKK bitirmek için yapılmadı mı? Eğer vicdanlı ve ciddi olunmazsa, devletin psikolojik savaşının parçası her ağzına gelen söylenirse, hiç kimse bu tür şeylere saygı gösterilmesini beklemesin. Konuşuluyormuş da tahammül edilemiyormuş! Böyle bir şey yok. Bu tamamen bir demagojidir.

Burkay’a gereken cevap verilmiştir

Bu tür konularda herkes dikkatli ve duyarlı olmalıdır. Sorumluluk duygusu taşıyan her Kürt de duyarlı olmalı, bu tür provokasyonlara gelmemelidir. Kürtler birleşmeye, bu konuda adımlar atmaya yöneliyor, Kemal Burkay provokasyon yaparak bunu engellemeye çalışıyor. BDP ile ortak olunmaz, PKK ile ilişkili olanlarla yan yana gelinmez, PKK’ye karşı tavır almak gerekir dayatması ve provokasyonu içindedir. Bu nedenle “PKK Ergenekon’la ilişkilidir, devlet kurdurdu” yalanını her yerde söyleyerek provokasyon ve tahrik yapıyor. Bunu ancak devletin psikolojik savaş merkezleri yapar. Bunları söylediği zaman PKK elbette tavır koyar. Her türlü yaklaşım içinde olması da meşrudur. Özcesi Kemal Burkay’a ortaya koyduğu pratik nedeniyle gereken cevap verilmiştir. Kemal Burkay’ın geçmişte de olumsuz yaklaşımları vardı. Ama şimdi artık amiyane deyimle zıvanadan çıkmış gibidir. Burkay, ilk önce kendisini, haddini bilecektir. PKK, Önder Apo ve PKK’nin kadroları hakkında ağzına geleni söyleyeceksin, ondan sonra da ben düşünce belirttim diyeceksin! Böyle düşünce belirtme mi olur?

AKP’nin bu sıkışıklığına ‘iyi Kürtler’ çare bulamaz’

Bu tür tutumlar gerçekten de çok tehlikelidir. AKP, devlet bu nedenle çözümsüzlükte ısrar ediyor. Kürt toplumu karşısında hiçbir değeri olmayan yeminli Apo ve PKK düşmanlarına bu kadar bel bağlamakla, aslında AKP’nin Kürt Özgürlük Hareketi karşısındaki başarısızlığını ve yenilgisini ifade ediyor. Nasıl ki Fethullah Gülen’in konuşmaması gereken şeyler konuşmak zorunda kalıp kendisinin teşhir etmiş ise, bu tür kişiliklerin kullanılması da bunu ifade ediyor. F.Gülen kendisinin teşhir olması pahasına o söylemlerde bulundu. Eğer sıkışmasalardı, Fethullah Gülen o kadar devreye girmezdi.
AKP Hükümeti şimdi akla hayale gelmedik saldırılar yapıyor, araçlar kullanıyor. Ancak AKP’nin bu sıkışıklığına ne Fethullah Gülen ne de AKP’nin “iyi Kürtleri” çare bulabilir. Erdoğan başkalarına “Sen üç kaz yönetmezsin” diyor ya, eğer üç kaz yönetemeyecek birisi varsa o da Kemal Burkay’dır. Kendini kurtaramayan AKP’yi nasıl kurtaracak? Bu bakımdan AKP’nin çeşitli Kürtleri kullanarak ya da çeşitli Kürtleri bir araya getirip alternatif yaratmaya çalışarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme politikaları boştur. Buradan bir sonuç çıkmaz. AKP’nin maskesi düşmüştür. Takke düşmüş kel görünmüştür.

Hizbullah bir manifesto yayınladı, burada bazı değerlendirmeleri vardı, bunları nasıl karşılıyorsunuz?

Hizbullah’ın geçmişte Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı devlet tarafından kullanıldığı biliniyor. Bunlar artık belgelidir, açıktır. Bu yönüyle Kürt halkının Özgürlük Mücadelesine geçmişte çok büyük zararlar vermiştir. Batman başta olmak üzere Amed’de ve birçok yerde birçok yurtseveri katletmişt, daha doğrusu devlet kullanmıştı. Ancak Önder Apo’nun yakalanmasından sonra PKK’nin tasfiye olduğu düşünülerek, bu süreçte Hizbullah’ın üzerine de gidildi. Önderleri de katledildi. Bu açıdan herhalde bu süreç Hizbullah açısından da bir değerlendirme süreci oldu. Biraz vicdanlı ve aklı olanlar herhalde geçmişte olanların Kürt halkı ve kendileri açısından ne anlama geldiğini değerlendirip çözümlemişler, bunun özeleştirisini yapmışlardır. Zaman zaman gerçekleri saptıran değerlendirmeleri yine yapıyorlar. Güya geçmişte PKK saldırmış da kendilerini savunmuşlar! Böyle bir şey yok, artık bunu savunmaları doğru değildir. Gerçek ortadadır, bu gerçeği halk da biliyor. Bunlar belgelenmiştir.

‘Hizbullah manifestosu AKP ve Gülen’in iflasıdır’

Son zamanlardaki değerlendirmelerine gelince, tabii şimdiden kesin bir şey söylemek mümkün değil. Biz bir yönüyle bunun Kürdistan’da AKP ve Fethullahçıların iflas etmesi anlamına geldiğini düşünüyoruz. Hizbullahçılar herhalde bunu gördüler, bu alanı doldurmak için yeni bir hamle yapmak istiyorlar. Böyle değerlendirilebilir. Tabii ki bu değerlendirmemiz iyi niyetli bir değerlendirmedir. Ama daha farklı şeyler var mı, bunları bilemiyoruz. AKP ve Fethullahçılar Kürdistan’da etkisizleştikten sonra, derin devletin ve farklı güçlerin Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yeni bir mücadele aracı gibi kullanmak istemeleri ve yönlendirmeleri söz konusu olabilir mi? Bunun için şimdiden bir şey söyleyemeyiz. Bizim şu anda söylemek istediğimiz şudur: Geçmişten çıkarılan derslerle özeleştiri temelinde doğru bir yaklaşım içinde olunmalıdır. Biz kimseyle çatışmaya girmeyeceğiz deniliyor. Bu değerlendirme olumludur. Buna bağlı kalınması gerekiyor. Hiçbir biçimde herhangi bir kışkırtma ve yönlendirmeyle Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi’yle karşı karşıya gelecek bir tutum içine girmemeleri gerekiyor. Eğer yeni bir dönem başlatacaklarsa, bu söylemlerine bağlı kalmaları önemlidir.

‘Kan davasına dönüştüme yaklaşımı içinde değiliz’


Bizi Hizbullah’a karşı herhangi bir tutum alma, karşı karşıya gelme, gerilim, çekişme ve çatışma içine girme gibi bir yaklaşımımız yoktur. Geçmişte çok derin acılar, ağır bedeller olmasına rağmen, yine de bunu bir kan davasına dönüştürme gibi bir yaklaşım içinde değiliz. Bizim için önemli olan halkımızın özgürlüğü ve çıkarlarıdır. Böyle yaklaşım gösteririz. Hizbullah son manifestoda Kürt sorununa karşı bir duyarlılık da ortaya koyuyorlar. Biz isteriz ki Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünde bu duyarlılığın bir katkısı olsun.
Eğer bir ümmet kardeşliği olacaksa, bu kardeşlik Kürtlerin haklarını tanıma temelinde olabilir. İslam’da gerçek ümmet kardeşliği böyledir. Yoksa bir kardeşin haklarını tanımamak, diğerlerinin bütün haklarını tanımak ve bunu da ümmet kardeşliği olarak göstermek doğru değildir. Biz bu açıdan gerçekten İslami vicdanın ve ümmet kardeşliğinin Kürt sorununun çözümüne katkıda bulunacağına inanıyoruz. Kültürel İslam’ın sadece Kürtler değil, bütün Ortadoğu halkları açısından önemli bir değer olduğunu biliyoruz. Devlet şimdiye kadar bunu kullanmıştır. Hizbullah devletin bunu kullanması karşısında doğru tutum takınırsa, bu gerçekten Kürtler açısından çok önemli bir tutum olur. Kürtlerin özgürlük ve demokrasi mücadelesinde önemli bir yer tutar.
Esas olarak Kürt sorununun demokratik çözümünün yaklaştığı dönemde herkesin sorumlu yaklaşmasını önemli görüyoruz. Bu yaklaşımın Hizbullah’ın manifestosuna yansımasını anlamlı buluyoruz. Bu konuda doğru tutum takınılırsa, Türk devletinin Kürt sorununu çözümsüz bırakma ısrarındaki en temel etken de ortadan kaldırılmış olur. Bu yönüyle biz geçmişteki durumu dikkate alarak, bundan sonra daha sorumlu yaklaşılmasını bekliyoruz. 

Ulusal birlik tarihi  bir sorumluluktur

Kürdistan Bölge Başkanı ve KDP lideri Mesud Barzani Ulusal Konferans’ın bu yıl içinde yapılacağını söyledi. Siz de defalarca bu konuda çağrılarda bulundunuz. Siz bu çağrıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz tabii ki bir ulusal kongrenin yapılmasını, ortak bir siyasi ve diplomatik tutum ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Hatta bütün Kürtlerin silahlı güçlerinin herhangi bir saldırı karşısında ortak hareket etmesini sağlayacak bir sistem kurulmasından yanayız. Kürtler arası birliği böyle ele alıyoruz. 20. yüzyılın başında dengeler oluşurken, Kürtler birlik olamadıkları, ortak bir politikaya sahip oluşturamadıkları, ideolojik, siyasi ve örgütsel olarak hazır olmadıkları için Kürt inkarı ve imhasına dayalı bir statüko oluştu. Ortadoğu’da oluşan bu statüko Kürtleri neredeyse bitirme noktasına getirdi. Şimdi Ortadoğu’da eski dengeler yıkıldı, yeni dengeler kuruluyor. Kürtler bütün parçalarda önemli bir siyasi güç oldular, önemli mücadele yürüttüler. Güney Kürdistan’da belirli kazanımlar oluştu. Ancak bütün parçalarda ortaya çıkan bu güç ve Güney Kürdistan’daki kazanımlar hala güvencede değildir, tehdit altındadır. Şimdi Ortadoğu’da yeniden dengeler oluşturulmak istenirken Kürtlerin güçlerini birleştirmesi, ortak bir hareket etmesi ve ortak bir politika izlemesi, Kürtlerin bütün parçalarda bir statü kazanması için gerekli duyarlılığın gösterilip tarihi kararların alınması gerçek bir ulusal tutum olmaktadır.
Gelinen aşamada ulusal birlik tutumu içinde olmamak tarihi bir sorumsuzluk anlamına gelir. Bu kongreye herhangi bir toplantı gibi yaklaşılamaz. Ulusal kongre Kürtlerin 21.yüzyıldaki statülerini belirleyecek, bu konuda bütün parçaların birbirini destekleyeceği, ortak politika izleyeceği, güçlerini birleştireceği bir kongre olmalıdır. Biz ulusal kongreye böyle bakıyoruz.

Mesud Barzani’nin açıklaması olumlu

Sayın Mesud Barzani’nin bu yıl ulusal kongre yapacağız demesi olumlu bir gelişmedir. Bu zaten bizim isteğimizdi. Bu yönlü karşılıklı olumlu yaklaşımlar da vardı. Çünkü böyle bir kongre olabilmesi için Kürdistan’da belirli örgütlerin katılması gerekiyor. Nasıl ki PKK’nin katılmadığı bir ulusal kongre olamazsa, KDP ve YNK’nin de katılmadığı, Doğu’da PJAK’ın katılmadığı bir kongre de olmaz. Bu açıdan sonuca ulaşılması için ortak mutabakatla yapılması gerekiyordu. Bunu takip edeceğiz. Ancak ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemiyoruz, bu konuşma yapıldığı zaman söylenen bir diğer şey de “Artık silahlı mücadelenin zamanı geçmiştir” değerlendirmesidir. Söylenmiş mi söylenmemiş mi, bilmiyoruz. Söylenmişse bunun ulusal kongrenin yapılacağının söylendiği bir anda yapılmış olmasını doğru görmeyiz. Bu nedenle yerinde ve şık olmamıştır. Türkiye’de daha Kürtlerin varlığı tanınmamıştır. Bir varlık sorunu vardır. Varlığı tanınsa zaten Kürt sorunu çözülür. Böyle koşullarda Kürtlerin kendini savunması kadar doğal bir şey olamaz. Kuşkusuz, Kürtler hiçbir zaman silahı tercih etmemişler, mecbur kaldıkları için kendilerini savunmak zorunda kalmışlardır.

Siyasal koşullar kongreyi gerektirmektedir


Gerçekten de siyasal koşullar böyle bir kongreyi gerektirmektedir. Kürtlerle barış ve demokrasi içinde bir gelecek kurma açısından siyasi irade orta koyarlar. Bu da hem Kürtler hem de bölge ülkeleri açısından önemli bir gelişme olur. Diğer yandan yakıcı bir sorun olarak Batı Kürdistan’daki durum vardır. Batı’da eğer Kürtler birlik olur ve ortak bir politika etrafında birleşirlerse, siyasi bir statü kazanımı kesinlikle ortaya çıkacaktır. Artık Suriye’de Kürtlerin statüsüz yaşaması düşünülemez. Varlığı da, kendi kendilerini yönetme hakları da kabul edilecektir. Bu açıdan böyle bir kongre Batı Kürtleri arasında birliği sağlayacağı gibi, Kürtler arasında ortak bir politikanın oluşmasını ve bu ortak politika etrafında ortak bir mücadeleyi de sağlatacaktır. Şu veya bu gücün peşine takılmak yerine, kim Kürtlerin haklarını tanırsa onunla rahatlıkla anlaşabilirler. Zaten Kürtlerin haklarını tanımak demek, Suriye’nin demokratikleşmesi demektir. Kürt sorununun demokratik çözümü dört ülkenin de demokratikleşmesi anlamına gelir. Bunun için böyle bir kongrenin Batı’daki gelişmelere de önemli bir etkisi olacaktır.

Güney Kürdistan’da bağımsızlık tartışmaları da epeyce gündeme oturdu. Hareketinizin bu konudaki yaklaşımı nedir?

Biz Kürt sorununun çözümünü esas olarak da bölge ülkelerinin demokratikleşmesinde görüyoruz. Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde görüyoruz. Bölge ülkeleri demokratikleşirse, Ortadoğu demokratikleşirse, Kürtlerin ulusal varlığı da, özgürlüğü de, demokrasileri de güvenceye alınır. Güvence esas olarak şu veya bu devletin güvencesi değildir. Demokratikleşen ülkelerde Kürtlerin varlığı, özgürlüğü ve demokratik yaşamı güvenceye alınmış olur.

Güney bağımsızlık diyorsa tercihlerine saygılıyız

Mevcut durumda ulus-devletin Kürtlere çok fazla fayda getireceğine inanmıyoruz. Devletçi bir yaklaşım içinde değiliz. İlla da bir devletimiz olsun demiyoruz. Esas olarak demokratik toplum gerçeğine önem veriyoruz. Ancak sorunlar demokratik siyasal yollarla, müzakere yolu ve görüşmelerle çözülemiyorsa, kuşkusuz farklı çözümler de gündeme gelebilir. Ama bizim tercihimiz değildir. Ama böyle bir durum olursa Irak’ta bir çözümsüzlük olur. Şiiler bir tarafta Sünniler bir tarafta birbirine girmiş, çatışma ortamı oluşmuş. Kürtler böyle bir ortamın parçası olmak istemezler. Kürtlerin hakları da tanınmıyorsa, hala Kerkük sorunu, Xaneqin sorunu, yine Musul’un belirli bölümlerinde sorunlar sürüyorsa, bunların çözüme kavuşması gerekir. Biz sorunların Irak’ın birliği içinde demokratik yollarla çözülmesinden yanayız. Ama Güney Kürdistan’daki siyasi güçler farklı bir tercihe yönelirlerse biz buna da saygı duyarız; niye illa böyle yapıyorsunuz diyemeyiz. Güney Kürdistan halkının iradesini esas almak gerekiyor. Biz olaya böyle yaklaşıyoruz.
Tabii ki Güney’deki kazanımlar bütün Kürt halkının kazanımlarıdır. Oraya herhangi bir saldırı olduğunda biz de onun savunma gücüyüz, özgürlük gücü olacağız. Biz Kürdistan’ın hiçbir parçasındaki kazanımlara duyarsız ve ilgisiz kalamayız. Zaten PKK on yıllardır pratiği ve yaklaşımıyla hiçbir parçadaki halkın özgürlüğüne ve demokrasisine kayıtsız kalmamıştır. Bu bölge ülkeleri ve halklarına karşı olmak değildir. Aksine bölge halkları ve ülkeleriyle barış ve kardeşlik içinde yaşamanın yolunun Kürtlerin haklarının tanımasından geçtiğine inanıyoruz. Kürtlerin hakları tanınmadığı müddetçe Ortadoğu’da sorunlar çözülemez. Kürt sorunu çözülürse Ortadoğu’da demokrasinin de, refahın da yolunun açılacağına inanmaktayız. 


ANF/BEHDİNAN