
Damiro Matias: İspanyol Gazeteci (Eski BBC Fransa temsilcisi): Basit, sıradan ve bahsedildiği gibi sadece PKK ile Türk devleti arasında başladığı iddia edilen dialog süreciyle sınırlı olmadığı kanısındayım. Cinayetlerin Avrupa’da ve ülke olarak Fransa’nın seçilmesi, PKK ve Kürt halk mücadelesinde sembol olan bir kadının hedeflenmesii, kurbanların kadınlar olması… Fransa terörle mücadele birimlerinin söz konusu cinayetler karşısında Fransa Hükümeti ile ne kadar eşgüdüm çalışması içinde olacakları, soruşturmaların kırmızı hatlarını ne kadar aşacağını ve bunun İçişleri Bakanlığı ile ne kadar paylaşacakları soru işaretidir. Türk basınının ve bazı bakanlıkların ilk günden itibaren cinayetlerin bir iç infaz olduğunu açıklamaları, Fransa basınında yine bu yönlü yazılan çizilen haberlerin karşısında soruşturmayı yürüten birimlerin sessiz kalması yine bir çok soruyu beraberinde getiriyor. Biliyoruz ki asparagas da olsa resmi mercilere dayandırılarak açıklanan bu ve benzeri haberlere karşı soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi ve kamuoyu yargısının önüne geçmek için açıklama yapılması gerekir. Şu ana kadar yapılan bir açıklama yok. Neler hazırlanıyor. Tüm bunlar bilinçli bir şekilde belli odak tarafında mı yönetiliyor?Bilemiyorum. Bildiğim ve kesin olarak söyleyebileceğim tek şey işlenen cineyetlerin, çok yönlü tertiplenmiş, profesyonel ve biliçli işlendikleridir.
(Status Of Woman) Kanada Kadının Statüsü Örgütü: Kimliği, özgürlüğü ve statüsüzlüğüne karşı mücadele veren, bunun için önemli bedeller ödeyen Kürt kadınına karşı işlenen cinayet bir kez daha gösterdi ki Kürt kadını ve mücadelesi doğru bir yönde ilerliyor. Cinayetlerin arkasındaki güçler kim olursa olsun üç Kürt kadını, dünyada işlenen politik kimlikli kadınların sembolleri olarak adını tarihin hafızasına yazmışlardır.
(Human Rights in China) Çin İnsan Hakları Örgütü: Kürt kadınlarının vermiş olduğu özgürlük mücadelesinin bu ve benzeri katiamlarla durdurulamayacağını biliyoruz. PKK yasağını getirenler aynı zamanda PKK’yi bu cinayetler vesilesiyle hedef haline gitirmişlerdir. Kürt politikacıların üzerinde devam eden yasak bir an önce kaldırılmalı ve politikacılar benzeri cinayetlere karşı kunmalıdırlar.
(MUJERES) Porto Rico Uluslararası Kadın Konuşmaları Organizasyonu: 30 yıllık mücadele ile birlikte Kürt kadını kendisini kanıtlamış, mücadelesi sembolleşmiş ve özgürlüklüğünü kazanmıştır. Şüphesiz Paris’te işlenen katliam bu gerçeklerin dışında değildir. Uluslararası güçlerin bu cinayeti işlediği güçlü bir emare olarak ortada durmaktadır. Sonuç ne olursa olsun Kürt kadını kendi özgürlüğünün manifestosunu yazmıştır ve bunu devam ettirmekte kararlı görünmektedir. Fransa, bu cinayetlerin gerçek faaillerini ve arkasındaki güçleri ortaya çıkarmakla önemli bir sınav verecektir.
Yassmin Braun (Müslüman kadınların ABD’deki hakları için mücadele insiyatifi aktivisti): Tarihe ‘Paris’te Kürt kadın katliamı’ olarak düşen bu suikastin dialog sürecine denk gelmesi düşündürücüdür. Bu katliamı gerçekleştirenler bir Kürt-Türk barışını istemeyen kesimler olduğu düşünülmektedir.
Aparna Ganguly (Hindistan kadınları için İnsan hakları Örgütü Başkanı): Paris’te Kürt kadınına karşı işlenen bu cinayetin karşısında biz dünya kadınları durmak zorundayız ve katilleri istemeliyiz. Buna sessiz kalmak aynı zamanda özgürlüğünü isteyen bir toplumun cinayetlere kurban gitmesine seyirci kalmak anlamına gelir. Sakine Cansız ve arkadaşlarının direnişi en az 8 Mart 1910 tekstil işçilerinin direnişi kadar semboldür. İşkencelerden geçirilen bir kadının öyküsüdür bu ve bu kadın tüm baskılara karşı özgürlük arayışında vazgeçmedi ve bir kadın olarak iradeye nasıl sahip çıkılacağını kanıtladı. Kesinlikle bilinçli bir hedefti ve onun şahsında “siz kadınsınız iradeniz olamaz” denildi. Onu öldürmek onun gücünden korkmaktır ve inanın ki kazanan yine Cansız’ın şahsında Kürt kadınları olmuştur.
David Morgan (İskoçyalı tarihçi): Cinayetler açık bir şekilde siyasi bir suikastir ve barış görüşmelerini öldürmek içindir. Bazı spekülasyonlar var ki; bunlar da Türk ölüm mangalarının Avrupa’da ve muhtemelen Avrupa güvenlik kurumları üyelerinin işbirliği ile serbestçe hareket edebildikleri yönünde. Suikastçıların büroya kolayca girebilmeyi ve tespit edilmeden kaçmayı başarmaları kesinlikle şüphe uyandırmaktadır. İyi bilinmektedir ki, kurbanların -özellikle Sakine Cansız’ın- faaliyetleri devlet güvenliği tarafından yakından takip ediliyordu. Tehlike bu cinayetlerin hiçbir zaman aydınlanmayacak olmasıdır. Çoğunlukla şüpheler, Türkiye’nin sorumlu olduğu üzerinedir. Öncü aktivistleri suikast ile katlederek ve diğerlerine siyasetten çekilmeleri için gözdağı vererek Kürt hareketini zayıflatmaya çalışıyorlar. Türk devletinin çoğu kesimi barış görüşmelerinin başarılı olmasını istemiyor; tek istedikleri Kürtleri yenilgiye uğratmak. Cinayetler ile ilgili gerçeğin üzerinin örtülmemesi için Kürt hareketi ve dostları büyük baskı uygulamalıdırlar.
ALİ ONGAN/SUNA ALAN / BASEL/LONDRA