Zor oldu, ama bu konuda artık "anlaştık"… "Anlaştık" ama, buraya kadar anlaştık. Bundan sonrası bir karışık…
"Anlaştığımız" bu Türkiye’nin temel meselesi nasıl bir mesele? İşte bu soruyla birlikte işler karışıyor. Siz sorunun yanıtını biliyorsunuz. Ama medyanın önemli bir kısmı bu meseleyi "biliyor" ama, "bilmezden gelmenin" Arapçası olan "tecahül-i arif"in "sanatkerane ve pestenkeraneliğini" yapıyor.
Onlar, artık Kürt üslubunun Türkçeye "tek başına kullanarak" hediye ettiği şu "süreç" sözcüğünü aynen kullanarak, bu "süreci" şöyle tarif ediyorlar:
"Ağır ağır çıkacaksın sürecin merdivenlerini" diye başlayan bu "tarifname", yaklaşık olarak şöyle devam ediyor:
Birinci basamakta "Türk esirleri bıracaksın"; ikinci basamakta "silahını susturacaksın", üçüncü basamakta "Türk topraklarını terk edeceksin", dördüncü basamakta "silahlarını teslim edeceksin…"
Sonra?
Medyatör içinden, "sonrası belli, merdivenin hazır en tepesine çıkmışken, "yüzün de perde perde solmuşken", "semaya ağlayarak bakacaksın" ve kendini kaldırıp boşluğa fırlatacaksın…" diye geçirmekte…Ama böyle açıktan konuşmak yerine, Kürdün yüzüne esrarlı bir bakış atıp, hepimizi ağlatmak için, Haşim’in "süreç" şiirini okumakta:
"Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...
Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta..."
Ama biz bu şiiri dinleyip ağlamıyoruz, medyaya gülerek bakıyoruz. Bu merdivenin basamaklarının çıkılmayacağını söylemek için gülmüyoruz. Kürtlerin "Ne silahsızlanması, hatta atom bombası bile yapacağız" falan dediğini de düşünmüyoruz.. Eğer Kürtler bu merdivenin basamaklarından böylece çıkacaklarsa, Hükümetin de bir başka merdivenin basamaklarından adım ve adım, "muttasıl" çıkacağını bildiğimizden gülüyoruz.
O da çıkacak; birinci basamakta "elindeki tutsakları bırakacak", ikinci basamakta "ateş kes ilan edecek", üçüncü basamakta TMK, seçim barajı, adem-i merkeziyetçi devlet yapısı" ve dördüncü basamakta, "Konfederal Kafkasya-Ortadoğu ortak evinin bütün askerlerden ve silahlardan arındırılması…"
Yani anlayacağınız, bu "süreç", "iki merdivenli" bir süreç…
Basamakların arasına nelerin gireceğini önceden bilemeyiz. Hiç belli olmaz. Her basamakta barışın karanfilleri de açılabilir, birkaç basamakta bir savaşın çakır dikenleri de tabanlara batabilir. Herkes her şeye hazır. O nedenle Türk merdivene "Çörçil" lakaplı NATO botlarıyla, Kürt de merdivene "mekap" lakaplı gerilla ayakkabılarıyla çıkıyor. Kimse yalın ayak, başı kabak, ağzı açık ayran delisi değil…
Yani şu oluyor: Türk devleti bu savaşı daha fazla yürütemez; yıkılır. Kürt hareketi de kendi amaçlarına yıkılan bir Türkiye’de ulaşamaz. Savaş yeniden başlarsa, geçen bahar aylarından da anlaşıldığı gibi, bu defa çok daha yıkıcı hale gelir; savaşa bölgede kızışan devletler arası çelişkiler yüzünden "başkaları"nın da bulaşmasıyla işler "Cilvegözü’nde" hissedildiği üzere çığırından çıkabilir. Türkiye Yunanistan’dan beter olur. Bu durumda Erdoğan ve Davutoğlu "bölgesel emperyalist amaçlarına" elveda demekle kalmaz, başka "bölgesel emperyalistlerin" egemenliğiyle yüz yüze kalır. İran azarlar, Rusya tekme atar. Böyle bir ülkede Öcalan’ın "demokratik ulus, demokratik cumhuriyet, demokratik özerklik ve konfederal Ortak Ev" hayali de kaybolur gider. Barış her iki tarafın ve tüm bölge halklarının ortak menfaatinedir.
"İki merdivenli süreç" o nedenle mutlaka barış ve çözümle sonuçlanmalıdır. İki taraf barışa "muhtaçtır". Ne demiş Atilla İlhan "ben sana mecburum bilemezsin, adını mıh gibi aklımda tutuyorum…"
Hem Türk tarafı, hem de Kürt tarafı, bu "sürecin" iki merdiveninden çıkarken, İlhan’ın dizelerinin yanı sıra, Haşim’in şiirini de "optimizm" bakış açısından uyarlayarak" şöyle terennüm etmeli:
"Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş ışınları parlak ve rengarenk
Ve bir zaman bakacaksın semâya gülümseyerek...
Sular ışıdı... yüzün perde perde ağmakta,
Kızıl havaları seyret ki sabah olmakta..."
‘İki merdivenli süreç’ ve iki şiirli ‘süreç’ yazısı
Türkiye’nin temel meselesi ne? Artık bu soruya herkes aynı yanıtı veriyor; Türkiye’nin temel meselesi, Başbakan’ın tabiriyle bir tür "adına ne derseniz deyin" meselesi… Yani Kürt meselesi…