
Geçmişle karşılaştırırsak Kürt kadın hareketi sizce ne durumda?
1990’larda daha ulusal bazda bir mücadele vardı. 2000’lerle birlikte ulusal özgürlük mücadelesine paralel olarak kadın özgürlük mücadelesi de belli bir ivme kazandı. Ancak daha da fazlası için zihniyetin değişmesi gerekiyor. Kürdistan’da kadınlar sorunları katmerli olarak yaşıyorlar. Hem kadın olarak hem de etnik kimliklerinden ötürü daha çok eziliyorlar. Erkek egemen sisteminin yanı sıra devletin faşizan politikalarına maruz kalıyorlar. Ancak güçlü bir kadın hareketi karşısında kimse duramaz. Hem halk kurtuluşunu hem de kadın hak ve özgürlüğünü yanyana savunmak gerekiyor. Kadın yetkililerimiz hem yerel yönetimlerde hem de mecliste çok iyi iş başarıyorlar. Kadınlarımıza olan güven son yıllarda çok arttı. Şu anda partimiz kadının temsiliyeti açısından mecliste kadın vekil sayısıyla yüzde 40’lık kotayı doldurması ve eşbaşkanlık sisteminde bir kadın vekilin yer almasıyla en iyi parti olarak görülüyor. Bu direnci kırmak için AKP hükümeti elinden geleni ardına koymuyor. KCK adı altında siyasi soykırım operasyonları yüzünden bugün itibariyle aktif siyaset yapan 500’den fazla kadın hapiste tutuklu. 2 kadın belediye başkanımız ve 2 milletvekilimiz de içeride.
‘KCK’ operasyonları kapsamında çok sayıda gazeteci de tutuklandı. Bu operasyonlar tüm hızıyla sürüyor. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?
AKP’nin siyasi soykırım dediğimiz operasyonu bir plan kapsamında sürdürülüyor. Beşir Atalay, terörle mücadele altında çeşitli operasyonların yapıldığını ve yapılacağını bizzat kendisi söyledi. Şu anki toplu tutuklamaların ve gözaltıların da hukuki ve yargısal bir zemini olmadığı açık. Yetkililer kendi ağızlarıyla itiraf ediyorlar. Son operasyonlar da bunu gösteriyor. AKP hükümeti, kendi önünde engel olarak gördüğü Kürt demokratik siyasetini yok etmeye çalışıyor, Kürtlerin yaşam alanlarını daraltıyor. Gazeteciler de gerçekleri, AKP’nin kirli politikalarını su yüzüne çıkardıkları için içerideler.
AKP medyasının, yani ana akım medyasının duymak ve görmek istemediği gerçekleri yazdıkları için birçok gazeteci arkadaş içeriye alınıyor. Özgür medya, AKP faşizmine ve bütün baskılarına rağmen gerçeği halka anlatmaya çalışıyor. Bir yandan siyasal alanda saldırıyorlar, öte yandan kültürden basına kadar her alanı daraltacak operasyonlar yapıyorlar. Bir yandan da askeri operasyonlara devam ediyorlar. Erdoğan, anayasa yapım aşamasında bu sürece Kürtleri dahil etmek istemiyor. Kürtlerin hak ve özgürlük taleplerinin görünmez kılınmasını istiyor. Başbakanın tek dil, tek millet, tek devlet şiarıyla aslında yeni bir anayasa yapmak istemiyor. Kendi AKP anayasasını yürürlüğe koymaya çalışıyor. Bu duruma da engel teşkil eden tek unsur Kürtler. Dünya kamuoyunun gerçekleri bilmesi lazımken, Kürt insan hakları ihlallerine ve katliamlara karşı sessiz kalması da büyük bir sorun. Bunun yanı sıra Erdoğan sık sık kadın milletvekillerine özellikle saldırıyor. Kadın mücadelesini zayıflatmayı amaçlıyor. Çünkü onun istediği kadın profiline BDP’li kadınlar uymuyor.
Geçenlerde Leyla Zana’nın kaldığı ev arandı. Milletvekillerin dokunulmazlık meselesi Kürt vekillere gelince neden es geçiliyor?
Eski bir milletvekilimiz olan Fatma Kurtulan gözaltına alındı ve tutuklandı. Geçen sene seçilmiş olabilir ama halkın iradesi ile meclisteydi geçen dönem. Leyla Zana’nın da evi aranması bir mesaj aslında. Sonrasında ‘hataydı, yanlışlıkla oldu’ denildi ama bilerek, kasıtlı olarak yapılmış bir durumdur aslında. Bu aralar bazı gazetelerin köşe yazarları milletvekillerin dokunulmazlıkların anayasaya göre kaldırılması gerektiğini tartışmaya başlamış. ‘Milletvekillerin de evi aranabilir’ diye tartışma yürütüyorlar. Zaten bizim hukuki olarak dokunulmazlığımız yoktu. Leyla Zana vesilesi ile gördük ki gerçekten dokunulmazlığımız yok.
Leyla Zana’nın geçmişte milletvekiliyken tutuklanması ve şimdi yine milletvekili iken kaldığı evin aranması tesadüf olamaz. Siz ne düşünüyorsunuz?
O zaman, en azından dokunulmazlığı kaldırılarak evi aranmıştı ya da tutuklanmıştı. Bu sefer ona bile gerek duyulmamış. Dokunulmazlığın olmasına rağmen ev aranabiliyor. Bu bir mesaj elbette. Bu durumda her an herhangi bir operasyonun her an yapılabileceğini gösteriyor. Bu tarz ev aramaların da bunun zeminini kurmak amaçlı olduğunu düşünüyorum.
Bu katliam ordunun ve devletin bilgisi dahilinde gerçekleşmiştir. Herhangi bir operasyon ya da iş kazası değildir. Öncelikle siyasal amaçları vardır. Öyle olmasaydı Başbakan özür diler, kayıp yakınlarını ziyaret ederdi. Sivillere yönelik bir katliamdı. ‘Biz gerilla olduğunu sanıyorduk’ dendi. Bunların hepsi bir bahane. Gerilla olsaydı bile bu şekilde hunharca bombalamak mı gerekiyor. Bu çok ciddi bir sorun. Bu Kürtlere bir gözdağı aslında. ‘Biz gerekirse katliam da yaparız, tutuklarız da’ deniliyor. Bizim istediklerimizi kabul etmek zorundasınız tehdidini veriyorlar. Biz bu katliamı bütün dünya kamuoyuna duyurmak için elimizden geleni yapacağız. Elbette bazı mekanizmaları harekete geçirmek önemli bir adım olacaktır. Türkiye’nin bunu kabul etmesi lazım öncelikle. Dersim Katliamı’nda da sözde bir özür diledi başbakan ama bu özürün bir tesiri olabilmesi için sorunu çözmesi gerekiyor. Dersim Katliamı’nın kökeni de Kürt sorununa dayanır. Kürtlerin Türkleştirme politikalarının bir sonucudur. Bu tarz özürler bir aldatmacadan ibarettir. Bu kamuoyunun iyi görmesi lazım. Erdoğan, demokrasi adı altında boş atılımlar yapıyor.
Gerek Kürt kadın hareketi, gerekse ulusal mücadele bakımından Avrupa’da yaşayan Kürtlere ne yapmalarını önerirsiniz?
Avrupa’da yaşayan çok önemli bir Kürt nüfusu var. Buna rağmen Kürt lobisi zayıf. Bulunulan sivil toplum örgütlerinde ve siyasi alanlarda yer alan bütün Kürtlerin daha güçlü bir lobi yürütmesi ve Kürt hak ve özgürlüklerini dünyaya anlatması gerekiyor. Bu konuda zayıflık olduğunu düşünüyorum. Bulundukları ülkenin siyasetlerinde yer almaları gerekiyor. Kendi demokrasi ve özgürlük mücadelelerini diğer milletlere anlatmak gibi bir sorumlulukları var. Her bireyin kendi üzerine düşen sorumluluğu yapması gerekiyor. Sonuçta bu mesele BDP’nin değil tüm Kürtlerin meselesidir. Sadece Türkiye’de değil, Kürdistan’ın diğer bölgelerindeki Kürtlere yapılan politika ve soykırıma karşı da ortak bir tavır sergilenmeli. Kürtlerin ulusal bilinci geliştikçe aslında sorunun çözümüne daha da yaklaşılıyor. Ortak tavırla birlikte böylelikle güçlü bir irade ortaya çıkar. Her bölgedeki Kürt birbirlerinin sorunlarına daha duyarlı olurlarsa, bu aynı zamanda dünya kamuoyunu etkilemek bakımından önemli olacaktır. Kürtlerin parçalı duruşu AKP’nin işine geliyor. Kadın hareketi de güçlü konuma gelmeli. Kadınlar üzerine yapılan etkinlikler artırılmalı. Bağlantılar sağlanarak sorunlara odaklanabilir. Sorun tartışmalarının ve çözümlerinin uluslararası boyuta taşınması gerekiyor. Avrupa ve Kürdistan’da bulunan kadın örgütleri birbirinden haberdar olup ortak hareket etmeliler.
ÖZLEM GALİP - LONDRA