
Kürt, Türk, farklı halklara ve inançlara ait 40’ya yakın sivil toplum örgütünün yürüttüğü kampanyadaki talepler, 15 Ekim’de Federal Almanya Parlamentosu Dilekçe Komisyonu’nda yapılacak olan bir oturumda ele alınacak. Kampanya bileşenleri çalışmalarını iki hafta kala yoğunlaştırdı. Kampanyaya destek verdiklerini deklare eden sivil toplum örgütlerinin sayısı ise 200’ü aştı.
15 Ekim’de Alman Federal Parlamentosu Dilekçe Komisyonu’nda görüşülecek olan oturuma ilginin oldukça yüksek olduğu belirtiliyor. Parlamento yetkilileri, oturuma katılım için daha eylül ayında bütün kontenjanın dolu olduğunu YEK-KOM’a bildirdi. Akademisyenler, aydınlar, sendikacılar ve işverenlere kadar değişik kesimler kampanyayı desteklediklerini açıkladı ve düzenlenen özgün imza kampanyalarına katıldı. Kimlik Kampanyası doğrultusunda, Almanya’nın hemen hemen bütün eyaletlerinde gerçekleştirilen özgün örgütlenmeler ile çalışmalara büyük bir ivme kazandırıldı. Kimlik Kampanyası’nın başlangıcından itibaren yürütücü olarak yer alan Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu (AGİF) ile Türkiye Almanya İnsan Hakları Derneği (TÜDAY) yetkilileri, oturum öncesinde Kimlik Kampanyası’nın hangi ihtiyaçtan doğduğunu, önümüzdeki süreçte neler yapılması gerektiğini gazetemize değerlendirdi.
Baskılar kampanyayı tetikledi Ali Mitil (AGİF):
Almanya’da yaşayan bir milyonu aşkın Kürt, bağlı oldukları ülke pasaportlarıyla anılmaktadırlar. Türk, Arap, ve Fars olarak işlem görmekte ve istatistiklerde, kamu araştırmalarında Kürt olarak geçmemektedirler. Almanya ve diğer Avrupa devletleri, uyum gibi politikaları dillendirirken, Kürtler üzerinde yoğun bir baskı ve kriminalize politikası izlemektedir. Almanya’da 90’lı yıllardan bu yana uygulanan PKK yasağı, resimlerin, sembollerin yasaklanması, Kürtlerin çocuklarına isim koyarken Türk konsolusluklarına sorulması, Kürt politikacılara karşı uygulanan ceza ve yasaklar, bu baskının kimi örnekleridir. Bu baskıların düzeyi, böylesi bir kampanyanın yürütülmesini tetikleyen temel etkenlerden olsa da, Kürtlerin ulus olarak yaşadığı uyanışın sağladığı etki ve kendi statülerini istemelerinin de belirleyici etkisi olmuştur.
Bu bilinçle; Almanya’da 1 Eylül 2011 tarihinde Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM) öncülüğünde 40 Kürt, Türk ve diğer göçmen federasyon, dernek ve kurumları ‘Kürt Kimliği Tanınsın Kampanyası’nı başlatmış, toplanan 60 bine yakın imza Federal Meclis’in Dilekçe Komisyon’a verilmişti. Komisyon ise talepler için 15 Ekim’de özel bir oturum yapmasına karar vermişti.
‘Kazanma iradesi belirleyici olmuştu’
Hedefe kitlenme ve koparıp alma ruhuyla startı verilen kampanyayı, bu kazanma iradesi yönlendirmiştir. Kampanyanın her aşaması, ayrıntılar düşünülerek planlanıp örgütlenmiştir. Birinci etabın startının 25‘i aşkın kentte 44 katılımcıyla düzenlenen tanıtım panelleriyle başlaması, hızla eyalet ve onlara bağlı alan komitelerinin oluşturulması, info, imza standlarının açılması, materyallerin zamanında yetiştirilmesi, basın ayağının iyi örgütlenmesi gibi örnekler güçlü bir başlangıç yapmamızın manivelası olmuştur. Bu alandaki geleneksel zaaflarımızı düşünürsek bunları daha iyi anlarız. Almanya’da 1980 sonrası ilk kez Federal Parlamento’ya 15 gün içerisinde 60 bin imzayla başvurulması, birinci etabı kazandığımızın somut göstergesiydi.
Kampanya yürütücüsü kurumlar, ayrımsız ilgili bütün kesimleri katmayı hedeflemiştir. 40 civarında kurumla başlayan kampanya bugün 105’in üzerinde yerelleri de katarsak 200’ü aşkın kurumla desteklenmektedir. Dört parçadaki Kürtlerin kampanyayı desteklemesi bu başarının göstergesidir. Kampanyayı sadece Kürtler değil, Türk, Alman, Tamil, Yunan, Portekiz, Vietnam, Sırp, Ermeni, Alman gibi halklardan kurumlar da yürütmüştür.
‘Birlikte iş yapma kültürü gelişti’
Kampanya, birlikte iş yapma kültürünün gelişmesinde önemli bir rol oynadı. Kürt ve Türkiyeli devrimcilerin birbirini daha iyi tanımasında, ortak iş yapma kültürünün gelişmesinde küçümsenmeyecek olumlu bir rol oynadı. Kampanya ile dört parçadaki Kürtlerin ilişkilerininde daha iyi bir düzeye geldiğini belirtmek gerekir. Başından itibaren kampanyanın yürütücüleri arasında yer alan Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu (AGİF), sürecin ana yürütücülerinden birisi olmuştur. Gerek merkezi planlama ve örgütlemelerde, gerekse de alanlardaki pratik işleri gerçekleştirmede federasyonumuza bağlı kurumlar ve üyelerimiz ana güçlerden birisi olmuştur.
Kampanyanın ikinci etabında da hassasiyet sürdürülerek kampanya aktiviteleri devam ettirildi. Eyalet parlamentolarına başvurulması ve genelde üç talep hariç olumlu cevap alınması bu çabaların sonucudur. Yine Federal Parlamento’nun gündemine almasında yürütülen diplomasi çabalarının oluşturulan baskının belirleyici bir etkisi olmuştur. Önümüzdeki süreçte Avrupa’da Kürt halk gerçekliği dalgalanacaktır. Kuşkusuz esas işimiz şimdi başladı. Bunun uzun soluklu bir mücadele olduğunu unutmadan somut kazanımlar almayı önemsemeliyiz. Anadilde eğitimle ilgili birçok eyalette sağlanan başarı örneklerini çoğaltmaya ihtiyacımız var. 15 Ekim’e ilişkin düzenlediğimiz toplantılarda, bütün ayrıntıları planlayarak hazırlıklarımızı yaptık. Ara vermeden alınan kararları gerçekleştirmeliyiz. Aydınlar, sanatçılar, Kürt işadamları, tanınmış politikacılar ve şahsiyetlerin, sendikacıların ve eyalet komitelerinin Federal parlamentoya başvurularını hızla yapmaları gerekiyor.
‘Provokasyonlara dikkat’
Eyalet parlamentolarına başvuru ve siyasal partilerle görüşmeler sürecin önemli görevleri arasında olacaktır. Bu süreçte diplomasi ayağı daha çok öne çıkacaktır. Yine bu süreçte devlet güçlerinin provokatif tutumlarına karşı çok uyanık olmamız gerekiyor. 15 Ekim öncesi krimanilize etme saldırılarının yoğunlaşmasını beklemek gerekir.
15 Ekim’de Alman Federal Parlamentosu’nda Kürtlerin kimlik istekleri, örgütlenme, politik faaliyet özgürlüğü, kültürel hakları dile getirilecektir. Kürtler ve dostları, Avrupa coğrafyasında belki de ilk kez bu düzeyde bir başarı yakaladılar. Bu kazanım, kampanyaya emeği geçen bütün kurumların ve şahsiyetlerindir. 15 Ekim sonrası da kampanyamız hedeflerini büyüterek yoluna devam edecektir. Bütün baskılara karşın Avrupa coğrafyasında, kendi kimliğiyle “ben de varım” diyen Kürt halk gerçekliği dalgalanacaktır.
Şimdi yeni bir evreye taşınıyor İlkay Yılmaz (TÜDAY Başkanı):
15 Ekim 2012’de Federal Almanya Parlamentosu’nda gerçekleşecek açık oturumda, dilekçe komisyonundan 60 binin üzerinde bir imzayla geçen, ‘Almanya’da Kürt Kimliği Tanınmalıdır’ kampanyasının talepleri dile getirilecek. İmza kampanyasıyla başlayan bu süreç, şimdi yeni bir evreye taşınıyor. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle Alman medyasının Kürtleri kriminalize etmek ve onların en doğal meşru hak taleplerini görmezden gelme yönelimi, son olarak kendisini Mannheim’de gerçekleşmiş Kürdistan Festivali sonrasında kolluk kuvvetlerinin provokasyonuyla en çarpıcı biçimde göstermiştir. Aslında bu bir kez daha Kürtleri yok sayarak, onları ayrı bir göçmen topluluk ve bundan dolayı da farklı kültürel ve siyasal taleplere sahip bir göçmen topluluk olarak görmemenin Almanya hükümetine de bir şey kazandırmayacağını göstermiştir.
‘Almanya gündemine taşıyacağız’
Kürtlerin ayrı bir göçmen topluluk olarak, tıpkı diğer tanınmış ve kültürel hakları teslim edilmiş göçmenler gibi, haklarına sahip olması ve bunları kamusal alan dahil kullanabiliyor olması, ihtiyaç duyulan barışçıl dialogun da kapılarını aralayacaktır. Sorunlar üstü kapatılarak ve yok sayılarak çözülemeyeceğine göre Federal Almanya Hükümeti de Kürt göçmenlerinin ve onlarla demokratik taleplerinin savunuculuğunda yanyana duran insan hakları savucularının, demokratik kurum ve kuruluşlarının yükselttiği sesi duymalı, gerekli duyarlılığı göstermeli ve haklarını tanımalıdır.
Türkiye Almanya İnsan Hakları Derneği (TÜDAY) olarak bizler başından beri bu konuda yüksek bir duyarlılıkla hareket ettik. Yaşadığımız bu topraklarda Kürtlerin demokratik kültürel hak talepleri konusunda hükümetin atacağı adımların, Kürt sorununun barışçıl çözümüne dönük atılmış olumlu bir çaba olacak, mevcut taleplerin kabulü ise buradaki diğer topluluklarla Kürtlerin daha eşit ve barışçıl bir ilişki kurmasının kamusal zeminini yaratacaktır.
Bu bilinçle önümüzdeki günlerde eyaletler düzeyinde de, parlamentoların dilekçe komisyonları başta olmak üzere, kampanyamızın taleplerini eyalet parlamentosundaki değişik fraksiyonlara ve Almanya’da faaliyet yürüten bütün insan hakları örgütlerine, partilere, demokratik kurum ve kuruluşlara, sendikalara, aydınlara, insan hakları savunucularına taşımak, Alman medyası üzerinde etkin bir tanıtım çalışması yapmak temel hedeflerimizden biri olacaktır.
MURAT ALPAVUT
Almanya Kürt Baharı’nı da görsün
Almanya Federal Meclisi Dilekçe Komisyonu’nda 15 Ekim günü yapılacak olan oturumda, ‘Kürt Kimliği Resmi Olarak Tanınsın Kampanyası’ndaki talepler görüşülecek.
Diasporadaki Kürtler açısından tarihi önem taşıyan bu girişimin, Alman Parlamentosu’nda görüşülüyor olması da bir o kadar önem arz etmektedir.
Buradan çıkacak sonuç aynı zamanda Alman demokrasisinin bir sınavı olacaktır... Nitekim bu ülkede yaşayan bir milyon civarındaki Kürt’ün kendi kimlikleriyle anılmaması bu güne kadar işlenen bir demokrasi ayıbıdır. Umudum odur ki 15 Ekim, hem Kürtlerin demokratik mücadelesinde tarihi bir zafer; hem de Alman Parlamentosu’nun Kürtlerin ulus olmaktan kaynaklı haklarını göz önüne alıp, adil bir karara imza attığı gün olarak tarihe geçecektir.
Kürtlerin Kemalist diktatörlük hegemonyasında yüz yıla yaklaşan trajik geçmişinde batılı devletlerin önemli bir payının olduğunu az çok tarihe bakanlar bilebilirler. Bu trajedi halen devam etmektedir. Günümüzde en küçük topluluklar bile kendi kimlikleri ve devletleriyle anılırken; dört parçaya bölünmüş 40 milyon Kürt’ün bu haklardan mahrum kalması ve göç ettikleri ülkelerde kendi kimlikleriyle anılmaması sorunu görmek istemeyen devletlerin bir ayıbıdır. Son 30 yıldır haklarını almak uğruna büyük bedeller ödeyen Kürtler, artık verdikleri mücadelenin ürünlerini almak istiyorlar ve bu onların en doğal hakkıdır. Dolayısıyla Avrupa ve diğer dünya devletleri bu konudaki duyarsızlık veya menfi değerlerden dolayı içinde oldukları olumsuz tavırlarını değiştirmeleri gerekiyor. Yüksek değer biçtikleri ‘Arab Baharı’ndan kat be kat büyük olan ve 30 yıldır süren Kürt Baharı’nı da görmeleri gerekiyor. Sonuç olarak yine ummak isterim ki Almanya, Kürtler’e karşı yapılan haksızlıkların telafisinde önemli bir adım atar ve Onların doğal hakkı olan kimliklerinin tanınması ve liderlerinin özgür bırakılması talebine olumlu yaklaşır. Onların terörist olarak gösterilmesindense, TC’nin yıllardır uyguladığı devlet terörüne de bir göz atar.
NURİASLAN / Ressam
Değerlerinizi unutmayın
Alman Federal Meclis’in Dilekçe Komisyonu Başkanı Kersten Steinke’ye mektup gönderen sosyolog İsmail Beşikçi, 15 Ekim’deki oturumda Kürtlerin teleplerinin kabul edilmesini istedi. Berlin Hükümetine “İmzaladığınız sözleşmelerin Kürtler için ne anlamı vardır” sorusunu yönelten Beşikçi, ‘“Teröre karşıyız’ diyerek devlet terörüne sınırsız destek vermek çok yanlış bir tutumdur” dedi.
15 Ekim’deki oturumdan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getiren Beşikçi, “Geç de olsa böylesi bir oturumun Kürtlerin haklı taleplerinin karşılanmasına ve Almanya’’da yaşayan diğer göçmen gruplarla Kürtler arasında eşitliğin sağlanmasına hizmet edeceğini ummak istiyorum” dedi.
‘Kimliğin kabul edilmemesi değerlerinizle çelişiyor’
Beşikçi mektubunda devamla şunları belirtti: “Almanya’da yaşayan bir milyonu aşkın Kürt’ün pasaportlarının rengine bakılarak Türk, Arap ve Fars olarak işlem görmesi, istatistiklerde ve kamu araştırmalarında kendi kimlikleriyle yer almamaları, diğer göçmen gruplarına tanınan ana dilde ders hakkının bir kaç eyaletin dışında Kürt çocuklarına tanınmaması, anne ve babalarının çocuklarına Kürtçe olan isimler verememesi ve danışmanlık hizmetlerinin Kürtçe yapılmaması gibi birçok uygulama her şeyden önce Almanya’’nın sahip olmakla övündüğü özgürlükçü-demokratik değerlerle çelişmektedir. Bu uygulama aslında Kürt kimliğinin Almanya’’da da inkar edildiği anlamına gelmektedir. Kürt ailelerin Almanya’’da doğan çocuklarına, istedikleri Kürtçe isimleri verememeleri, Alman nüfus müdürlüklerinde, Türk Büyükelçiliği veya Türk Konsolosluk görevlileri tarafından verilen ve içlerinde Türkçe isimler ihtiva eden kataloglarda isim seçmelerini istemeleri Kürt kimliğin inkarının Türkiye’’den Almanya’’ya ihraç edildiğini göstermektedir.
Kürt ve Kürdistan sorunu, Kürtlerin ve Kürdistan’’ın 1920’’lerde, Milletler Cemiyeti döneminde, bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması Kürtlerin bağımsız devlet kurma haklarının gasp edilmesidir. Kürtlerin, Kürt toplumu olmaktan, Kürt milleti olmaktan doğan haklarının gasp edilmesi, asimilasyon politikaları ile karşı kaşıya olmasıdır.
Kürtlerin ve Kürdistan’’ın başına getirilen bu felakette, başta dönemin emperyal devletleri, Büyük Britanya ve Fransa olmak üzere, Batı’nın, Avrupa’nın sorumluluğu büyüktür. Kürtlere ve Kürdistan’’a böylesine bir felaket yaşatan Batı, günümüzde de, Kürt kimliğini inkar ederek, ülkelerinde, çeşitli nedenlerle bulunan Kürtleri Türk, Arap, Fars kaydederek, bu ırkçı ve sömürgeci politikaya destek vermektedir.
Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi kurumlar, Barış ve Demokrasi Partisi’’ne, milletvekillerine, belediye başkanlarına, sık sık ‘“terörle aranıza mesafe koyun’” diyorlar. Kanımca bu yanlış bir uyarıdır. Ama, devlet terörüne verdikleri sınırsız destekten dolayı bu kurumlar eleştirilmelidir. Devlet terörüyle aralarına mesafe koymaları bu kurumlardan, bu kurumlarda yer alan devletlerden istenmelidir. Türk devlet terörüne destek verdikleri sürece bu tür önerileri de ciddi bulunmayacaktır.”
‘Yeni bir süreç başlatabilirsiniz’
Beşikçi mektubuna şu ifadelerle son verdi: ““Teröre karşıyız” diyerek devlet terörüne sınırsız destek vermek çok yanlış bir tutumdur. Buna dikkatinizi çektikten sonra ve Kürt kimliği meselesine yeniden dönmek istiyorum. Bugün Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (1945), Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Uluslar arası Sözleçmesi (1966), Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslar arası Sözleşmesi (1966), ezilen, baskı gören halklar için ne ifade eder?
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’’nin (1948), Avrupa Konseyi İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi(1950), Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşme (1995) Avrupa Konseyi Bölgesel Diller veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı (1992) gibi sözleşmelerin Kürtler için ne anlamı vardır?
Parlamento’nuzun bu sorulara temel hak ve özgürlükler açısından bir yanıt vereceği, Almanya’’da Kürt kimliğinin diğer kimlikler gibi meşru kabul edileceği yeni bir süreci başlatacağına ve bu vesileyle Kürt sorununun da demokratik ve barışçıl çözümüne hizmet edeceğini umut ediyor, size en içten dileklerimi ve selamlarını gönderiyorum.”
PERVER YAŞ/ANF/BERLİN