Cenî Kürt Kadın Barış Bürosu tarafından düzenlenen Uluslararası Zîlan Kadın Festivali’nin 8’incisi 16 Haziran’da Gelsenkirchen’de gerçekleştirilecek. Festivale az bir zaman kalırken ve son hazırlıklar son süratle sürdürülürken, etkinliğin organizasyonunda yer alan Avrupa Kürt Kadın Hareketi’nden (AKKH) Şirin Deniz ile, bu yılki festivalin gündemini konuştuk. Yaşamın her alanında bir kırım politikasının uygulandığına dikkat çeken Deniz, “Kadın gerillalarına saldıran ile Berlin’de 6 çocuk annesi Semanur’u boğazından keserek öldüren zihniyet aynı zihniyettir. Bunun mücadelesi de ortak olmalıdır” vurgusu yaptı.

Avrupa Kürt Kadın Hareketi olarak, 2004 yılından beri düzenlenen Uluslararası Zîlan Kadın Festivali’ne nasıl bir anlam biçiyorsunuz?
Zîlan ismi, onurlu her Kürt için; Kürdistan’ın ağır toplumsal geri tabuları içerisinde sıkıştırılmış, nefessiz bırakılmış, dolayısıyla kimliksiz yaşama karşı bir direniş ve bu direnişle ortaya çıkan özgür kimliğin ifadesidir. Zîlan, yeniden yaratılan direniş destanında Kürt kadının sadece isyanı, başkaldırısı değil, örgütlü ve özgür kadın kimliğinin de sembolüdür. Onu hiç görmemiş, tanımamış ancak çocuklarına, özgür bir gelecekte yaşama umudunu gören Zîlan’ın adını takmış binlerce insan bulunmakta. Bu gerçeklik, göçmen olarak Avrupa’da yaşamak zorunda kalan Kürdistanlılar için de geçerli.
Zîlan festivali, her sene kültürel yanları kadar siyasal mesajlar da içeriyor. Kürt halkına karşı yıllardır topyekun bir savaş yürütülmektedir. Bu, ‘demokratik’ olarak ifade edilen Avrupa devletlerince de burada yaşayan Kürt kadınlarına ve halkına dayatılmaktadır, uluslararası bir işbirliği var. Kürt kadınlarının tüm bu yönelimleri gözönünde bulundurarak festivale bir anlam biçeceklerini ve bu temelde katılacaklarını düşünüyorum.



Bu yıl yapılacak festivalin sloganı ‘Öcalan’a Özgürlük, Kırıma Son!’. Bu kırım kendisini nasıl ifade ediyor?

Evet, Sayın Öcalan üzerinde yürütülen bir savaş durumu var. Tecrit bugün ... gününde. Onun şahsında bir halka yaklaşım, esaretin reva görülmesi, inkar ve imhanın dayatılması 13 yıldır gündemde. Gün yok ki Kürdistan’da kırılan kapılar olmasın, tutuklamalar yaşanmasın, dağlarda operasyonlar olmasın. Bir halka tüm dünyanın gözleri önünde fiziki, siyasi, kültürel her açıdan bir kırım uygulanmaktadır. Ancak dünyada buna karşı çok ciddi bir tepki düzeyi görülmemektedir. Buna karşı direnen yine onurlu, mücadeleci halk ve örgütlü güçler olmaktadır. Kürt halkı, Sayın Öcalan ile bağların kopartılmasına karşı her alanda geliştirilen görkemli bir direniş göstermiştir, bu direnişini sonuç alıncaya kadar da sürdürecektir.

Peki sözünü ettiğiniz bu kırım ve tecrit ile kadın kırımı arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

Tarihte sistematik olarak ilk kırım politikalarının kadına karşı geliştirilen savaşla başladığı bilinmektedir. Düşürülen, her türlü esarete reva görülen bir cinsin şahsında toplumlar, halklar, insanlık her türlü kırım gerçekliğiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Bildiğimiz tüm kırım biçimleri; soykırım, kültür kırımı vs., cins kırımının atılan temeli üzerinden geliştirilmiştir. Bundan da hareketle özgürleşmeyen, özgürlüğü için mücadele etmeyen bir cins gerçekliği karşısında, halkların ve tüm toplumların özgürlüğünden bahsetmek mümkün değildir.
Genelde Kürtler, özelde ise Kürt kadınları açısından Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan 13 yıllık tecrit, kendilerini hedef alan bir politikadır. Bu açıdan Kürt kadını kendi özgürlüğünü önderliğinin özgürlüğünde görüyor; hem bunun için hem de toplumsal kurtuluş için, büyük bedeller ödediği güçlü bir mücadele yürütüyor.
AKP şahsında 2003 yılından beri yürütülen cinsiyetçi politikaların nedeni budur. Kadın gerillalarına yapılan saldırılar ve yaşanan kayıplar, güncel olarak da takip ettiğimiz kürtaj tartışmaları, yine onun öncesinde her kadının kaç çocuk sahibi olacağının belirlenmesi, acıları daha çok taze olan Pozantı Cezaevi’nde çocukların yaşadıkları ve daha sayabileceğimiz pek çok saldırının kaynağında aynı nedenler bulunmaktadır. Saldırılar toplumsaldır, kadın şahsında tüm topluma yönelik geliştirilen, kimliği hedef alan saldırılardır. Kadın gerillalarına saldıran ile daha birkaç gün önce Berlin’de 6 çocuk annesi Semanur’u boğazından keserek öldüren zihniyet aynı zihniyettir. Bunun mücadelesi de ortak olmalıdır. 


Sözünü ettiğiniz Semanur, sırf Almanya’da son 6 ay içinde kendi ‘yakını’ tarafından katledilen üçüncü Kürt kadını. Bu cinayetleri nasıl değerlendiriyorsunuz?  Artışın sebebi sizce ne?

Kadın katliamları toplumsal bir yaramız. Kadına yönelik her türlü şiddeti, kapitalist-ataerkil sistemden bağımsız ele alamayız. Sistem her açıdan şiddet üretiyor. En fazla da kadına dönük olanı. Ancak burada şiddetin toplumsallaşmasına dikkat çekmek gerekiyor. Çünkü sistem dediğimiz olgu toplumsallaşmadan ayakta kalamaz. Dolayısıyla kadına dönük her türlü kırımın dayandığı zemin son tahlilde toplumsal zemindir. Geleneksel toplum kadına dönük şiddeti normal görüyor. İnanca, geleneğe, erkek üstünlüğüne dayandırıyor.
Kendi toplumumuz açısından bakarsak, ne kadın eski kadın ne de toplum eski toplum. Kadınlar giderek daha fazla kendilerine dayatılan gerilikleri reddediyor, kendi özgür iradeleri çerçevesinde yaşamak istiyorlar. Ama kadındaki bu değişimler karşısında vahşileşen bir erkek egemen kültür söz konusu. Şiddetin cinayet boyutuna taşırılması bu nedenledir. Şiddeti, özgürleşmek isteyen kadın karşısında erkeğin irade kırma savaşı olarak nitelendirmek gerekiyor. Şiddet eskisine göre daha da görünür şimdi.

Festivalden nasıl bir beklentiniz var? Nasıl bir mesajın verilmesini diliyorsunuz?

Hazırlık çalışmaları boyunca mümkün olduğu kadar çok kadına ulaşmaya çalıştık. Sizin aracılığınızla da bu konuda emeği geçen herkese komite adına teşekkür etmek isterim. Beklentimiz de tabii ki ulaşabildiğimiz her kadının festivale katılmasıdır. Yürek ve emek birlikteliği kadar eylemde de hep birlikte olmak, örgütlü bir güç olma konusunda önemli bir mesaj ifade etmektedir. Sürecin bizlerde yaratmış olduğu bilincin ve gelişmelerin festivalde buluşmamızda belirleyici olacağı nettir. Bu açıdan gelişmeleri takip eden bütün duyarlı kadınlarla o gün üzerimizde yürütülen bu politikalara karşı ‘Öcalan’a özgürlük, Her türlü kırıma son’ sloganıyla buluşacağımıza inanıyoruz.



Avrupa’da yaşayan Kürt kadınlarına çağrınız ne?
Yürütülen tüm kırım politikaları karşısında büyük-küçük demeden atılacak her adım bizleri özgürlüğe daha fazla yakınlaştıracaktır. Biz kadınlar bu konuda üzerimize düşeni yapmalı, rolümüzü oynamalıyız. Bu bilinç ve yaklaşımla tüm kadınlarımızı festivalde buluşmaya çağırıyoruz.

MERAL ÇİÇEK