
Üç yıl önce kurulan Kürt Akademisyenler Birliği (KURD-AKAD), psikolog, bilgisayar uzmanı, mühendislerden oluşan altı bir delegasyon grubunu Newroz öncesi Güney Kürdistan’a gönderdi. Psikolog Erdal Demir ve Aachen Halk Meclisi Kültür Komisyonu Başkanı Bilal Dönekli de bu grupta yer aldı. Demir ve Dönekli, yaptıkları görüşmeleri, yaz aylarında yapılması beklenen Ulusal Kongre’ye ilişkin gözlem ve düşüncelerini, halkın yaşamına ve gündemlerine dair izlenimlerini gazetemizle paylaştı.
Güney Kürdistan’a gidiş amacınız neydi?
Erdal DEMİR: Bilhassa Newroz’u Güney Kürdistan’daki insanlarla birlikte kutlamak, Kürdistanlıların uzun süredir gerçekleştirmek istedikleri Ulusal Kongre’nin ne düzeyde olduğunu gözlemlemek, biraz da toplum yapısını yerinde görmek ve aynı zamanda imkanlar doğrultusunda oradaki değişik kurumlarla görüşmek amacıyla gittik. Biraz da çalışmalarımızı anlatarak, bilgi alışverişi yapmak istedik.
Bilal DÖNEKLİ: Ben de ziyaret maksadıyla, KURD-AKAD delegasyonuyla birlikte ancak gruptan bağımsız olarak gittim. 17 yıldır siyasi nedenlerden dolayı göremediğim ülke özlemimi, Güney Kürdistan ziyaretiyle gidermek istedim. Zaten orayı da çok merak ediyordum. Newroz’u da orada geçirmek üzere gittim. Çok da memnun kaldım.
Kimlerle görüştünüz? Görüşmelerinizde ne tür sonuçlar ortaya çıktı?
E. DEMİR: Farklı partilerden eskiden mecliste olup da şimdi bir kurum çatısı altında bulunan milletvekilleriyle görüştük ilk olarak. Onlar ulusal birliği geliştirmek amacıyla bu kurumu oluşturduklarını söylediler. Bize ulusal birliğe yaklaşımımızı sordular. Ulusal Kongre’nin önemini, 1900’lerin başında kaçırılan fırsatın 2000’lerin başında tekrar kaçırılmaması gerektiğini ve Ulusal Kongreye yönelik dileklerimizi belirttik. Sonra orada bütün insan hakları gruplarını bünyesinde barındıran bir kuruluşla görüştük. Çok verimli geçti. Avrupa’ya geldikleri zaman onlara yardımcı olmamız konusunda beklentilerini dile getirdiler.
Öte yandan kesinlikle Türkçe konuşmamamızı gerektiğini söylediler. Türkçe’ye büyük bir alerjileri var. Biz bu nedenle içimizde bir sözcü seçtik. İçimizde fazla Kürtçe bilen yoktu çünkü. Bu yüzden eleştirildik hatta.
Ulusal Kongre ile ilgili yaklaşımları neydi? Herhangi bir partinin veya oluşumun dışında bırakılması sözkonusu mu?
E. DEMİR: Milletvekilleriyle yaptığımız görüşmelerde şu veya bu oluşumun Ulusal Kongre dışında bırakılması, birliğe katılmaması yönünde kesinlikle olumsuz bir yaklaşım ortaya çıkmadı. Bütün kesimleri birleştirecek, bütünleştirecek bir yaklaşımları vardı. Örneğin, bizim nasıl bir kimliğe sahip olduğumuzu biliyorlardı, ve çok sıcak yaklaştılar.
Tabii dışarıdan olan insanlardan edindiğim izlenimlerden yola çıkarak söyleyebilirim ki, hükümetin kendisine göre bazı düşünceleri var. Şöyle bir çaba içinde olduğu düşünülüyor: Gerek PKK’nin gerekse PÇDK’nin bu ulusal birliğin dışında tutulması veya birliğe alınsa bile, Barzani’nin dört parçanın lideri olarak kabul edilmesi. “Silah bırakıp gelsin” yönünde söylemleri de var nihayetinde. Ama bu pek gündemde değil.
Ulusal Kongre’ye Amerika ve Türkiye’nin gözlemci düzeyinde katılacağı söyleniyordu. Federe Kürt Hükümeti’nin veya Barzani’nin, bu kongreyle dört parçaya liderlik misyonu biçilmesi; yani PKK’siz veya Öcalan’sız bir yaklaşım gibi bir beklentisi sözkonusu. Ama çoğundan aldığımız izlenim; Öcalan’sız olamayacağı yönündeydi. Kürt Hükümeti de bunun farkında. PKK’li arkadaşlar kongrenin gerçekleşebilmesi için öneriler sunmuş. Ulusal birlik temelinde ortak ordu kurma; yani peşmerge ve gerillanın birlikte çalışması, her dört parçada çıkan sorunlara çözüm getirecek ortak yürütmenin olması, dil, kültür, demokratik siyaset vs. ile ilgili ilkelerin kabul görmesi, sıcak karşılanması önemli. Bu ilkelerin kabul görmemesi halinde PKK’nin bu çalışmanın içinde olmayacağını söylediler. Ama edindiğimiz izlenim, bir anlaşmanın sağlandığı yönündeydi. Ancak kesin bir şey söyleyemiyorum.
Geziniz esnasında sosyal yaşama dair ne tür izlenimler edindiniz?
E. DEMİR: Hewlêr’de indiğimiz zaman çok modern bir havaalanı gördük karşımızda. Şehre doğru giderken bir taraftan altyapı anlamında muazzam bir çalışma var; yükselen gökdelenler göze çarpıyor, ama diğer taraftan ağırlıkta aşırı yoksulluğun yansımaları var. İkisini de bir arada görmek mümkün. Altyapı anlamında çok büyük çabanın sarfedilmesi gerektiğini görüyorum. Bir çarpıklık var. Belki de bu, gelişmenin yarattığı bir sancıdır.
Bir de devlet kadrolaşmasının zayıf olduğunu çarpıcı bir biçimde gördüm. Oradaki çalışan personel problem çözücü değil, daha çok problem yaratan konumda. Personele yetki verilmiş ama yeterli kapasiteye sahip değiller. Hatta çalışmaları izlerken, ne yaptıklarını bilmiyorlar gibi bir durum var. Birinin söylediğinin aksini ötekisi söyleyebiliyor. Devletleşmenin yarattığı bir psikolojidir insanlarda. Bir çarpıklık var. Pasaport ve yol kontrollerinde bu tür şeylerle çok karşılaştık. Kontrol merkezleri aşırıydı. Bu bizlerde sıkıntı yarattı.
Halk çok fakir. Ekonomik düzeyleri çok düşük. Büyük bir karmaşa var. Herşey birbirine karışmış adeta. Diğer taraftan Hewlêr başkent olma yolunda ilerliyor. Onun için büyük bir çaba var. Bir düzenin sağlanabilmesi için epey zamana ihtiyaç var gibi gözüküyor.
Diğer yandan insanlar bir aradalar. Sosyal ilişkileri iyi gibi gözüküyordu. Her gittiğimiz yerde yabancı ellerden geldiğimizi farkedip, bize yardımcı olmaya çalışıyorlardı.
Maxmur Mülteci Kampı’na da gitmişsiniz...
E. DEMİR: Evet. İki gün Hewlêr’de kaldıktan sonra Maxmur Mülteci Kampı’na geçtik. Maxmur çok farklı bir yer. Apayrı bir yaşamı var. Çok kolektif bir yaşamı hedef almış. Dört merkeze bölünmüş, her merkezin komitesi var. Geniş bir meclisi var. Maxmur’la ilgili bütün kararları bu meclis alıyor. Siyasi olarak demokratik, kolektif bir yapılanması var.
Bir yandan insan düşünüyor, Saddam o halkı tepe altlarına yerleştirmiş; su yok, ağaçlık yok, hayvan yok, yeşillik yok, toz toprak içinde. Bir nevi ölüme atmış. Ama o insanların buna karşı direnişini görebiliyorsunuz. Bu çok önemli. İmkanlar yaratmışlar, yeşile büründürmüşler orayı, kendi belediyelerini kurmuşlar.
Maxmur’a ilişkin anlatacak çok şeyim var. Ama şunu söyleyebilirim; Maxmur’da çok kurum var. Biz kampta bulunan bütün kurumları gezip, bilgi alışverişinde bulunduk. Bunlardan Maxmur’daki ailelerin şehit olan çocuklarının fotoğraflarının boylu boyunca dizili olduğu Şehit Aile Kurumu, bizi en etkileyen kurum oldu.
B. DÖNEKLİ: Maxmur’da kültür çalışmalarının olması da hoşuma gitti. Kültür etkinlikleri için açık alanda geniş bir sahne kurmuşlar. Saz, gitar, tiyatro, halk oyunları kursları ve çalışmaları yürütülüyor. Ayrıca eğitim dilinin Kürtçe olması, halkın günlük yaşamında Kürtçe konuşması hoşuma gitti. Altyapı anlamında birçok şey yapılmış. Hewlêr’de göremediğimiz birçok şey, örneğin kanalizasyon türü şeyler var. Halkın üretime geçmesi çok güzel. Dışarıya bağımlı olmadan kendi kendini besleyebiliyorlar. Hiçbir olanak yokken her şeyi yaratmışlar. Son zamanlarda seracılık ve hayvancılık projesini yürütüyorlar. Yine spor etkinlikleri için büyük bir halı saha yapmışlar.
Maxmur’daki insanların birbirine yaklaşımı çok sıcak. Çocukların masumiyeti beni etkiledi. İmkansızlıklara rağmen çocuklar cıvıl cıvıl ve mutluydular. Ancak kötü alışkanlıklara da rastlamak mümkündü. Örneğin, 14-16 yaşlarında olan bir kaç çocuğun sigara içtiklerini gördük. Bu yaşta sigara içmelerinin sebebini sordum. Onlar da hiç tereddütsüz “Ji derdê Kurdistanê” dediler. Bu grup arasında gülüşmelere neden oldu. Ama bir yandan ne kadar haklı olduklarını düşündüm.
Gençlerle yaptığımız muhabbetlerde özellikle üniversiteyi bitiren öğrencilerin sıkıntıları göze çarpıyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra mesleklerine uygun iş bulmakta zorlandıklarını ifade ettiler. Oradaki sistem tarafından ayrımcılığa maruz kalıyorlar çünkü. Bu nedenle liseyi bitiren birçok öğrenci üniversiteye gitmek istemiyor.
E. DEMİR: Eğitim sistemleri de güçlü. İlkokuldan başlayarak liseye kadar bir sistem kurmuşlar. Her merkezde anaokulları, ilkokullar var. Okullarda çocuklar için güzel bir ortam kurmuşlar. Tam 2300 kişinin okullu olduğunu söylediler. 400 kadar liseyi bitiren öğrencinin Hewlêr’de üniversiteye gittiğini söylediler. Hewlêr’deki öğrenim Arap alfabesiyle ve Soran lehçesiyle olmasına rağmen, gençler üç ayda bu sorunu aştıklarını söylediler. Üniversiteyi bitiren öğrencilerden bazıları gelip Maxmur’da doktor, avukat, öğretmen olarak çalışıyorlar. Bunlar bizi etkiledi gerçekten.
Peki, yaptığınız görüşmelerden bağımsız, sıradan insanlarla diyalog geliştirme imkanı buldunuz mu? Gündemleri neydi?
E. DEMİR: İnsanların ortak gündemi, yaz aylarında yapılacak olan Ulusal Kongre üzerineydi. ‘Ulusal Kongre olacak mı olmayacak mı? Nasıl bir nitelik taşıyacak? PKK, PÇDK içinde olacak mı? Biz Hewlêr’e gittiğimiz günlerde dört parçaya yönelik Gençlik Konferansı yapılmıştı. Orada da başta bazı sorunlar çıkmış olsa da, sonuçta her kesimden parti veya grupların katıldığı bir konferans olmuştu. Orada alınan kararlar, yazın yapılacak kongreye sunulacak. Bu çok önemli. Ama kongreye ilişkin tartışmalar, bu türden çekinceler de var. Çünkü iki yıldır çeşitli gerekçelerle erteleniyor. Bu sefer de ertelenir mi, her kesim katılır mı diye soru işaretleri var kafalarda. Partilerin birbirlerine olan güvensizliği -her ne kadar bugün daha iyi durumda olsa bile- var. Türkiye ve Amerika’nın da sürekli buna yön vermeye çalıştığını görüyor halk. Bir şekilde “Olmayacak, olursa da sığ ve dar olacak”, “Acaba Barzani kendisine verilmek istenen bu misyonu kabul edecek mi?”, “Acaba sadece Güney Kürdistan’ın mı bağımsızlığı ele alınacak?” kaygısı içindeler. Şöyle bir şey de var: Oradaki halkın çoğu kaba bir devlet istemiyor, daha çok dört parçayı kapsayan demokratik bir çözümden ya da konfederal bir yapılanmadan yana.
Bunun yanında “ne zaman çözüm olur da, ülkemize geri döneriz” meselesini tartışıyorlardı. Bulundukları yere geçici gözüyle bakıyorlar. Siyasi bir çözüm durumunda geri dönmeyi düşünüyorlar. O yüzden enerjilerini çok fazla kamp için harcamıyorlar.
‘İnsan orada özgürlüğü hissediyor’
Güney Kürdistan’da geçirdiğiniz bir haftalık yaşam size neleri öğretti? Hangi duygularla ayrıldınız?
E. DEMİR: Güney Kürdistan bizi etkiledi. Bizim üçüncü durağımız Kandil’di. Newroz’u Medya Savunma Alanları’nda kutladık. Oradaki gerilla arkadaşlarla konuşma imkanı bulduk. İnsan orada özgürlüğü hissediyor. Özgür bir alan, halka dayanan bir yaşam, ilişkilerin çok sıcak, çıkarsız olduğunu görürsünüz orada. Ayrıca Güney Kürdistan’ın her tarafında Kürdistan bayrağı dalgalanıyordu. Kürtlere ait bir yer olduğunu hissetmek çok etkileyiciydi. Medya Savunma Alanları’nda daha da kalmak, yukarılara çıkmak isterdim. Zamanım kısıtlı olduğu için yapamadım. Gerilla şehitliğini gezdik. Orada dört parçadan Kürdistan şehitleri vardı. Çok etkileyiciydi.
KURD-AKAD bu tür organizeleri her yıl yapacak. İleriki dönemlerde yine böyle bir buluşmayı arzuluyorum.
B. DÖNEKLİ: Önümüzdeki süreçte, özellikle Maxmur Mülteci Kampı’na, ilgi alanım olan halk oyunları çalışmalarına katkıda bulunmak üzere tekrar gitmek gibi bir planım var.
SOZDAR DERSİM - AACHEN