Almanya Kürt Dernekler Federasyonu (YEK-KOM) ve çok sayıda sivil toplumunun öncülüğünde Almanya’da 13 Haziran 2011 tarihinde startı verilen ‘Almanya’da Kürt Kimliği Resmi Olarak Tanınsın Kampanyası’nda çok önemli ve tarihi bir sürece gelindi.
Almanya’da hatta Avrupa’da hiç bir göçmen grubunun yapamadığı birşeyi ilk kez Kürt halkı başardı. 60 bin imza toplayan Kürtler, başta kimlik talebi olmak üzere taleplerini Almanya Federal Parlamentosu’nun gündemine taşımayı başardı. Bu kampanya, sadece Kürtlerin örgütlü gücü sayesinde neler başarabileceğini değil yine başta Kürtlerin kendi aralarında ve diğer göçmen grupları ile birlikteliğini, ortaklaşmasını, birlikte neler başarılabileceğini ortaya koyması açısından da çok önemli bir gösterge ve süreci oldu.
Biz de 15 Ekim’de Federal Almanya Parlamentosu Dilekçe Komisyonu’nda yapılacak olan oturum öncesi Kimlik Kampanyası’nın motor gücü olan YEK-KOM’un Başkanı Yüksel Koç ile görüştük.

Sayın Koç, 15 Ekim’e kadarki süreci kısaca özetleyebilir misiniz?

15 Ekim’e gelmeden önce bu süreci biraz anlatmak gerekli tabii ki. 15 Ekim’de Federal Parlamento’daki oturumdan önce  60 bin imzayı toplayan, bu imzaları veren, toplayan bütün arkadaşlara kurumlara herkese YEK-KOM olarak teşekkür ediyoruz. Almanya’daki Kürtler açısından bu tarihi bir gündür. 15 Ekim’de Federal Almanya Meclisi’nde ilk defa Kürtler, kendi sorunlarını tartışacak. Sonucu ne olursa olsun bu tarihi bir adımdır. İlk defa resmi olarak böyle bir tartışma yürütülüyor.
Bunu sağlayan da Kürtlerin örgütlü gücüdür. Bir diğer şeyin daha altını çizerek belirtmek istiyorum. Bu kampanyada kimimiz az kimimiz çok çalıştık. Kimimiz başta, kimileri sonradan dahil oldu. Ama gelinen aşamada çok önemli bir şey daha yakalandı o da şudur: Bu kampanya bütün Kürtlerin ortak eseri oldu. Kampanya, kuzeylisi, doğulusu, batılısı, güneylisi, sağıcısı, solcusu, liberali, feministi, genci, yaşlısı, toplumun herkesiminin ortak eseri oldu. Bu anlamda Kimlik Kampanyası bütün Kürtlerin ortak eseridir. Biz adını koymadık ama eyaletlerde şu anda fiili olarak Almanya’da Kürtlerin kurumlarının ortak platformu oluşmuş durumda. 10’a yakın eyalette komiteler oluşmuş durumda ve bu komitelerde farklı düşüncelerden bütün Kürtler içinde yer alıyorlar. Bu çok sevindirici bir şeydir. Kürtlerin refleksi aynılaşmıştır, Almanya’daki Kürtler farklı parçalardanda gelseler, farklı da düşünseler hepsi aynı şeyi istiyorlar, kimlik istiyorlar. Kaç gündür bize Güney Kürdistan’dan, Süleymaniye, Erbil, Kerkük’ten Soranice destek mektupları geliyor. Yine değerli bilim insanı İsmail Beşikçi’den BDP eşbaşkanları, Sayın Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş‘a kadar birçok Kürt siyasetçi özellikle Federal Almanya Parlamentosu Dilekçe Komisyonu’na mektuplar yazarak, Kürtlerin bu taleplerinin kabul edilmesini istiyorlar. Bu anlamda bizler kampanya yürütücülerinin sorumlulukları da çok artmıştır. Biz bunun bilincindeyiz. Omuzlarımıza çok ağır bir yük, sorumluluk binmiştir.
Kürt halkının 15 Ekim’de Federal Parlamento’daki tartışmalardan bu kadar yoğun bir beklenti içinde olmasının sebebi de bana göre şudur: Birinci Paylaşım Savaşı‘nda emperyalist devletler, Lozan’da Kürtleri dört sömürgeci devlet yani Suriye, İran, Irak ve Türkiye arasında paylaştı. Ardından asimilasyon, inkar ve katliamı dayattılar. Bugüne kadar Kürtlere dayatılan kimliklerinin inkarıydı. İşte Kürtler ilk defa bir parlamentoda kendi kimliklerini tartışacaklar. Bu, bütün Kürtlerin ortak refleksini oluşturmuştur. Bu kampanyada önemli bir nokta da, çok farklı uluslardan göçmen örgütleri bizleri destekliyorlar. Yunanlar, Portekizliler, İspanyollar, Tamiller, Ermeniler, Asuriler, Sırplar ve diğer halklar. Buradan tertip komitesi adına onlara da bir kez daha teşekkür ediyorum.

15 Ekim’deki oturum nasıl olacak? Kim konuşacak?

Şimdi öncelikle bir şeyin altını çizmem gerek. 15 Ekim’de katılımcıların hepsi konuşmayacak. Bir tek kişi konuşacak. Bu projeyi yürüten kurumlar adına bir kişi konuşma yapacak. Konuşmacının iki tane de danışmanı olacak. Diğer katılımcılar ise sadece dinleyicidir. YEK-KOM Başkanı ve Kimlik Kampanyası bileşenleri adına ben konuşmacı olacağım.

Toplam kaç kurum bu kampanyayı destekliyor? Desteklemeyen var mı?

Şu ana kadar yani 6 Ekim itibariyle Almanya’da bu kampanyayı destekleyen kurum sayısı 251 olmuştur. Bunlara dernekler ve çatı örgütleri de dahildir. Almanya’da farklı eğilimlerden ve görüşlerden bu kampanyayı desteklemeyen nerdeyse hiçbir kurum kalmamıştır. Olabilir ki bizim ulaşamadığımız yerel alanlarda küçük denekler, kuruluşlar olabilir ama onun dışında tüm Kürtler, kurumlar, aydınlar, sanatçılar, sendikacılar, işverenler hepsi bu işin içindedir.

Kurumlar dışında kampanyaya destek veren inisiyatifler de oldu değil mi?

Almanya’da yaşayan aydınlar bir inisiyatif oluşturarak kampanyaya desteklerini sundular. Hazırladıkları metin ve imzaları parlamento dilekçe komisyonuna gönderdiler. Yine Avrupa’nın değişik ülkelerinde yaşayan 100’ün üzerinde aydın mektuplarla bize destek verdi. Ancak Federal Parlamento Almanya’ya yaşayan ya da Almanya oturumlu aydınları esas aldığı için diğer ülkelerdeki aydınları listeye yazamadık. Ama onlar da bireysel olarak Federal Alman Parlamentosu dilekçe komisyonuna mektup yazıp destek olabilirler. Yine seçilmiş Kürt siyasetçilerin yani Federal Parlamento’dan eyalet parlamentoları, belediyeler ve encümenlikler olmak üzere başlattığı bir kampanya vardı bu da bitti. Yine Kürt kökenli sendikacılar ve işverenlerde inisiyatifler olarak birer destek kampanyası yürütüyorlar.

Kimlik Kampanyası’nın başlangıcı ile gelinene aşamayı kıyasladığınızda ne söyleyebilirsiniz?

Bu kampanyanın öncelikle gelinen aşamada bize yüklediği çok ağır bir sorumluluğu var. Biz hassasiyetleri de gözönüne alarak bunu taşımaya ve daha kapsayıcı olmaya çalışıyoruz. Bu kampanyada bizde çok şeyler öğrendik.
Birincisi; Bütün Kürt kurumları ile ortaklaşmayı hepsini tanıma fırsatını bulduk. Bu bizim açımızdan çok önemlidir. Bu Kürtler açısından bir ilktir. Yine farklı göçmen gruplarının Kürtlerin bu talebini yüksek sesle dillendirmesi çok önemliydi. Bu fedakarlık ve başarı örgütlü olmamızdan ötürü bu seviyeye gelmiştir. Burada bir şeyi belirtmek istiyorum. İsmini vermeyeceğim, versem herkes tanır ama bir ağabeyim bana bir şey söyledi. Diyordu ki “Biz 30 yıldır bu işin siyasi mücadelesini yürüttük. Parlamentoya getiremedik siz getirdiniz.” Ben de o ağabeyimize şöyle demiştim “Biz sizden daha yetenekli değiliz. Siz belki bizden daha yeteneklisiniz ama bir farkımız var. Bizim ardımızda örgütlü bir halk gücü var. Sizin ardınızda bir halk gücü yok. Bu Kimlik Kampanyası bir kez daha şunu açıkça gösterdi ki, örgütlü olunca, kurumları etrafında, ulusal değerleri etrafında insanlar biraraya gelince seni kabul eden de etmeyen de kabul etmek noktasına geliyor. 15 Ekim’de Federal Parlamento’da eğer Kürt kimliği tartışılıyorsa bu Kürtlerin örgütlü gücü sayesinde olmuştur. 60 bin imza sayesinde olmuştur. Biz bundan gurur duyuyoruz.

15 Ekim’e çok az bir zaman kaldı. Hazırlıklarınız ne durumda?

Biz tertip komitesi olarak bir kez daha biraraya geldik ve bütün hazırlıkları gözden geçirdik. Burada bir detayı da halkımızla paylaşmam gerekir. Bu hem sevindirici hem de bazı arkadaşları üzecek bir durum. 15 Ekim’deki oturuma katılmak için müracaat eden arkadaşların sayısı çok çok yoğun. 28 Ağustos tarihinde 65 kişilik bir liste içeri vermiştik. Bize daha sonra yine müracaatlar oldu. Biz uğraşıyoruz bu rakamı artırmaya ve 5 Eylül’de ikinci bir liste içeri verdik, ama 6 Eylül’de Parlamento’dan bize gelen cevapta “Maalesef bu listenizi kabul edemeyeceğiz. İlgi çok yüksek ve bütün yerler dolmuştur” denildi. Onun için sıkınıtımız şudur; bize hala Kürdistan’ın bütün parçalarından katılmak isteyen farklı eğilimlerde farklı partilerden ve kurumlardan miletvekilleri, şahsiyetler var. Kamuoyuna biz şu mesajı vermek istiyoruz: dört parçadan farklı eğilimlerden Kürtler orada olacak ama söz konusu kimlik olunca bir tek parçayız, yekpareyiz. Bütün Kürtler birliğiz.

15 Ekim’de neler söyleyeceksiniz?

Biz 15 Ekim’de Almanya’ya şunu söyleyeceğiz: Özellikle Lozan’da Kürtlere inkar ve asimilasyon politikası dayatıldı. Bugün Türkiye ve diğer sömürgeci devletlerde bile Lozan tartışılır hale gelmiştir. Ama Almanya maalesef bize Lozan’ı dayatıyor. Bizim Almanya’dan beklentimiz, talebimiz şudur: Türkiye’nin, AKP’nin Kürt politikasını Almanya’ya taşırmayın. Onun sesi olmayın. Onun yerine Avrupa’nın yüzyıllık mücadeleler sonucu yarattığı barış, kardeşlik, özgürlük gibi insani değerleri Türkiye’ye taşırın. Biz Almanya’ya “Bize başkalarından farklı bir şeyi bize verin” demiyoruz. Diğer göçmenlerin sahip olduğu haklara biz de sahip olmak istiyoruz. Bu tarihi haksızlığa ortaklık yapmayın. Almanya Anayasası’nın 1.ci, 3. Ve 8. Maddeleri bunu emrediyor. Yine Almanya Anayasası’nın ötesinde Federal Parlamento’nun 1991 yılında aldığı bir karar var. (O dönem 500 bin Kürdün olduğu tahmin ediliyor) Almanya’da Federal Parlamento kararında diyor ki; Kürtler ayrı bir halk grubudur ve ayrı bir halk grubu olarak Kürtlere hakları tanınmalıdır” diyor. Yine 1992 yılında Avrupa Parlamentosu’nun aldığı bir karar var. Ben bu kararı, 15 Ekim’de Federal Parlamento’daki konuşmamada açıklayacağım. Bunu belki parlamenterler de biliyorlar. Ama çok ilginçtir bunu Kürt kamuoyuyla paylaşmam gerekir; Avrupa Parlamentosu’nun 1992’de aldığı bu karar bizim taleplerimizin çok ötesindedir, onun üstündedir. Altını çizerek söylüyorum.

Nedir bu karar açıklayabilir misiniz?

O’nu 15 Ekim’deki konuşmamda açıklamak istiyorum.

İçeriği nedir bu kararın?

İçeriği bizim istediğimiz talepleri kabul edin diyor. Ama bizim Kürt kurumları olarak burada özleştiri vermemiz gereken bir şey varsa o da biz bu kararın takipçisi olamamışız. Biz Almanya’ya diyeceğiz ki “Siz hem Federal Parlamento’nun hem de Avrupa Parlamentosu’nun, hem AGİT hem de Kopenhag Sözleşmeleri ve diğer uluslararası sözleşmelerin gereğini yerine getirmeniz gerekiyor. Yine Alman Anayasası’nın yukarıda saydığım maddeleri emredici maddelerdir. “İnsan onuru kutsaldır ve ona kimse dokunamaz, bunu korumak ve kollamakta devletin görevidir” diyor. Bunu Almanya’ya hatırlatıyoruz. Biz eğer Kürtlüğün dışında bir dayatmayı, Türklüğü, ya da Araplığı kabul etseydik, onursuzluğu kabul etseydik geldiğimiz ülkelerden gelmemize gerek yoktu. Orada kalırdık.
Onursuzluğu Türkiye, Irak, İran ve Suriye dayattı kabul etmedik. 1 milyon Kürt’e burada onursuzluk dayatamazsınız.

Konuşmanızda bunları söyleyecek misiniz?

Evet konuşmamda bunları söyleyeceğim. Onursuzluğu kabul etmiyoruz. Biz onurlu bir hak olarak kendi kimliğimizle herkesle eşit koşullarda birarada yaşamak istiyoruz. Almanya’da diğer göçmenlerin sahip olduğu haklara biz de sahip olmak istiyoruz. Bu da taleplerimiz arasındadadır.

Konuşmanız kendi aranızdaki ortaklaşmayı temsil edebilecek mi?

15 Ekim’de sadece YEK-KOM adına konuşmayacağım, 251 kurum adına konuşacağım. Farklılıkları görerek konuşacağım. Bir kez daha söylüyorum, kimlik herşeyin üstündedir. Kürt kimliği ne bir parçanın, ne bir kurumun ne bir bölgenin ne de bir alanın malıdır. Kürt kimliği herkesin ortak eseridir. Bu işe artık ‘ama’, ya da ‘fakat’larla yaklaşmamak gerekir. Herkesin ortaklaşması gerekir. Kafası karışık olan bir, iki Kürt varsa onların kafa karışıklığının giderilmesi gerekir. Soğuk Savaş dönemi kafası ile yaklaşmamak gerekir.
Geçenlerde Ermeni Konseyi Başkanı dostumuz Azat Ordukhanyan’la bir toplantıda görüştüğümüzde bana şunun söylemişti, Bochum’da Tayyip Erdoğan’a verilmek istenen ödüle karşı yapılan ortak protestodan sonra dünyadaki  bütün ermenilerin, Kürtlerle ortak hareket etmeyi tartıştıklarını söyledi. Ordukhanyan daha sonra Erivan’da ki radyo ve televizyonlara bir yazı yazarak ‘yüzyılımızın bir koalisyonlar yüzyılı’ olduğunu söyledğini aktardı. Bizde Kürtler olarak diyoruz ki yüzyılımız koalisyonlar yüzyılı değil halkların birlikteliği yüzyılıdır. Önce bu birlikteliği Kürtler biz kendi içimizde yaratmalıyız. Sonrada diğer halklarla ortaklaşmalıyız.

15 Ekim’de ki toplantının detaylarını biraz açsak...

15 Ekim’deki toplantı saat 12:00’de başlayacak. 3 saat sürecek. Toplantı, Marie-Elisabeth-Luders-Hauses, Saal 3101 adresinde gerçekleşecek.

Toplantıya kimler katılacak?

Toplantıya öncelikle Dilekçe Komisyonu’nun 26 üyesi (değişik partilerden milletvekilleri) katılıyor. Yine ilgili bakanlıların, (içişleri, adalet bakanlığı vb. onların temsilcileri katılacaklar. Toplantıda ilk olarak YEK-KOM adına ben bir konuşma yapacağım. Konuşma bittikten sonra partilerin komisyon sözcüleri soru sorabilirler. Onların konuşma hakları yok sadece soru sorabiliyorlar. Orada tek konuşma hakkı olan YEK-KOM temsilcisidir. Bu bölüm, 3 tur halinde devam edecek.
Birinci turda komisyon sözücüleri soru sorabilecek. İkinci turda bütün partilerin milletvekilleri soru sorabilecek. Üçüncü turda ise ilgili partilerin bakanlıklarını sözcüleri soru sorabilecek.
Konuşmacı olarak ben bu sorulara cevap vereceğim. Oturum sona erdikten sonra ileri ki bir tarihte bu Dilekçe Komisyonun 26 üyesi miletvekili biraraya gelecekler ve gizli bir oturumda karar alacaklar. Yine 15 Ekim’deki görüşmeleri meclis televizyonu ve meclis internet sitesi canlı olarak yayınlayacaklar. Bütün Kürtler ve dostlarımız buradan da görüşmeleri izleyebilirler.

Peki 15 Ekim toplantısından beklentiniz nedir?

15 Ekim toplantısından Kürtler lehine olumlu kararlar çıkacağına inanıyorum. Yukarıda da ifade etmiştim. 1991 ve 1992 yılında Federal Parlamento ve Avrupa Parlamentosu’nun Kürtlerle ilgili aldıkları kararlar var ve o kararların gereği yapılmamıştır. Niçin? Çünkü Kürtlerle ilgili alınan kararlar siyasi kararlardır. Eğer bunlar kendi aldıkları kararları uygulasalardı, Kimlik Kampanyası’nı başlatmamıza hiç gerek yoktu. Normalde Alman yasaları, Avrupa yasaları alınan kararlar bu talepleri uygulamaya müsaade diyor. Ama sorun şu, gelinen aşamada bir siyasi mekanizmanın siyasi bir karar vermesi gerekiyor. Ama biz biliyoruz ki, uluslararası ekonomik ve siyasi ilişkiler zaman zaman maalesef demokrasi ve hukukun önüne geçebiliyor. O anlamda da karar ne olursa olsun 15 Ekim’den önce nasıl çalıştıysak sonrasında da aynı şekilde çalışacağız.
15 Ekim’den sonra işimiz bitmiyor. Zaten 17 Ekim’de biz eyalet komisyonlarımız ve üst yönetimlermizle birlikte bir toplantı yapacağız. Yine taleplerimizin büyük çoğunluğu eyaletleri ilgilendiriyor ve bu eyaletler taleplerimizin çoğuna olumlu yaklaşıyorlar.

Kürt halkına farklı bir mesajınız olacak mı?

15 Ekim Kürtler açısından her şey değil, ama çok önemli bir adımdır. Çünkü Kürtlerin kimlik talebi ilk defa Almanya Parlamentosu’nda tartışılacak. İkincisi, bir göçmen grubu 15 gün içerisinde 60 bin imza toplayarak bunu Federal Parlamento’ya götürüyor ve bu konunun tartışılmasını sağlıyor. Bu çok önemli bir başarıdır. Üçüncüsü, bütün Kürtler bu kampanya etrafında birleşti, ortaklaştı. Dördüncüsü, diğer göçmen grupları ile Kürtler ortaklaştı. Beşincisi, Alevi canlarımızla ilk kez bu kampanyada ortaklaştık onlarla kucaklaştık. AABF’nin kampanyaya desteğini bu anlamda çok önemsiyoruz. Altıncısı ise en önemli olan faktör, Kürtler artık kendi kimilikleri dışında bir kimlikle yaşamayı nerede olursa olsun kabul etmeyeceklerdir. Almanya’nın bunu görmesi gerekir. Biz Almanya’nın bir parçasıyız. Ve burada kendi kimliğmizle diğer halklarla birlikte yaşamak istiyoruz. Halkımıza mesajımız ise, bu örgütlü gücünüzle 15 Ekim’de siz böyle tarihi bir fırsatı yarattınız. Biz de bunun sorumluluğu ve bilinciyle devam edeceğiz. Burada birde özellikle altını çizerek söylemek istiyorum. Bu 60 bin imzayı toplayabilmemizde Kürt basınının özelliklede Yeni Özgür Politika Gazetesi’nin çok önemli bir misyonu, rolü oldu. Çünkü biz 15 gün diyoruz ama aslında son iki günde asıl imzaları toplayabildik. Bunda da Yeni Özgür Politika Gazetesi’nin çok önemli rolü oldu. Buradan YEK-KOM ve tertip komitesi adına fedakar Kürt basınına teşekkür ediyoruz.


Kürtlerin talepleri

Kimlik Kampanyası çerçevesinde Federal Alman Parlametosu’nda tartışılacak olan talepler şunlar;
- Kürt göçmenler ayrı bir göçmen grubu olarak tanınmalı ve diğer göçmen gruplarıyla eşit görülmelidir.
- Gerek Kürtlerin Alman toplumuna entegrasyonunu teşvik etmek ve gerekse de Türkiye’de Kürt sorununun çözümünü desteklemek için, PKK yasağı ve bu bağlamda süren Kürt örgütlerine yönelik yasaklar kaldırılmalı ve baskılara son verilmelidir.
- Kürt göçmenlere, mültecilerine ve özelde kadınlara yönelik Kürt dilinde danışmanlık ve destek hizmetleri verilmeli ve Kürtçe bilgilendirme materyali çıkarılmalıdır.
-  Kürtçe anadil dersleri tüm eyaletlerde yaygınlaştırılmalıdır.
-  Kürtlerin geldikleri ülkelerin resmi makamları onaylamasa bile, Kürt isimlerin verilmesi kabul edilmelidir.
- Kamuya ait radyo vb yayınların yabancı dilde yayınlarında Kürtler eşit muamele görmelidir.
- Newroz günü, UNESCO’nun 23 Şubat 2010 tarihli kararı doğrultusunda tatil günü olarak kabul edilmelidir.
-  Entegrasyon için Federal Danışma Konseyi’ne Kürt temsilciler de alınmalıdır.
-  Öz yardım teşvik edilmeli, siyasal ve kültürel bilgiler Kürtçe ana dilde yayınlanmalıdır.
-  Siyasal olarak aktif olan Kürtlerin sınır dışı edilmesine ve ilticası kabul edilmiş olan Kürtlerin dosyalarının yeniden açılmasına son verilmelidir.
- Federal hükümet, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü için daha fazla çaba göstermelidir.
- Kürtler farklı dinsel inançlara sahiptir. Hıristiyanlık, Êzîdîlik, Alevilik ve İslam. Bundan dolayı Dinlerin Diyaloğu İçin Çalışma Grubu’na dahil edilmelidirler.


MURAT ALPAVUT / DÜSSELDORF