
Hessen Eyaleti Rosa Luxemburg Vakfı tarafından düzenlenen panelde gazeteci Ferda Çetin, Demokratik Konfederalizm ve Demokratik Özerklik’in kapitalist sisteme ve bu sistemin felsefesi olan liberalizme köklü eleştirilerde bulunduğunu söyledi. Çetin, konuşmasında şu konulara dikkat çekti: “Demokratik Konfederalizm’in, sistemin bize doğru diye öğrettiklerine karşı itirazı vardır. Kapitalist sistem ve onun öğretisi olan liberalizm kendisini gelmiş geçmiş en iyi sistem olarak gösteriyor. Ancak sistem gerçekleri perdeliyor. Sistem, sömürü ve sömürgecilikten bahsetmez. Onun yerine dünyanın globalleştiğini söyler. ‘Gelişmekte olan ülkeler’ diye bir kavram kullanır. Böyle bir kavram yoktur. Geri bırakılmış ülkeler vardır. Yine ‘işkence’ demez, ‘baskı’ kelimesini kullanır. Bunlar öyle masum unutkanlıklar değildir. Liberalizm bize, dünyanın küçük bir köye dönüştüğünü söyler. Bunu tekliğin gelişimine bağlar ancak, dünya küçüldükçe, sistemin gerçekleri perdelemesi de o kadar artar. Liberalizm insanların gözlerine perde çeker.”
Dünya nüfusunun yüzde 15’nin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının yüzde 85’ini kullanması, Unicef’in verilerine göre her gün dünyada 300 bin çocuğun ölmesi, barajlarla insanların kendi yaşadıkları toprakları terketmek zorunda bırakılması gibi örnekler veren gazeteci Ferda Çetin, bunun da mevcut sistemin söylendiği gibi mükemmel olmadığını gösterdiğini belirtti.
Kapitalist modernitenin, devlet-birey ilişkisi, Demokratik Konfederalizm’in ise bireyi toplumla birlikte ele aldığını söyleyen Çetin, “Devlet ve demokrasi bir arada olacak kavramlar değildir” dedi.
Özdemir pratiği anlattı
Çetin’in ardından söz alan Dr. Tülay Özdemir ise, Demokratik Özerklik konusunda Kürdistan’daki çalışmalar ve Demokratik Toplum Kongresi’ni (DTK) anlattı. Özdemir, DTK’nin 150 meclis üyesinin toplumun her kesiminden 850 delege tarafından seçildiğini söyledi. Bununla birlikte, Kürdistan’da mahalle, köy, ilçe ve kent meclisleri ve komünlerde belli bir pratiğin olduğunu belirten Dr. Özdemir, devletin belli bir gelişmeyi gördükten sonra müdahale ettiğini de sözlerine ekledi.
Yerelde toplumun karar vermesinin önemine değinen Tülay Özdemir, “Malatya’da bir radar sistemi kurulacaksa, buna Ankara’nın değil Malatya halkının karar vermesi gerekir” dedi. Örgütlemede yüzde 40 kadın ve gençlik kotası olduğunu dile getiren Özdemir, toplumun komünler, meclisler ve komitelerle kendi kendisini yönetmesinin alternatif bir yönetim şekli olduğunu kaydetti. Yüz kızartıcı suçlar, kadına yönelik şiddet ve çok eşlilik gibi durumu olanların dışında herkesin meclis çalışmalarında aday olabileceği belirten Özdemir, ortaya koydukları eşbaşkanlık sisteminin de Türkiye için bir örnek oluşturduğunu söyledi. Özdemir, asimilasyon ve devletin dayatmalarına karşın sağlık, ekoloji, kültür gibi alanlarda alternatif çalışmaların ortaya konulmasına ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Medyada ‘taş atan çocuklar’ tanımlamasından sonra, ‘molotof atan çocuklar’ tanımlamasının da ortaya atıldığını, bununla devletin Kürt çocuklarına el koyarak onları asimile etmeye çalıştığını belirtti. Bu politikanın Osmanlı’da da uygulandığına işaret eden Dr. Tülay Özdemir, devletin “Eğer çocuklarınızı ikaz etmezseniz elinizden alırız” dediğini söyledi.
Panelin ikinci bölümünde konuşmacılar, katılımcıların soruları yanıtladı. 200’e yakın kişinin katılım sağladığı panelde Kürtlerin yanı sıra, Türk ve Almanlar da yer aldı.
NİHAL BAYRAM/FRANKFURT