Son zamanlarda özellikle Kürt kadın milletvekilleri hedef alınıyor. Emine Ayna, Gültan Kışanak ve Pervin Buldan’ı hedef alan yazılar yazılıyor. Tek suçları düşüncelerini dolambaçsız, açık ifade etmeleridir. Siz Kürtler bizim şovenist duygularımızı dikkate alacaksınız, bizim hışmımızı üzerinize çekecek biçimde başı dik, iradeli konuşmayacaksınız; şovenist ayranımızı kabartmayacaksınız, siz bizim karşımızda söyleyeceğiniz şeyleri ürkekçe, yalvararak dile getireceksiniz; siz Kürtler ne zamandan beri böyle konuşma hakkı elde ettiniz denilerek azarlamanın ince ve kaba yöntemlerini sergiliyorlar.
Akıllı ve vicdanlı bildiğimiz Ahmet Hakan da bu koroya katılmış bulunuyor. Anlıyoruz, yandaş medyanın etkisinden kurtulmak zor. Yandaş basının korosuna katılmazsa, O da aforoz edilebilir. Çünkü bugün basın üzerinde hiçbir dönemde görülmemiş bir psikolojik savaş yürütülüyor. Şimdi Kürtler aleyhine konuşmayan herkese yöneliniyor; sen de konuş, niye konuşmuyorsun dayatması yapılıyor. Yandaş basın deli dumrul gibi olmuş, Kürtlere küfür etmeyenleri aforoz ediyor, Kürtlere küfür edenlere ise, bu kadarı yetmez daha fazlasını edeceksin deniyor.
Ahmet Hakan Bülent Arınç’ın izinde yürüyerek Emine Ayna’ya saldırıyor. Niye ki Demokratik Özerklik’in Türkiye tarafından kabul edilmesi gerektiğini söylemiş. Daha önce de KCK operasyonları olduğunda açılım mı kaldı, açılım bitti sözlerini söyleyince, kadın gördüğünde saldırı refleksleri harekete geçen Bülent Arınç da Emine Ayna’ya saldırmıştı. Farklı zihniyette olsalar da, bu saldırının bilinçaltı aynıdır. Karşısındaki hem Kürt’tür hem de kadındır.
Ahmet Hakan kendi saldırısını güçlendirmek için de Ahmet Türk ile Şerafetin Elçi’yi kendine dayanak yapmış. Böyle yapmazsa büyük tepki geleceğini düşünerek bu şahsiyetleri kendine kalkan etmiş. Emine Ayna’ya saldırısı bir ahlaksızlıksa böyle bir dayanak göstermesi iki kez daha ahlaksızlıktır. Farz edelim ki Emine Ayna’nın eleştirilecek yanları vardır; olabilir de. Ancak Ahmet Hakan’ın eleştirdiği yanlar bu türden bir eleştiri değildir. Egemen ulus zihniyeti ve kompleksi ile yaptığı bir saldırıdır.
Mevcut ortamda bir Türk yazarın bir Kürt kadınına bu düzeyde saldırmaya hakkı yoktur. Eğer dürüst, namuslu bir demokrat olsaydı yandaş basına “hele bir durun böyle hep bir ağızdan Kürtleri hedef almak ne kadar doğrudur, biraz da kendimize bakalım” derdi. Böyle diyen kadın yazar Nuray Mert’e neler yapıldığı biliniyor. Dolayısıyla cesaretli ve onurlu duruş göstermek kolay değil.
Kuşkusuz Tarhan Erdem, Ümit Kardaş gibi ruhunu satmayanlar da var. Bunlar popüler olma ve birileri tarafından sevilmeme kaygısı taşımadığı için eleştiriler yapsalar da, vicdanlarını bir tarafa atmıyorlar. İşte akil adamlık budur. Kürt sorunu böyle vicdanlı insanların yaklaşımıyla çözülebilir. Sorun eleştiri getirmek değil, eleştirinin yapılma zihniyetidir.
Ahmet Hakan Emine Ayna’yı neden sevmediğini büyük bir zevkle sıralamış. Özü, bizim şovenist mahalleyi dikkate almıyor, içinden geçeni olduğu gibi söylüyor anlamına gelmektedir. Şunu vurgulayalım: Açıkça hiçbir ciddiyete alınacak yanı olmayan hakaret içerenler dışında sıraladıkları bir Kürt için kusur sayılmaz. Belki daha politik olsalar daha etkili olurlar denilebilir. Ancak Emine Ayna’nın hem açılım hem de Demokratik Özerklik hakkında söyledikleri isabetlidir. O zaman da şimdi de gerçekliği ifade etmiştir.
Türk yazarları ve çizerlerinin Kürtleri bu kadar terbiye etmeye uğraşmaları, akıl vermeleri abesle iştigaldir. Kürt sorunu çözülseydi; Türkiye’de Kürtlere şovenist yaklaşım son bulsaydı, yapılan eleştiriler doğru ya da yanlış anlamlı olurdu. Mevcut ortamda Emine Ayna’ya yapılan eleştirilerin hiçbir değeri yoktur. Bu ortamda doğruluğu ve yanlışlığından öte hangi zihniyetten kaynaklandığı ya da hangi psikolojik savaş etkisiyle söylendiği önemlidir.
Rauf Tamer de kalkmış Gültan Kışanak’a alayvari hakaretler yapmış. Anlaşılıyor ki bunlar Kürt ve kadın gördüğünde ‘neresinden bulup hırpalayayım’ diye kafa yoruyorlar. Ne diyelim, Rauf Tamer’in o ünlü ve marka sözüyle belirtelim ki bu yaklaşımlar “o kafa”nın ürünüdür. Türkiye’deki en belirgin “o kafa” da milliyetçi ve Kürtleri küçük gören ve aşağılayan kafadır. Her ne kadar zaman zaman Kürtlere birkaç güzel söz bağışlansa da “o kafa” değişmemektedir. Nitekim Rauf Tamer “böyle yaparsanız size söylenen güzel sözler ve gösterilen merhamet de değişir” diyerek tehdidini yollamıştır.
Bu zatı muhteremler bilmelidir ki, Kürt Özgürlük Hareketi kendine özgüven duyan, kendini aşağı görmeyen ve sözünü açık söyleyen Kürt kadını yaratmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin taktir edilecek en önemli yanı, yarattığı bu kadın hareketidir. Kürt kadınında yarattığı değişimdir. Öyle ki kadın hareketindeki bu değişim ilk önceleri Kürt Özgürlük Hareketi içinde de tam sindirilememiştir. Kürt demokratik hareketi de yıllarca kadının bu iradeli duruşu karşısında zorlanmıştır. Ancak daha sonra Kürt demokratik hareketinin özgürlükçü ve demokratik yanının esasının bu olduğu görülerek bu gelişmeye ilk önce saygıyla sonra da gururla bakılmıştır.
Ahmet Hakan iyi bilmeli ki, Kürt kadını Kürt toplumunu değiştirdiği ve Kürt toplumu içindeki özgürlükçü ve demokratik enerjiyi ortaya çıkardığı gibi, Türkiye toplumunu da değiştirecektir. Kürt Özgürlük Mücadelesi ve Kürt kadının dayattığı bu değişim karşısında zorlansanız da sonunda sizler için de hayırlı sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Bu nedenle Kürtleri ve Kürt kadınını terbiye etmekten vazgeçin. Aksine Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve Kürt kadınının değiştirici, dönüştürücü, terbiye edici güzelliklerine kendinizi daha da yakınlaştırın. Kesinlikle kazanan siz olursunuz. Daha da ileri gideyim, birkaç ayınızı Kürdistan kadınları içinde geçirin, onların özgürlükçü, mücadeleci karakterini ve toplumdaki yerini yakından görün! Belki böylece Kürt ve Kürt kadınına olan bakışınızda köklü değişiklikler yaşarsınız.
Türkiye demokrasi güçlerinin, Türkiye’deki kadın hareketinin ve Kürt halkının Kürt kadınlarına hakaret eden her türlü zihniyete tavır koymaları gerekir. Bu zihniyet ve bu bilinçaltılar geriletilemezse, Kürt sorununun demokratik siyasal yoldan çözümü zorlaşır.
Her şeyden önce Türk yazar ve çizerlerini, kendilerini liberal demokrat olarak tanımlayan aydınlarını Türk devletinin yürüttüğü psikolojik savaşın etkisinden çıkarma mücadelesi verilmelidir. Bu çevreler psikolojik savaş etkisinden çıkarılmazsa, Kürtlere karşı sürdürülen kirli savaş devam eder. Eğer bu çevreler psikolojik savaş merkezinin etkisinden çıkarılırsa demokratik çözüm de, barış da daha yakınlaşır.
Özcesi Türkiyeli aydın ve yazarların mevcut tutumlarını bir daha gözden geçirmelerinde büyük yarar vardır.