
Kürt halkı 12 Eylül 2010 tarihli referandumundaki tutumuyla nasıl bir yaşam tasarladığını ortaya koydu. Peşi sıra iki dilli yaşam talebini yükseltti. Kürt halkı demokratik özerklik inşasıyla yeni bir sürece girdi. Demokratik özerklikle birlikte en fazla tartışma konusu olan olgu ‘Öz Savunma’ oluyor. Kürt halkı demokratik özerkliğin inşasını adım adım gerçekleştirirken, toplumsal örgütleme modelini ve halkların özgür yaşam sistemini korumak da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Kürtler sistem inşasıyla öz savunmanın inşasını birbirinden kopmaz olgular olarak ele alıyor. DTK’nın demokratik özerklik projesi; Türkiye’de yazar çevrelerinde neredeyse bir kutuplaşmaya yol açarken, devlet ve AKP iktidarı ise projeyi aynı refleksle karşıladı. 2007 yılında Amed’de yapılan demokratik toplum kongresinde bir taslak olarak sunulan ‘Demokratik Özerklik Projesi’ o günden bugüne çokça tartışıldı.
Amed’de 26–28 Ekim 2007 tarihleri arasında gerçekleştirilen Demokratik Toplum Kongresi’nin ilk toplantısından sonra yayınlanan sonuç belgesi ile Demokratik Özerklik Türkiye siyasi hayatına girdi.
2010’un Aralık ayında yine Amed’de DTK’nın Demokratik Özerklik Çalıştayı’nın Sonuç Bildirgesi’nde Demokratik Özerk Kürdistan projesi; devletin ordusu, iktidarı ve muhalefetiyle siyaseti tarafından da kızılca kıyametle karşılandı. Demokratik özerklik, önce tek tek siyasi partiler tarafından ‘mahkum’ edildi. Sonra da Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplanarak ülkenin “tek bayrak, tek millet, tek devlet ve tek vatan”dan oluştuğunu ve resmi dilinin de Türkçe olduğunu cümle aleme ilan etti. Kılıçdaroğlu’nun CHP’si ile kendinden menkul ve kendine demokrat Erdoğan’ın ‘ileri demokrat’ AKP’si, MGK’nin ilanını tekrarladı. Gül ise Amed ziyaretinde aynı nakaratı aynı makamdan okudu. Söz konusu olan Kürtler olunca “gerisi teferruattan” anlayışı bir kez daha doğrulandı.
Demokratik Özerklik’in öz savunma ilkesi
Aslında gelişen tepkiler bile Kürt halkı kendi demokratik sistemini inşa ederken öz savunmanın ne kadar hayati değerde olduğunu gösterdi. Peki, yaşanan gelişmeleri Kürt tarafı nasıl değerlendiriyor? Saldırıları ve öz savunma sorunlarını nasıl değerlendiriyor?
Kürt halkının geliştirdiği demokratik özerklik talebi ve öz savunma sorunlarını ve öz savunmaya ilişkin çokça tartışılan ve merak edilen noktaları KCK Halk Savunma Komitesi Başkanı Duran KALKAN’a sorduk. Kalkan, öz savunma sorununun yeni bir sorun olmadığını belirterek, öz savunmanın her zaman gerekli olduğunu söylüyor. Kalkan’ın sözleri şöyle: “Özellikle son yüz yıl içinde Kürt toplumuna imha ve inkarı dayatan güçler soykırım rejimi, bunu sonuca götürmek için her türlü yolu deniyor. Her türlü baskıyı uyguluyor. Kürt sorununun çözümü yönünde bir yaklaşım içerisinde değiller, kolay kolay olacak gibi de görünmüyorlar. Aslında oyun yaparak, baskı geliştirerek Kürt halkını pasifize etmeye, sindirmeye, korkutmaya, ürkütmeye, örgütsüz kılmaya, parçalamaya, asimile etmeye ve böylece soykırımdan geçirmeye çalışıyorlar. Kürt halkına dayatılan soykırımın önemli bir yanı asimilasyon oluyor. Asimilasyonun gelişmesi için de baskı, korkutma, ürkütme, şiddeti hep gündemde tutuyor, uyguluyorlar. Son yıllarda yaşanan bu yönlü olaylar ortadadır. Linç girişimleri oluyor, katliamlar oluyor. Faili meçhuller ortada. Hizbullahçıları bırakıyorlar. Ona da gerek yok zaten soykırım güçlerinin kurumları var. Kontrgerillası, istihbaratı, polisi, MİT’i- iti var. Karşıda demokratik bir zihniyet oluşmadıkça, herkes şunu bilmeli ki Kürtler için ciddi bir soykırım tehdidi vardır. Elbette ki buna karşı ciddi bir güvenlik sorununu gündeme getiriyor.”
Bu dönemin kritik bir süreç olduğunu, çözüm olasılığı kadar tehlikelerin de çok olduğuna dikkat çeken Duran Kalkan, Kürt halkının ve diğer halkların öz savunma konusunda devletler tarafından aldatıldığına söylüyor. Kürtlerin güvenlik sorununun eskiden de var olduğunu ve devletlerin bu konuda halkları, toplumları, kadınları, emekçileri ve gençleri aldatığını; Kürtlerin ise tümden aldatıldığını söyleneyn Kalkan, “Güvenlik sorunundan uzaklaştırılıyorlar. Böylece aslında baskı ve sömürüye açık hale getiriliyor, köleleştiriliyorlar. Bu bakımdan güvenlik ve kendisini savunma sorunu, Kürtlerin en temel sorunudur. Varlık sorunu diyoruz buna. Diğer sorunların hepsi bundan sonra gelir. Varlığını güvenceye almadan, güvenliğini sağlamadan; Kürtlerin yaşaması, demokratikleşmesi, özgürleşmesi elbette mümkün olamaz” diyor.
‘Öz savunmanın üç kuralı vardır’
KCK Halk Savunma Komitesi Başkanı Kalkan, Öz savunmanın Kürtlerin en önemli gündemi ve temel sorunu olduğunu belirtiyor. Kürtlerin ancak öz savunma yaparak varlıklarını koruyabileceğini vurguluyor. “Öz savunma diğer sorunlardan bir tanesi değildir. Öz savunma; beslenme, üreme gibi insanın var olmasını sağlatan en temel bir sorundur” diyen Kalkan, Kürt halkı öz savunmasını nasıl gerçekleştirecek? Sorusunu ise üç kural şart koşarak cevaplıyor: bilinç, örgütlenme ve eğitim-donanım! Ve bu şartların sağlanması durumunda Kürtlerin kendi öz savunmasını yapabileceğini söylüyor.
Kalkan, bu şartlara şöyle açıklık getiriyor: “Öz savunma, güvenlik herşeyden önce bir bilinç işidir. Bir insanın ve toplumun kendi güvenliğini kendisinin sağlaması gerektiğini bilince çıkarması lazım. Bu konuda devletçi sistem özellikle de ulus devlet sistemi, insanları bundan uzaklaştırıyor. Devlet ‘güvenliğini ben sağlıyorum’ diyor. Ulus devlet bunu daha fazla söylüyor. Böylece insanları güvenlik bilincinden, öz savunma bilincinden uzaklaştırıyor. Böyle olunca da sömürü altına almak kolaylaşıyor. Baskı uygulamak kolaylaşıyor. Devlet temel baskı ve sömürü gücü iken kalkıyor ben güvenlik gücüyüm diyor, toplumu tahakküm altına alıyor.
Güvenlik başkası tarafından sağlanmaz. Güvenlik öz savunma ile sağlanır. Öz savunma da kendi kendini savunmadır. Her Kürt insanı, genci, kadını, emekçisi nerede olursa olsun bilmeli ki kendi güvenliğini kendisi sağlayacak. Bu bilinci edinmek ve bununla dolu olmak durumunda.
İkinci kural örgütlenmedir. Öz savunma yapmak örgütlülükle olur. Belli bir duruşu, tutumu ve güç olmayı gerektirir. En önemli güç de örgütlülüktür. Halkımız kendisini örgütleyecek. Kürtler öz savunma bilinci edindiği kadar, öz savunma örgütlülüğünü de geliştirmek durumundadır. Kısacası toplumsal örgütlemesini geliştirecek. Çünkü bir insan ve toplum örgütlü olursa kendisini savunabilir.
Üçüncü kural ise çeşitli donanımlara sahip olmaktır. Çeşitli güç araçlarıyla donanmak, kendisini eğitmek de çevreden gelecek saldırılara karşı kendisini korumak için gereklidir.”
‘Gerilla da öz savunmanın bir parçasıdır’
Bilinç ve örgütlülüğün her yerde oluşturulabileceğini, her köyün, mahallenin, her okulun hatta her ailenin böyle bir bilinç ve örgütlülük içerisinde olması gerektiğini söylüyor Duran Kalkan. Saldırılardan korunmak için ise, halkın nöbet tutmasını, haber alma mekanizmaları geliştirmelerini, saldırılardan nasıl korunacaklarını tartışmalarını, savunma yol ve yöntemleri üzerinde durmalarını ve Kürtlerin birbirine sahip çıkmasını öneriyor. Bunlar geliştirildiği takdirde her türlü saldırıdan korunabileceklerini ve saldırının düzeyine göre toplu savunma yapabileceklerini düşünüyor.
Duran Kalkan, demokratik toplum örgütlülüğünün en temel alanının öz savunma olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor: “Öz savunma olmadan, güvenlik sağlamadan; ne ekonomik toplumu, ne demokratik toplumu inşa edebiliriz. Ne dil ne kültür ne de eğitim geliştirebiliriz. Herşeyin başında güvenlik geliyor. Demokratik toplum örgütlülüğü, demokratik ulus örgütlülüğü öz savunma üzerinden inşa edilmelidir. Toplumsal öz savunma temelinde olmalı. Hiç kimse devletlerin gösterdiği gibi ‘falan güç, filan güç yapsın’ dememelidir. Gerillaya bile bırakılmamalıdır. Gerilla da toplumsal öz savunmanın bir parçasıdır. Böyle olursa, halkımız ve toplum kendisini her türlü saldırıya karşı rahatça savunabilir.”
Şiddet uygulayan toplumdan dışlanmalıdır
Kadının özgürlük düzeyinin toplumun özgürlük düzeyini belirlediği düşüncesi, günümüzde kabul gören yaygın bir kanıdır. Bunun için, günümüz sistemi olan kapitalist modernitenin saldırılarını en fazla yoğunlaştırdığı kesim, kadındır. Kürt kadınları, devletin çok yönlü saldırılarına maruz kalırken öte yandan cinsiyetçi toplum zihniyetinin hedefi oluyor. Kürdistanlı kadınların kapitalist modernite ve geri toplumsal yapılanmalara karşı verdiği mücadele aynı zamanda kadının öz savunmasını da önemli bir konu olarak gündeme getiriyor.
Kadın sistemi olarak kendisini tanımlayan Koma Jinên Bilind (KJB), Kürt kadının özgürlük mücadelesinin öncüsü olarak kendisini tanımlıyor. KJB, kadın gerillaların silahlı olarak yıllardır devletlerin şiddet kültürüne karşı mücadele ettiklerini söylüyor. Çeşitli kadın örgütlerinden oluşan KJB’nin bir bileşeni de YJA-STAR güçleridir. YJA-STAR özerk bir yapı olarak kadının meşru savunma gücü olarak adlandırılıyor.
Kürt kadınının maruz kaldığı şiddetin boyutlarını, Kürt kadınının şiddet kültürüyle nasıl mücadele ettiğini ve kadının öz savunma sorunlarını KJB Koordinasyonu Üyesi Evindar ARARAT değerlendirdi. Ararat, Kürt kadınlarının hem toplumsal cinsiyetçiliğin ve devlet terörünün hedefi olmasından kaynaklı, hem de ulusal kimlik ve cins kimliği mücadelesi yürüttükleri için işlerinin daha zor olduğunun altını çiziyor.
KJB Koordinasyonu Üyesi Evindar Ararat, Kürt kadınının yüz yıllardır saldırı altında olduğunu ancak son dönemlerde ise bu saldırılarda bir artış yaşandığını, saldırının kapsamının bu saldırılara karşı alınacak tedbirlerin ve geliştirilmesi gereken öz savunmanın önemini ortaya koyduğunu düşünüyor. Ararat, Kürt kadınlarının maruz kaldığı uygulamaları şöyle anlatıyor: “Kürt kadını, dört parçada ve Suriye, İran, Irak ve Türkiye’de devlet terörü ile toplumsal cinsiyetçilikten kaynaklı olarak şiddete, tacize, tecavüz girişimlerine, göz altılara, tutuklamalara, töre ve namus adı altında kadın cinayetlerine, intihara sürüklenmeye, haklarının gasp edilmesine, katledilmeye, kimliğinin yok sayılmasına kısacası soykırım düzeyine varan saldırılara maruz kalıyor. Devletler bunun için çeteler, özel kurumlar oluşturmuşlar. Kürt kadınları; asker, polis ve oluşturulan çetelerin yani militarist güçlerin saldırısının yanı sıra hukuk, ekonomi, kültürel ve yaşamsal alanda da saldırılara uğruyor. Doğu Kürdistanlı kadınlar her an idam ve recm tehditi altında yaşıyor. Bu uygulamalara kadın kırım demek mümkündür.”
CİHAN ÖZGÜR-ÇİÇEK HELEN
‘Toplumsal örgütlülüğe ihtiyaç vardır’
Ararat, bütün bu saldırıların kadının öz savunmasını gerekli kıldığını söylüyor. “Öz savunma bizim için yaşamsal bir gerekçedir” diyen Ararat şöyle ekliyor: “Özgür yaşam tercihini, öz savunma olmadan yaşanır kılmak mümkün değildir.” Kürt kadınının aslında yıllardır öz savunma yaptığına dikkat çekiyor Ararat, “Kürt kadını, demokratik eylemsellikler geliştiriyor, örgütselliğini daha da güçlendiriyor. Çeşitli kurumlaşmalara gidiyor. Bütün bunlar öz savunmanın birer parçası oluyor” diyor.
“İnsan bilinçli bir varlıktır ve öz savunması da içgüdüsel bir refleksle değil bilinçli yapılmak zorundadır” diyen Ararat, kadınların öncelikle saldırıyı kavramaları sonra buna karşı nasıl bir savunma geliştireceğini, nasıl bir karşı duruş sergileyeceğini bilmeleri gerektiğini söylüyor.
KJB Koordinasyonu Üyesi Evindar Ararat’ın şiddetle mücadele konusunda kadınlara pratik önerileri ise şöyle: “Diyelim ki töre adı altında bir cinayet işlendi. Kadınlar, öz savunma kapsamında hukuk mücadelesi verebilir. Fakat bir de ahlaki ve politik toplumun değer yargılarıyla öz savunma geliştirebilirler. Nedir bu? Teşhir etme, tecrit etme, mahkum etme, bilinçlendirerek şiddet kültürünü aştırma mücadelesi.”
Kadınlar, şiddet uygulayanı toplumdan dışlamalıdır diyen Ararat şunları söyledi: “Bir mahallenin kadınları örgütlenip öz savunma birimleri kurabilir. Bir şiddet yaşandığında hemen müdahale edebilir. Şiddet devlet güçlerinden gelmişse, kadın öz savunma birimleri anında cevap verebilir. Kadınların eylemlerde, halk yürüyüşlerinde polis jopunun altında ezilmesine, yerlerde sürüklenmesine izin verilmemeli. Kürt kadınları, bunları yaparsa öz savunma örgütlülüğünü daha da güçlendirebilir.”
Botan: Öz savunma olmazsa çürüme olur
Baskıya en fazla maruz kalan bir diğer kesim de gençliktir. Uyuşturucu ve fuhuş bataklığına sürüklenmek istenen Kürt gençliği bir yandan da kimlik bunalımı yaşıyor. Toplumun en dinamik gücü, günümüzde ciddi bir çıkmaza sürükleniyor.
Peki Kürt gençliğinin durumu nedir? Egemen devletlerin Kürt gençliğine yönelik politikaları nelerdir? Kürt gençliğinin bu politikalara karşı mücadele sorunları nelerdir? Bu soruları Komelên Ciwan Koordianasyonu Üyesi Mahir Botan cevapladı.
Öz savunmanın dönem dönem değil her zaman uygulanması gerektiğini söyleyen Botan, “Öz savunma Kürt gençliğinin stratejik bir görevidir. Savunma yapma gençliğin sosyal karakterine uygundur. Öz savunma toplumun denetleyebileceği şekilde meşru temelde olmaldır. Kürt gençliğinin kimliğini, Kürt halkının öz savunma gücü olarak tanımlamak mümkün. Kürt gençliğinin öz savunma, refleks geliştirme, örgütlenme yönleri zayıftır. Devletin nasıl ki polisi varsa; Kürt gençleri de yaygın ve nitelikli birim kurarak bir mahallede yaşanan bir olaya anında müdahale edebilmelidir. Saldırıları önceden haber alabilmeli, engellemelidir. Saldırı geliştiğinde en hızlı ve etkili bir biçimde cevap vererek, caydırıcı bir güç olmalıdır. Halka karşı suç işleyenlerden hesap sorabilmelidir.”
Mahir Botan, saldırıların günlük olarak geliştiğine bunun için savunmanın da öyle olması gerektiğini vurguluyor. Halkların özgürlük mücadelesini yürüttüğü iddiasında olan her örgüt, çevre için öz savunmayı örgütlemek stratejik bir görev olduğunu söyleyen Botan, “Öz savunma gelişmezse sonuç çürüme, yozlaşma ve kapitalist modernitenin toplumun bütün hücrelerine sızması ve toplumu içten çürütmesidir” dedi.
‘Öz savunma en başta Kürt gençliğinin işidir’
Güvenlik ve savunma dendi mi ilk akla gelenin gençlik olduğunu, devletlerin ordularının olduğu gibi sosyalistlerin de halk kurtuluş ordularını gençlerden oluşturduklarına dikkat çeken Botan, savunmanın karakteri gereği dinamizm, enerji gerektirdiğini, fedakarlık istediğini yine risk göze alabimeyi, bütün tehlikeleri göze alarak öne atılmayı gerektirdiğini ve bunların da gençliğin sosyal karakteriyle uyuşan, genç olmanın elverdiği durumlar olduğunu söylüyor.
Botan, Kürt gençlerinin öz savunmadaki rolüne ilişkin şunları söylüyor: “Kürt gençliği, öz savunma yapmayı yaşlı veya orta yaşta insanlardan bekleyemez. Kürt halkının öz savunmasını öncü düzeyde geliştirme görevi Kürt gençlerine düşüyor. Gençlik bunun yanı sıra bütün toplumal birimlerde öz savunma bilincini ve örgütlülüğünü sağlama görevinden de sorumludur. Gerek bilinç, refleks edinme ve edindirme gerekse de bunun pratik örgütlenmelerini geliştirmek de gençliğin görevi oluyor. Ordu kurarak öz savunma yapmayı hedeflemiyoruz. Toplumun denetleyip yönlendirebildiği savunma mekanizmalarından, özsavunma birimlerinden bahsediyoruz.”
Kürt gençliğinin öz savuma bilincinin ve savunma refleksinin zayıf oluşunu ise kapitalist modernitenin toplumun özellikle de gençliğin sinir uçlarını zedelemesinin sonucu olduğunu söyleyen Botan, “Bunun için önce bilinç diyoruz” diyor.
‘Gençlik birimleri asayişi sağlayabililmeli’
Mahir Botan, sistemin Kürdistan gençliğine yönelik bir diğer saldırısının da fuhuş ve uyuşturucu politikası olduğunu söylüyor. Asker, polis, devletin resmi ve gayri resmi kurumlarının yine AKP’lilerin bu oyunda yer aldığını ancak kamuoyunca deşifre olan bu politikaların hala sürdürüldüğünü ve sorumluların ceza almadıklarını dile getiriyor. Toplumsal ahlakın yozlaştırılması, fiziki saldırılardan daha tehlikelidir diyen Botan, “Gençliğin bir görevi de bu saldırılara cevap vermek, bunları yapanları öz savunma çerçevesinde yanıt vermek zorundadır. Bu, Kürt gençliğinin en demokratik ve meşru hakkıdır” diyor.
Kürt halkının demokratik özerkliğin inşasıyla ile de Kürt gençliği her yerde mahallelerde, şehirlerde, köylerde, Türkiye metropollerinde, İran’da, Suriye’de öz savunma örgütlenmesini geliştirmelidir diyen Botan, “Gençlik kendisini donanımlı kılmalıdır. Nasıl ki devletin asayiş ve polisi varsa, Kürt gençleri de kurdukları öz savunma birimleri ile bir yerde sorun yaşandığında gidip anında müdahale edebilmelidir. Kürt gençliğinin halkımıza karşı sorumlulukları vardır. Kürt gençliği kimliğini Kürt halkının öz savunma gücü olarak tanımlamalıdır.”