Her yılki 8 Mart etkinlikleri ve kutlamaları bir öncekinden daha katılımlı ve daha görkemli geçiyor. Tıpkı Newroz kutlamaları gibi. Bu yıl da 8 Mart kutlamaları en katılımlı ve en renkli olarak Kürdistan illerinde geçti. Artan kitleselliğin bir nedeni de Paris’te üç sivil Kürt kadının çok barbarca öldürülmesine olan tepkinin yansımasıdır. Haksız olan hiç bir ölüm sindirilemez. Ancak Sakine, Leyla ve Fidan’ın öldürülmesine olan tepkinin sindirilemez olmasının çok farklı nedenleri var. Bu katliama olan tepki her geçen gün katlanarak artıyor ve artacak. Her katılımcının elinde onlardan bir resim ya da üçünün birlikte resmi bu yılki 8 Mart etkinliğin en çarpıcı yanıydı. Bundan sonra da her kadın etkinliğinde bu olacak. Hatta Kürdistan özgürleşse bile, hatta katillerin bulunup yargılansa bile…

Katılımda ilk dikkat çeken; Kürt kadınlarının ulusal giysiler ve Kürtlerin renkleri ile miting alanlarına kattığı coşku. Ulusal renkler ve giysilerde ki ısrar sadece geleneksel giysilerin korunması anlamında, ya da kendiliğinden gelişmiş bir davranış biçimi değildir. Bir ısrardır ve bir direnişdir. Direnişin renkleridir Kürt kadınlarının dosta ve düşmana verdiği örgütlü net mesajıdır. Bu mesaj giysilerde vücut bulmuş ulusal hak talebidir.
Çok farklı sloganlar olmasına rağmen, genel ortak slogan “Jin, Jiyan, Azadî” (Kadın, hayat ve özgürlük). Bu üç kelimelik sloganı anlatmak için herhalde bir kitap yetmez. Mücadeleyi, esareti, özgürlüğü, kadını ve toplumsal ilişkileri bu kadar iyi anlatan bir slogan daha bulunur mu, bilmiyorum. Ancak Kürt kadının yaratıcılığını, mücadele anlayışını, hayata bakışını, entelektüel birikimini, edebi derinliğini üç kelime ile tanımlıyan bir slogandır.
Kürt halkının düşmanlarına verilen çok yönlü bir mesaj ancak aynı zaman da, Kürt kadınına düşman iç dostlara(!) verilmiş bir mesaj. Tıpkı kadın hayattır, hayat öldürülemez diye.
Dünyada kadının, özgürlük mücadelesine bu kadar kitlesel katılımının örneği yoktur. Hem kitlesel katılımı hem de inisiyatifi, kısacası niteliksel ve niceliksel yapısı dünya için bir örnektir. Kürdistan kadını bu durumu ile tarih yazıyor. Ancak yaman bir çelişki var.
Kürdistan, kadın mücadelesinin dünyada örneği olmayan bir coğrafya, diğer yandan erkek namusunun kadın bedeninde temizlendiği bir coğrafya.
Kadın katliamları sadece Kürdistan’da yok. Ancak kadın hareketinin bu kadar güçlü ve örgütlü olması dünyanın başka yerlerin de de yok. İkisinin bir arada olması bir çelişki. Bu  çelişkiyi izah etmek zordur. Mutlaka birden fazla, kompleks bir nedeni ve bilimsel bir izahı vardır. Bunu toplum bilimcilerine bırakıp, ancak asla ötelenmemesi gereken bir çelişki olduğunu vurgulamak gerekir.
Bir başka çelişki de, beni oldukça rahatsız eden, Anaların hala çocuklarının mezarını bulmak için her hafta eylem yaptığı bir coğrafya da, 8 Mart’ı şenlikler ile kutlamak. Gerçi bu giderek toplumsal bir davranışa dönüştü. Sıkça karşılaştığım bir durum, birçok Kürdün Cumartesi düğüne, Pazar günü yasa gitmeleri. Kıyasiye eğlendikleri düğünün ertesi günü yasa gidebilmek nasıl bir şeydir anlamak zor. Böyle bir ruh halini bireyde izah etmek zor değildir, ancak toplumsal bir davranış biçimine dönüşmesi, bir toplumsal davranış biçimi olmasının izahı benim için zor.
Esaretin acımasızlığı, savaşın barbarlığı, direnişin derinliği, Kürtlere flexibilite kazandırmıştır diyebiliriz. Bu pozitif bir yaklaşımdır, ancak stabil olmadığının da göstergesidir.
Gelecek 8 Mart’ın özgür ve stabil bir Kürdistan’da kutlanması dileği ile.