Sokağa çıkma yasağı boyunca Nusaybin'de kalmış, YPS'nin direnişine ve devlet vahşetine tanıklık etmiş Mehmet isimli 9 yaşında bir çocuk, gazetemize yazdığı mektupta, yaşananları çocuk gözüyle anlattı. Arkadaşlarının "Quto" dediği Mehmet'in mektubunu, hiç dokunmadan ilginize sunuyoruz:

Bu yıl yapılmış olaylar nedeniyle bu yıl hiçbir oyun oynamadık. Mesela diyelim oynadığımız oyunlar: misket, gazoz kapakları, kullî kapî oyunlarıydı.. Yani bilmem ne, oynadığımız oyunların çağı vardı. Misketler ilkbahardaydı. 

Çivilerin çağı, kıştaydı. O eski Nisêbînde evimizin bahçesi vardı. Bahçede her yıl incir, nar toplardık. Yada babam koyun alırdı, onları besler yada tavukları beslerdik. O günlerde tavuklara mısır atardık ama şimdi tavuklarımızın hepsi ölüverdi… 

Nisêbînin bayramları vardı. Bu yüzden babam her yıl bir tane koyun alıp beslerdik, ta ki kurban bayramı geldiğinde onu keserdik, daha sonra kolu komşuya verirdik…

Başka bir bayram da vardı. Bu bayramın adı haci adıydı. Bu bayramda sabah erkenden yeni aldığımız giysileri giyerdik, daha sonra evleri gezip şeker toplardık, komşularımızın yanına giderdik, ellerini öperdik. Bize 5 yada 10 tl verirlerdi. Bayram bittiğinde hepimiz bir odaya toplanıyorduk. Ben, abim ve ablam şekerlerimizi sayardık. Büyüklerin şekerleri daha güzeldi, o yüzden büyüklerin şekeri kimde çok olsaydı o kazanırdı. Hep abim kazanıyordu. Çünkü o hep apartmanlara giderdi... Ama bu yıl hiç öyle olmadı.

Bu yıl kızıltepeye taşındık. Ben tek gezdim. Hamza benimle gelmedi. Büyüklerin şekerlerini çok veriyorlardı ama yine de eskisi gibi güzel olmadı. Bunları her yıl yapardık ama bu yıl hiçbir şey yapmadık. Polisler nedeniyle hep sokağa çıkma yasağı ilan ediyorlardı. Onların yüzünden okula gitmedik... 

Gerilalarla çok mutluyduk. Hatta onlarlada misket yada gazoz kapakları oynardık. Onlarla selamlaşıyorduk. Bir keresinde bir gerilla bize ceviz verdi. Ama sokağa çıkma yasağında öldürüldü. Gerilalar bizi çağırıyorlardı. Kapımızı çalardı. Bize teneke vurun diorlardı. Polisler onların nerede olduğunu bilmemeleri için diorlardı. Bizde herkes teneke çalardı. Buda onların nerede olduklarını anlaşılmıyordu. Çünkü her yerden teneke sesi geliyordu. Saat 2 ya da 3'e kadar teneke vuruyorduk. Oradada ateş yapıyorduk ve çay içiyorduk. Sabahları hendek kazıp dans ediyorduk. Davullar vuruluyordu, sesler çıkıyordu. Gerilaların sığınakları hemen yanımızdaydı. Onlara yardım ediyorduk. Gerilaların sığınakların şehit olmuş gerillaların adları ve fotoğrafları vardı. Hatta bende bir defa gitmiştim, birinin büyük fotosunu kaldırıyorduk, her taraftan biri tutuyordu, ben de tutmuştum. Büyük bir fotoydu, üstünde fotosu altında ismi vardı. Onun da fotosu sığınaklarda asılıydı.

Gerilalar yanımızdan geçip gidiyorlardı, tüneller yapmışlardı. Ben de bir defa tünelin altından geçtim, çok korkunçtu, her yer çamur içinde ve de karanlıktı. Gerilaların çoğunun silahını gördüm. Bazıları roketatar, docka, taramalı, pompalı, kuruski, keleşkof... Gerilaların hepsinin arkasında bir tane kuruski vardı... 

O gün okula gitmedik, herkes bişey getiriyordu. Gerillalar kameralarını getiriyorlardı, askerin geldiğinde patlatmak için. O gün İpekyolunda çatışma çıktı, bilmem ne ölmüştü ya da yaralanmıştı...

Mardin, Nisêbîn 

(İsim), 9 yaşındayım