Yeniden Türkiye’nin 90’lara döneceği konusunda kaygılar başladı. Geriye dönüp baktığımızda, 12 Eylül faşizminin izlerini saramadan OHAL uygulamalarının devreye konulduğunu görüyoruz. 1991 yılında meşhur 163, 141 ve 142’inci maddeler kaldırıldı, ondan daha ağır olan 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası getirildi. Gazete ve dergilere matbaada sansür uygulamaları başladı. 1989 yılında Siirt ve kırsalında ondan sonraki dönemde Şırnak’ta devlet adına kim oldukları bilinmeyen eli silahlı gruplar (Sonradan JİTEM olduğu ortaya çıktı) beyaz Toros araçlarla gezmeye, köyleri yakmaya, boşaltmaya, kent merkezinde güpegündüz insanları kaçırmaya başladılar.
Vedat Aydın’ın kaçırılıp öldürülmesiyle bu cinayetler Amed ve çevre kentlere sıçradı. Özal’ın şüpheli ölümü, yeni kurulan hükümet ve savaş konsepti. Cinayetler Kürt illerinden Adana, Mersin, Ankara ve İstanbul’a sıçradı. Bugün varlığı ortaya çıkan, “Muhalif basını susturun”, “Kürt işadamlarını öldürün” kararları devletin üst yönetim kademelerinde alındığı, mahkemelerde görülen JİTEM davalarında ve Kutlu Aktaş’ın Susurluk Raporu’nda açığa çıktı.
Yine, 2 Mart’ta DEP darbesiyle sivil siyasete darbe yapılarak Kürtler meclis dışına atıldı. O dönem Kürtlerin siyaset yaptığı HADEP’e üç büyük operasyon yapıldı. Başta HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak olmak üzere onlarca Kürt siyasetçi tutuklandı. Kimileri sürgüne gitti. 1994-2000 yılları arasında HADEP yöneticileri üç ayrı dosyadan 4 yılı aşkın bir süre tutuklu kalarak siyaset yapma hakları engellendi.
O dönem bunlar yaşanırken, Türkiye henüz iletişim çağına ayak uydurmamıştı. Köyler, kasabalara düşen ateşi birkaç günde özgür basından ancak öğrenebiliyorduk. Eğer sansürlenmediyse!
Ve 2000’lerde dönüp baktığımızda ardımızda yakılıp boşaltılan 3.500 köy ve mezra, 17 bin faili meçhul cinayet, bugün hala bulanamayan onlarca kayıp vardı. 2000’lerden bugüne hala bunun yarası sarılamadı. İnsanlar, 12 Eylül faşist darbe dönemini aratmayan gözaltı, tutuklama ve cezalarla karşı karşıya kaldı. Terörle mücadelede doğan zararlarının tazmini, köye dönüş, AB uyum yasaları, demokratikleşme paketleri, Kürtçe’nin özel okullarda öğrenilmesi, TV ve radyolarda farklı dillerde yayınlara ilişkin onlarca yasa, yönetmelik ve düzenleme çıktı. Buna rağmen AİHM’e Türkiye’den rekor sayıda başvuru yapıldı. Türkiye, yurttaşlarının açtığı bu davaların önemli kısmında mahkum edildi.
Bu düzenlemeler bu acıyı ve ateşi söndüremedi. İnsanlar açısını yüreğine basıp, 1999 yılında PKK’nin Türkiye sınırları dışına çekilmesiyle başlayan süreçte barışa kilitlendiler. Fakat barış süreci sürdürülemedi. 2009 yılında Oslo’da başlayan görüşmeler kesintiye uğradı. Ardından 21 Mart 2013 tarihinde PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan süreç yeniden kesintiye uğradı.
Ve yıl 2015.
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “HDP kapatılmalı” açıklamasına AKP’nin bazı yöneticileri de koro halinde katıldı. Başbakan ve Cumhurbaşkanı parti kapatmaya karşı çıkarken, HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını istedi. HDP Eşbaşkanı Demirtaş, 80 milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için Meclis Başkanlığı’na başvuracaklarını açıkladı.
Aslında iplerin koptuğu nokta, HDP’nin siyasi parti olarak seçime girme kararı almasıydı. Bu karar kesinleşmeden, Dolmabahçe mutabakatı açıklandı. Bu mutabakattan sonra Cumhurbaşkanı bunu tanımaz iken, AKP yöneticileri hep sessiz kaldı. Bunun perde arkasında HDP’nin baraj sorunu nedeniyle bağımsız olarak girmesi yönünde HDP’ye yapılan telkinlerdi. HDP bağımsız olarak girseydi, AKP iktidarı devam edecek ve barış süreci oyalamalarla kör-topal devam edecekti. HDP lideri Demirtaş’ın yaptığı son açıklamalar, bu mutabakata karşın hükümetin yasal düzenlemelerden kaçtığını da ortaya koydu.
AKP iktidarı Kürtlerin siyaset yapmasını isterken, sınırlı düzeyde ve kendilerine bağımlı olarak sürdürmesi yönünde bir politika izledi. HDP’nin seçimlere parti olarak girmesi ve listelerin kesinleşmesiyle saldırılar başladı. HDP büroları, taşlandı, kundaklandı, çalışmaları engellendi. HDP mitingleri yasaklandı, ertelendi. Diyadin’de başlayan olaylar zinciri, Bingöl Karlıova’da HDP seçim aracını süren Hamdullah Öğe’nin öldürülmesi, Erzurum mitingine saldırı, HDP’lilerin araç içinde yakılmaya çalışılması ve bir gün sonra Amed mitinginde binlerce insanı katletmek için konulan bomba. Çatışma ve kaos ortamı yaratılarak HDP baraj altında bırakılmak istendi. Ve 7 Haziran seçimleri yapıldı, Erdoğan Başkan olamadığı gibi, Davutoğlu hükümeti kuracak çoğunluğu bulamadı. Çözüm sürecinin bittiği AKP yöneticilerinin açıklamalarıyla açığa çıktı. Bazı gazeteciler, “beyaz Toros” arabalarla Kürtleri tehdit etti.
7 Haziran seçimlerinden sonra çözüm süreci müzakareleri konusunda, AKP’den doğru gelen açıklamalar, “Çözüm sürecinin ancak filmini yaparlar” açıklaması aynı zamanda yeni dönemin de habercisiydi. Cudi, Lice, Hani’de orman yangınlarına müdahale edilmemesi, etmek isteyen belediyelerin engellenmesi ise yeni bir dönemin de işaretiydi.
20 Temmuz’da Kobanê ile dayanışma amacıyla Suruç’a giden SGDF’lileleri yönelik bombali saldırı ardından HPG’nin Ceylanpınar’da 2 polisin öldürülmesini üstlenmesiyle yeni bir boyuta taşındı. Son 3 yıldır İncirlik’i kullandırtmama konusunda büyük direnç gösteren Türkiye politika değişikliğine giderek, Türkiye’deki üsleri ABD ve koalisyon ülkelerine açarak, ABD ve koalisyon güçlerinin olası tepkilerini azaltarak sınır ötesi operasyon ile yeni bir dönemi, yeni bir sayfayı açtı. Çözüm ve müzakare süreci sonlandırılarak operasyonlara ağırlık verildi.
Aslında İŞİD’le mücadele adı altında, Kürtler, sosyalistler başta olmak üzere yeni gözaltı ve tutuklama furyası başlatıldı. Türkiye, ABD ve koalisyon güçleriyle anlaşmasının temelinde Cerablus ve Azez’in koalisyon güçleri desteğindeki YPG tarafından alınması durumunda Suriye’de, Irak’ta olduğu gibi Özerk bir Kürt bölgesinin sınırlarının oluşacağı rahatsızlığını da yaşadı.
Seçimden birkaç ay önce çıkarılan İç Güvenlik Yasası, kamu görevlilerine 12 Eylül ve OHAL dönemini aratmayan yetkiler verdi. Bu yetkilere dayanılarak siyasi partiler, STK’lar, yazarlar, aydınlar yeniden dizayn edilmek isteniyor. Tıpkı 1990’larda olduğu gibi. Basın yayın kurumlarının internet sitelerine erişim yasağı, HDP’li siyasetçilere yönelik kovuşturmalar, HDP’nin kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı’nın başlattığı soruşturma ve susturulmak istenen aydınlar, gazeteciler, gazeteler, gazetelerin internet siteleri...
Yaşı 30’ların üzerinde olan herkes bu filmi görmüştü. Film yeniden başa sarıldı. 90’lara dönüş özlemi mi var? Sivil ve demokratik siyasete yönelik yeni baskı politikaları da yeniden gündemde. Tüm çatışmalara ve bu yaşananlara karşı inadına barış!