
DENİZ NAZLIM/SELMAN GÜZELYÜZ/MA/İSTANBUL
Feridun Osmanağaoğlu, açlık grevinin 91. gününde. Ağustos ayında 248 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek olmak için İstanbul’un Sarıyer ilçesine bağlı Küçükarmutlu Mahallesi’nde açlık grevine başlayan Osmanağaoğlu, Özakça’nın tahliye edilmesiyle birlikte açlık grevini Ankara’da sürdürme kararı aldı. 67 yaşındaki Osmanağaoğlu, Mamak ilçesi Ege mahallesindeki İdil Kültür Merkezi’nde, derme çatma bir gece kondu içinde tüten bir odun sobası başında günlerini geçiriyor.
Osmanağaoğlu bir dönem yaptığı demokratik eylemlerle ses getirmişti. 90’larda İstanbul’daki köprü kesme eylemleri, BBC ve AP işgalleri, Dünya Felsefe Kongresi’ndeki pankart eylemi bunlardan bazıları. Osmanağaoğlu, Trabzon, Bolu, Düzce ve Edirne’de yaşadığı linç olaylarıyla da gündeme gelmişti. Kendisini “75’ten bu yana Dev Genç’li” olarak anlatan Osmanağaoğlu, her defasında PKK’li diye linç edilmek istendi. O günlere dair Osmanağaoğlu, ısrarla şu notu düştü: “Bize PKK’li değilim dedirtmek istediler ama demedim. Eğer deseydim düşüncemi inkar etmiş, linç olayını meşrulaştırmış olurdum. Ölüm sınırına geldim yine de demedim.”
Kardeşini ölüm orucunda kaybetti
Devrimci Sol Ana Davası’nda da yargılanan ve yaşamının 12 yılını cezaevlerinde geçiren Osmanağaoğlu, şimdilerde açlık grevini sükunetle sürdürüyor. 12 Eylül’deki askeri darbe sonrası 1984’te tek tip elbiseye karşı açlık grevine dahil olan Osmanağaoğlu, 1996’da cezaevinde başlayan açlık grevlerinin yakından tanığıydı ve 2001 yılında, ölüm orucunun 299’uncu gününde Küçükarmutlu’da hayatını kaybeden kardeşi Osman Osmanağaoğlu’nun da refakatçisi.
Nuriye ve Semih’in eylemi
Osmanağaoğlu, açlık grevine neden başladığını şöyle anlattı: “Bu ülkede aynı çanaktan çorba içenler çıkar çelişkisine düşünce herkesi suçladılar. Binlerce insan işten atıldı, kimseden ses çıkmadı. İki eğitimci Ankara’nın göbeğinde ‘işimizi istiyoruz’ deyip mevzilerini genişletti. Sonrası açlık grevi. Bu eylem sadece işten atılanlar için değil; baskıya, zulme, işkenceye bir lokma emek için saatlerce çalışan insanlara ses oldu nefes oldu. Nuriye ve Semih bu insanlara önderlik etti. İki kişi ile eylem olur mu, dediler. Evet oldu. Bu insanların milyonların sesi olması, önderlik misyonlarını yüreğiyle, sesiyle, canıyla bütünleştirmesi beni çok büyük etkiledi. Ben de Nuriye ve Semih’in haklı olduğu davayı, onlarla süresiz açlık kervanında yürümenin onurunu, mutluluğu güzelliği, acısının yürekten tatmayı yaşıyorum ve yaşayacağım da.”
Zor eylem ama iyiyim
Osmanağaoğlu’nun tansiyon ve nabzı refakatçisi Halil tarafından düzenli olarak kontrol ediliyor. Ancak bir doktor kontrolüne kendi tercihiyle tabi değil. İlerleyen yaşına rağmen kendisini iyi hissettiğini söyleyen Osmanağaoğlu, sağlık durumunu “Dünyanın en zor eylemi, bunu kimse inkar edemez. Kendinle, vücudunla, düşmanınla hesaplaşıyorsun. Kendimi beyin olarak iyi hissediyorum. Çünkü vücudu bütünleştiren ve hakim olan beyindir. Beyin sağlıklı olduğu sürece vücut da sağlıklıdır. Çok iyi hissediyorum kendimi” ifadeleriyle anlattı.
Her gün Nuriye’ye gidiyor
Her gün Nuriye Gülmen’in zorla tedavi tehdidi altında tutulduğu Numune Hastanesi’ne giderek, Gülmen’in direnişini hissettiğini söyleyen Osmanağaoğlu, “Havalar soğuyunca sadece bir iki saat kalabiliyorum. Semih’i sık sık ziyaret etmek istiyorum, geçen çok güzel bir sohbet ettik” dedi.
Yaşamak varken, neden öleyim?
Bazı insanların kendilerine “neden ölmek istiyorsun” diye sorduğunu söyleyen Osmanağaoğlu, ölüm ve yaşam denklemi üzerine şu düşüncelerini paylaştı: “Ben ölmeyi neden seveyim. Yaşamak kadar güzel bir şey var iken ben neden öleyim. Ben yaşamayı seviyorum. 75 yılından bu yana devrimcilik yapıyorum, neden yaşamayı sevmeyeyim. Ama bas bas şunu da söylüyoruz; yaşatmak için ölmek gerekiyorsa toplum önünde seve seve ölmeyi de bağrımda taşımaya hazırım. Başka ne söyleyeyim ki!”