Kürt Halk Abdullah Öcalan’ın avukatlarının bu yıl içinde yaptıkları 100 görüşme başvurusundan 95’ine cevap verilmedi.

Uluslararası bir komployla 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye teslim edilen Öcalan, İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kesintisiz 20 yıldır tecrit altında. 1999-2010 yılları arasında avukat ve ailesiyle kısmi görüşebilen Öcalan, 2010’lu yıllardan sonra mutlak bir tecride maruz kaldı. 2011’den 2019’a kadar “hava muhalefeti”, “gemi bozuk” gibi gerekçelerle Öcalan’la avukatların görüşmesi engellendi. Öcalan üzerindeki tecridin son bulması ve Kürt sorununun çözümü için müzakerelerin yapılması talebiyle cezaevlerinde 68 gün süren açlık grevlerinin ardından 2102’de İmralı kapıları açıldı. Ardından başlayan “diyalog süreci” boyunca Öcalan ile farklı heyetler sayısız kez görüşürken, avukatların başvurusu hep reddedildi. Kürtlere karşı yeniden savaşın başlatıldığı 2015’ten Ocak 2019’a kadar Öcalan’la bir kez yapılan aile görüşünün dışında ağır tecrit uygulamaları yeniden başladı.

 Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in 7 Kasım 2018’de tecride karşı başlattığı açlık grevi kısa sürede tüm cezaevlerine yayıldı. Açlık grevleri devam ettiği sırada 12 Ocak’ta Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan, İmralı Adası’na götürülerek görüştürüldü. Toplumda beklenti yaratan görüşmenin ardından da tecrit sürdü. Açlık grevleri belli bir ivme kazandığı dönem 8 yıldır avukatlara kapalı olan İmralı kapıları avukatlara açıldı. Avukatları, 2 Mayıs 2019’da Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirdiklerini kamuoyuna duyurdu. Görüşmeden birkaç gün sonra avukatları görüşmenin detaylarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Öcalan’la birlikte İmralı’da tutulan Hamili Yıldırım, Ömer Hayri Konar ve Veysi Aktaş imzalı “demokratik çözüm deklarasyonu” açıklandı.

 8 yıl sonraki ilk görüşme

 Abdullah Öcalan, Hamili Yıldırım, Ömer Hayri Konar ve Veysi Aktaş imzasıyla yayınlanan deklarasyonda, şu ifadeler kullanıldı: “İçinden geçtiğimiz tarihi süreçte derin bir toplumsal uzlaşmaya ihtiyaç vardır. Sorunların çözümünde her türlü kutuplaşma ve çatışma kültüründen uzak, demokratik müzakere yöntemine şiddetle ihtiyaç vardır. Türkiye’nin ve hatta bölgenin sorunlarını, başta savaş olmak üzere, fiziki şiddet araçlarıyla değil, yumuşak güçle yani akıl, politik ve kültürel güçle çözebiliriz. İnanıyoruz ki Demokratik Suriye kapsamında Suriye’deki sorunların çatışma kültüründen uzak durularak; içinde bulundukları konumun, durumun Suriye’nin bütünlüğü çerçevesinde Anayasal güvenceye kavuşturulmuş yerel demokrasi perspektifinde çözüme ulaştırılması amaçlanmalıdır. Bu bağlamda Türkiye’nin hassasiyetlerine de duyarlı olunmalıdır. Cezaevleri içindeki ve dışındaki arkadaşların direnişlerine saygı duymakla birlikte, sağlıklarını tehlikeye atacak ve ölümle sonuçlandıracak konumlara taşıracak noktaya taşımamalarını önemle belirtmek isteriz. Bizim için onların akli, fiziki ve ruhi sağlıkları her şeyin üstündedir. Ayrıca en anlamlı yaklaşımın zihinsel ve ruhi duruşun geliştirilmesiyle bağlantılı olduğuna inanıyoruz. Bizlerin İmralı’daki duruşu, 2013 Newroz Bildirgesi’nde belirttiğimiz ifade tarzının daha da derinleştirerek ve netleştirerek sürdürme kararlılığındadır. Bizim için onurlu bir barış ve demokratik siyaset çözümü esastır. İmralı’daki duruşumuz nedeniyle merak eden, tavır koyan herkesi saygıyla anarken yüksek bir teşekkürü de borç biliriz.”

Açlık grevi son buldu

 Açlık grevleri ve ölüm oruçlarının kritik seviyeye geldiği bir dönemde avukatlar, 22 Mayıs’ta Öcalan’la ikinci görüşme yaptı. Öcalan bu görüşmede açlık grevi ve ölüm orucunda olan tutsaklara, açlık grevini bitirmesine yönelik mesaj vererek, şunları kaydetti: “Başta açlık grevi ve ölüm orucuna kendini yatırmış arkadaşlar olmak üzere iki avukatımın yapacağı geniş açıklamalar ışığında eyleminizin sona ermesini bekliyorum. Bana ilişkin maksadınızın hasıl olduğunu da rahatlıkla belirtip hepinize en derin sevgi ve teşekkürlerimi sunuyorum. Asıl bundan sonrasında da bana yeterli yoğunluk ve iradeyle eşlik etmenizi de özenle belirtiyor ve umuyorum.  Bitmeyen sevgi ve selamlarımla.”

Öcalan’ın bu mesajından sonra açlık grevi ve ölüm orucu, 26 Mayıs’ta sonlandırıldı.

Üçüncü görüşme

 Avukatların Öcalan’la yaptığı üçüncü görüşme 12 Haziran’da gerçekleşti. Öcalan, açlık grevini sonlandıran tutsaklara şu mesajı gönderdi: “Değerli Yoldaşlar; içine girmiş olduğunuz açlık grevi ve ölüm orucu sürecini benim önerim üzerine sonuçlandırmanızı; oldukça tarihi önemi ve anlamı olan bir tutum ve kendi başına yüksek bir değer olarak görüyor ve teşekkür ediyorum. Özellikle süreci en derinden yaşayan yoldaşların hızla bedenen, zihnen ve ruhen kendilerine özen ve bakım göstermesini diliyorum. Gereken eleştiri ve özeleştiri sürecinden alınan dersler temelinde başarı temenni ediyorum. Şahsi inisiyatif doğrultusunda gelişen bu tavrın devlet odaklı tavır ve taviz olarak değerlendirilmemesini özenle belirtirim. Ama umudum ve sezgilerime dayanarak pozitif sonuç doğuracağına dair inancımı koruyorum. Bundan sonra bedenen, ruhen ve zihnen varoluş felsefesi temelinde gelişmenizi diler, daimi selam ve sevgilerimi sunarım.”

Avukatların Öcalan’la 18 Haziran’da yaptığı 4. görüşmede, demokratik ittifak ve müzakere opsiyonu çözüm odaklı olmayı esas alınması için üçüncü yol tavrının korunmasını istedi.

Devlet aklına çağrı

 Öcalan’ın avukatlarıyla son görüşmesi ise 7 Ağustos’ta gerçekleşti. Öcalan, bu görüşmede “Kürtlere yer açmaya çalışıyorum, gelin Kürt sorununu çözelim. Bir haftada çatışma durumunu, ihtimalini ortadan kaldırırım diyorum. Ben çözerim, kendime güveniyorum, çözüm için hazırım. Ancak devlet de, devlet aklı da gereğini yapmalıdır” mesajı verirken, çatışma ve savaş politikalarındaki ısrar nedeniyle yaşanan gidişattan kaygı duyduğunu vurguladı. Öcalan, son yapılan görüşmede devlet aklına da çağrıda bulunurken, şunları kaydetti: “Bu çerçevede Kürtlerin başkaca bir devlete ihtiyacı yok. Ancak Kürtlerin bir hukuku olacak mıdır? Gelin Kürt sorununu çözelim. Bir haftada çatışma durumunu, ihtimalini ortadan kaldırırım diyorum. Ben çözerim, kendime güveniyorum, çözüm için hazırım. Ancak devlet de, devlet aklı da gereğini yapmalıdır.”

Tasarlanmış bir sistem

 İmralı’daki tecridin, geçici bir uygulama olmadığını, baştan sona kadar detaylı bir şekilde tasarlanan bir sistem olduğunu vurgulayan Öcalan’ın avukatlarından İbrahim Bilmez, “Bu sistemin ortadan kaldırılması için hem hukuki hem siyasi zeminde güçlü bir mücadele gerekiyor. Yıllardır yapılıyor bu mücadele, zaman zaman sonuçları da alınabiliyor, gedikler açılabiliyor. Tecrit sistemi tamamen ortadan kalkmadığı sürece, bu keyfilik hukuksuzluk hep devam edecek” dedi.

Tecrit hiç bitmedi

 2012’deki açlık grevlerinin ardından devlet heyetlerinin Öcalan ile görüşmeye başladığını hatırlatan Bilmez, “Siyasi heyetler ve devlet görevlilerinin yer aldığı heyetler İmralı’da Sayın Öcalan’la görüşmeler gerçekleştiriyordu. Hiçbir zaman devlet aynı anda iki kanalın çalışmasına olanak sağlamadı. Avukatlar giderken siyasi heyetlerin gidişine izin verilmedi. Heyetler giderken de avukatların gidişi engellendi. Biz o dönem de ‘Sayın Öcalan ve diğer müvekkillerimizin avukatlar ve aileleriyle görüşme hakları sağlıklı bir şekilde düzenlenene kadar bu tecrit bitmiş değildir’ diyorduk” diye konuştu.

100 başvurudan sadece 5’i

 “Hukukun olmadığı yerde keyfilik olur” diyen Bilmez, şunları ifade etti: “İmralı’da da bir keyfilik var. 2019’da haftada iki kere olmak üzere toplamda 100 başvuru yaptık. Bu başvurulardan sadece 5 kez avukat görüşü gerçekleşti. Aileler için de aynı sayıda başvuru yapıldı. Onlar ise sadece üç kere görüşebildi. Keyfilik dediğimiz mesela budur. En son 7 Ağustos’ta görüşebildik, o günden sonraki başvurularımıza cevap bile verilmedi.”

Devletin resmi yalanı

İmralı’da 1999’dan bu yana yapılan görüşme başvurularına her seferinde aynı gerekçelerle engel çıkarıldığını kaydeden Bilmez, 15 Temmuz’daki devlet içi çatışmaya kadar her hafta başvuru yaptıklarını, devletin de kendilerine her hafta resmi olarak yalan söylediğini belirtti. 2011’de önce yılın 52 haftasının 15 haftası görüşme gerçekleştiğini geriye kalan haftalarda ya “gemi bozuk” ya da “hava muhalefeti var” denilerek görüşmelerin engellendiğini vurgulayan Bilmez, sözlerini şöyle sürdürdü: “15 Temmuz’dan çok kısa bir süre sonra Bursa İnfaz Hâkimliği İmralı Cezaevi’ne dair OHAL gerekçe gösterilerek avukat gidişlerini yasakladı. O günden sonra 17 Nisan 2019’a kadar bu karara sürekli itiraz ettik. Fakat her hafta reddedildi. Mahkeme kararı var, yasak denildi. Fakat 17 Nisan 2019’da bizim yaptığımız itiraz heyetten kabul gördü ve Bursa İnfaz Hakimliği yasak kararını kaldırdı. Mahkemenin verdiği karar meşru değildi ama şekli bir karar vardı fakat şu an öyle bir yasak da yok. Biz yine her hafta başvuru yapıyoruz ama bize bir yanıt verilmiyor.”

CPT de ortak oluyor

 İmralı tecridinin derinleşmesinin sebeplerinden birinin de Uluslararası İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) olduğunu sözlerine ekleyen Bilmez, şunları dile getirdi: “CPT yaptığımız görüşmelerde bize çalışma biçimi olarak gizli çalıştığını söylüyor. Biz bunu kendileriyle de paylaşıyoruz. ‘Siz bu tutumunuz ile tecride ortak oluyorsunuz’ diyoruz. 20 yıllık süreçte tecrit sisteminin mimarlarından biri de CPT oldu. Çünkü hiçbir şey yapmasa da göz yumdu. Yine de onlarla görüşmeye devam ediyor, gelişmeleri bildiriyoruz. CPT Avrupa Konseyi’nin bir organı olarak işkenceyi önlemek için kurulmuştur. Türkiye’de bu Konsey’in bir parçasıdır.”

CPT’nin gittiği cezaevlerine ilişkin rapor tuttuğunu anımsatan Bilmez, hazırlanan raporun önce ziyaret gerçekleştirdiği devletle paylaştığını, onun onayını aldıktan sonra da kamuoyuna sunduğunu belirtti.  CPT’nin İmralı tecridine ilişkin tutumunun değişmediğinin altını çizen Bilmez, şunları söyledi: “CPT siyasi bir mekanizmanın bir organı dolayısıyla bu kurum üzerinde siyasi ya da sosyal bir baskı olursa tutumunu değiştirebilir. Bu da toplumsal mücadelenin gerekliliğine işaret ediyor.”

 

 MA/İSTANBUL