İslam dininin de gerçekliği ve doğruluğu çıkış sürecindeki olay ve olgularda aranmalıdır. Yüzyıllar sonrasındaki olaylar ile temsiliyet durumu bizi yanıltabilir. Örneğin El Qaide, Suudi Arabistan veya AKP Hükümeti’ne bakarak “İşte Müslümanlık budur” demek İslam dininin gerçekliğini ifade etmez.

İnsanın beden ve ruhi yapısı bir bütündür. Din, bu anlamda ruh ve beden sağlığı arasında bir balans ayarı görüyor. İslam’da ruh ve beden bir bütün olarak değerlendirilmiştir.
İslam, insan ruhunun bilgi ve düşünce ile (ilim ve tefekkür) sağlam esaslar üzerinde durabileceği esasından hareket etmiştir. İslam, zulme karşı direnişi, adaletsizliğe karşı adaleti, ırkçılık ve ayırımcılığa karşı eşitliği, köleliğe karşı özgürlüğü benimsemiştir.
Asr-ı Saadet döneminde insanlar devlet veya imparatorluk kurmaya değil, Allah’a iman etmeye davet edilmiş, ilişkiler eğitim ve yukarıda saydığımız ana hususlar etrafında cereyan etmiştir.
“And olsun ki biz peygamberlerimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye onlarla birlikte Kitabı ve Mizani indirdik.” (hadid 25)
“Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve iyilik yapmayı emreder.” (Nahl 90)
“Sizden daima hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran, bir topluluk (grup) bulunsun. Kurtuluşa erenler, işte onlardır.” (Ali İmran 104)
Yukarıda zikredilen ayetlerden anlaşılacağı üzere İslam, insanlar üzerinde iktidar kurmayı değil, insanlar arasında dayanışmayı emrediyor. Doğal yaradılışı esas alıyor.
“Öyleyse sen yüzünü Allah’ın insanları yarattığı doğal yaradılış dinine çevir.” (30)
Yukarıda zikrettiğimiz ayetlerden anlaşılacağı üzere, İslam bir iktidar dini değil, ahlakı esas alan bir dindir.
Bu ahlakı, akılla bilimle mükemmeliğe ulaştırmayı hedef edinmiştir.
“Ve de ki “Allah’ım benim ilmimi arttır.” (Taha 14)
“Peygamberlere düşen apaçık bir tebliğden başka bir şey değildir. (Nur 54)
“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü topluca iman ederdi. Öyleyse insanları imana gelmeleri için sen mi zorlayacaksın?” (Yunus 99)
İktidar’ın insan ahlakını bozabileceğini öngören İslam, ruhban sınıfı ayrıcalığını ortadan kaldırmıştır.   
“Ey iman edenler! Gerçek şu ki; (Yahudi) bilginlerinden ve (Hıristiyan) rahiplerinden çoğu insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar.” (tevbe34)
İslam, dini mal edinme ve iktidar için kullananları ayıplıyor.
“Dini yalanlayanları gördün mü? İşte o yetimi itip kakar; yoksulu doyurmaya teşvik etmez; yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yapanlardır, hayra da mani olurlar.” (el maun1-7)
Peygamber ve yakın arkadaşlarından hiçbirinin kayda değer mal varlıkları yoktur. Daha önce zengin olanlar ise mal varlıklarını ihtiyaç sahiplerine bağışlamıştır. Mal ve mülk toplayanlar ise “Dini yalayanlar” olarak tanımlanmıştır.
Dört halifeden sonra İslam, saraylarda hapsedilmiş, iktidar sahiplerinin menfaatlerine göre dine şekil verilmeye çalışılmıştır.
“Allah size mutlaka emanetleri (yönetim işlerini) ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hüküm ettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder.” (Nisa 58)  
“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif etik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, sorumluluğundan korktular, onu insan yüklendi” (Ahzab 72) “Peygamberimiz de (s.a.v) Emaneti, “göreve ehil olan” olarak tanımlıyor.” (A.b.hanbel. müsned.3/135)
Günümüzde İslam adına ortaya çıkan hareketleri nasıl değerlendirmek gerekiyor?
300 yıldır Batı, İslam dünyasını aşağılıyor, hor görüyor, eziyor ve sömürüyor. Batı’nın hor gördüğü, ezdiği ve sömürdüğü Müslüman, büyük bir tepki içindedir. Sözkonusu tepki olunca da düşünce (tefekkür) ve bilim etkisiz kalıyor, kurtuluş gayesi ile ortaya çıkan hareketler de İslam’ın özünden ve çıkış gayesinden böylece kopuyor.   
Din vicdana hitap eder, adalet ve eşitlik için Allah’a biat etmeyi emreder. İktidar ise içinde korku, güç ve menfaat barındıran, Allah’a değil, insana itaat etme ve ettirme durumudur. Böyle olunca da din ve iktidar biribiriyle uzlaşmaz. Allah’a itaat ile kula itaat aynı yüreğe oturtulamaz.
Birçok Ortadoğu ülkesinde bulundum. Ortadoğu’da insanın davranışlarını belirleyen esas şeyin, duygu ve düşünceleri olduğuna tanık oldum. Maddi yaşamın gereklerine göre değil de, duygu ve düşünceye göre hareket etmek Kürtlerde de yaygındır. Bu nedenle din ve insanlık düşmanı kişi ve kurumlara karşı düşünsel bir mücadele yürütmek büyük bir önem kazanıyor.  
Mesela ülkemizde geniş bir cemaat çevresi olan Nurculuk- ki gerçek Risale-i Nur talebelerini bundan tenzih ediyorum- Kemalizm’in yedek gücü gibi bir işlev görüyor. Oysa ki Said-i Kurdî’nin (Said-i Nursi) en büyük duası “Allahumme ecirna min şerri Deccali Sufyan- Yarabbi beni Kemalizm’den koru” idi.
Fethullah Gülen’in Kürtler için söylediklerini kendi sesinden dinliyoruz. “Evlerini başına yıkın, ocaklarını söndürün, gerekirse 50 bin kişi öldürün” diyor. Oysa ki Rabbimiz “Kim bir cana haksız yere kıyarsa bütün insanlığı öldürmüş gibi olur” diyor.(maide 32)
Ayete uymuyor, Hadis’i takmıyor, rehber bildikleri Said-i Nursi’ye ihanet ediyor... Sahi bunların neresi Müslüman?
Bu arada İslam’da savaş hukukuna değinmekte yarar var.
“Size karşı savaş açanları, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin. Allah aşırıları sevmez.” (Bakare 190)
“Ey iman edenler! Allah için Hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sakın sizi adil davranmamaya itmesin! Adaletli olun! Bu takvaya yakındır.” (Maide 8)
El Qaide uzantısı örgütlerin Suriye’de Müslim ve Gayrı Müslim halklara yaptığı zulmü görüntüleriyle izliyoruz. Bu vahşetin İslam ile hiçbir alakası yoktur. AKP Hükümeti’nin bu canilere kamyon kamyon cephane ve silah göndermesi onların da İslam karşısındaki duruşunu gösteriyor.  
Bunlar kendilerinden olmayanların başlarını kesmekte mallarını ve namuslarını kendilerine helal kılmaktadırlar. Bu vahşet Kuran’ın hangi ayetinde, İslam Peygamberi’nin hangi hadisinde geçiyor?
Bu Asr-ı Saadet İslam’ı değil, Saray İslam’ıdır. Bu fitne fesattır, İslam’a karşı düşmanlıktır. Bu vahşete yardımcı olanlar, lojistik destek sağlayanlar da bunların sınıfındandır.
“Benden sonra ümmetimden bir zümre gelecektir. Onlar Kuran okuyacaklar fakat Kuran’ın feyzi onların boğazlarından öteye geçemeyecektir. Dinleri yalnız dilde kalacaktır. Onlar, okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkacaktır. Bir daha ona dönmeyeceklerdir. İşte mahlukatın en kötüsü bunlardır.” (Muslim 1067)
“Hiç şüphesiz ki seytan o insanları yoldan çıkarır. Onlar da kendilerinin hidayete ermiş olduklarını zannederler.” (Zuhruf 37)
“Zulüm yapanlara yakınlık göstermeyin. Yoksa ateş, size de dokunur.” (111- 113)
“Allah‘tan başka yardımcı bulamayan çaresiz kimselere zulmedenlere karşı Allah’ın gazabı daha şiddetlidir” (Araf 162)
“Zulümle birisinin öldürüldüğü yerde sizden kimse durmasın. Çünkü görüp de karşı çıkmayan, bu zulme mani olmayana lanet yağar.” (Ebu Davut)
Yukarıdaki ayet ve hadislerden anlaşıldığı üzere İslam zulme karşı başkaldırı dinidir. Mazlumun dini sorulmaz. Zalimin de dini yoktur. Kürtler yüzyıllardır katlediliyor, topraklarından sürülüyor, işkencelerden geçiriliyor, emekleri ve toprakları talan ediliyor, namusuna el uzatılıyor, dili, dini yasaklanıyor. Bunun içindir ki Kürtlerin zalime karşı verdiği savaş meşrudur. Kuran zulme karşı savaşmaya hem izin vermiş hem de emretmiştir.
“Kendilerine savaş açılan kimselere izin verildi. Çünkü onlar zulme uğradılar. Şühpesiz ki Allah onlara yardım etmeye kadirdir”. (22-39)
Kısacası İslam dini, mecburiyeti hasıl olmadıkça savaşa izin vermez. Savaş halinde de doğrudan mütecaviz olanların dışında musum kimselerin zarar görmesine asla müsade etmez.
Sonuç olarak; hakkın ve adaletin gerçekleşmesi, zulmün ortadan kaldırılması, saldırının defedilmesi dışında Müslümanlar herhangi bir iktidar savaşı içinde yer almamalı, böyle bir savaşa da karşı çıkmalıdırlar.
Allah’ın kelamı, Peygamber efendimizin hadisleri bunu böyle emrediyor.