
Avrupa Birliği Komisyonu’nun, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye ziyareti ve seçimler nedeniyle bir ay gecikmeli açıkladığı Türkiye raporunda, PKK ile görüşmelerin yeniden başlatılması istendi. Raporda ifade özgürlüğü alanında ise “ağır gerilemeler” olduğuna vurgu yapıldı.
Gecikmeli raporda Türkiye’de bu son iki yılda hukuksal durum açısından “olumsuz bir eğilim”, ifade özgürlüğü konusunda ise “ağır gerilemeler” yaşandığı kaydedildi.
Avrupa Birliği’nin yürütme organı Avrupa Komisyonu tarafından yayınlanan raporda “1 Kasım genel seçimleri ardından oluşan yeni hükümetin bu acil önceliklere cevap vermesi gerekecek” denildi.
‘Görüşmeler yeniden başlamalı’
Avrupa Komisyonu, Türk devletinin PKK’ye karşı kapsamlı bir askeri operasyon başlattığına dikkat çekerken, Kürt Sorunu’nda çözüm sürecinin durma noktasına geldiğine belirtti.
Raporda, “Barış görüşmelerinin yeniden başlaması gereklidir” denildi. Raporda Kürt sorunu çözmeye yönelik ilk olumlu adımların ardından, taraflar arasında Temmuz ayında tekrar şiddetin başladığı vurgulandı. Raporda şu ifadeler yer aldı: “Türk ordusu Irak ve Türkiye’de, AB’nin terör örgütleri listesinde yer alan PKK’ye karşı hava saldırıları düzenledi. Temmuz-Eylül arasında 20’si çocuk onlarca sivil ve 120 güvenlik görevlisi hayatını kaybetti. Güvenlik güçleri tarafından işlendiği ileri sürülen ciddi insan hakları ihlallerine yönelik bilgiler var. Cizre’de 9 günlük sokağa çıkma yasağında 20’den fazla sivilin öldüğü yönünde haberler görüldü. Kürt barış sürecinin yeniden başlaması zorunlu. Bu çok fazla insanın hayatını alan bu çatışmanın çözülmesi için en iyi fırsat olmayı sürdürüyor. Yeni hükümet demokratikleşme ve uzlaşma konularında ilerlemeye öncelik vermeli.”
Ankara Katliamı’nın da yer aldığı raporda, ilgili soruşturmanı hızlı ve şeffaf bir bir şekilde yürütülmesi istendi.
Ağır insan hakları ihlalleri
Raporda “İfade özgürlüğünde bir kaç yıllık ilerlemeden sonra bu alanda son iki yılda önemli bir gerileme görüldü” ifadesi yer aldı.
Raporda gazetecilere, yazarlara ve sosyal medya kullanıcılarına yönelik açılan davalara da işaret edildi.
Bu davaların basın özgürlüğüne zarar verdiği dile getirilen raporda, Türkiye’deki yeni internet yasasının da Avrupa standartlarının çok gerisinde olduğuna işaret edildi. Raporda “Gazetecilere özellikle de fiziksel saldırı ve tehditler başta olmak üzere her türlü gözdağına karşı çıkılmalı” ifadesi yer aldı.
Raporun “Demokrasi” başlığı altında yer alan bölümünde şu hususlara dikkat çekiliyor:”7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerine katılım oldukça yüksekti. Cumhurbaşkanı’nın seçim kampanyasındaki aktif rolü ve iktidar partisini destekliyor görünmesinin yanı sıra medya üzerindeki artan baskı endişe konusu oldu. Seçim döneminde medya özgürlüğü ciddi bir endişe konusu olmayı sürdürdü. Öncelikle yüzde 10’luk seçim barajı olmak üzere seçimlere yönelik düzenlemelerdeki eksiklikler giderilmeli.”
Gösteri ve yürüyüş hakkı
Gösteri ve yürüyüş hakkına yönelik hoşgörüsüzlük tavrının geliştiği vurgulanan raporda bu alanda hükümet tarafından yapılan yasal düzenlemelerin pratikte sürekli “Kısıtlayıcı biçimde yorumlarak uygulandığına” dikkat çekildi.
Türkiye’de sürekli dile getirilen yolsuzluk AB Komisyonu’nun raporuna şu şekilde yansımış: “Türkiye yolsuzlukla mücadelede son yılda hiçbir ilerleme sağlamadı. Yolsuzluk algısı ülkede yaygın. Önemli yolsuzluk davalarında soruşturma ve kovuşturmada hükümetin etkisine olanak sağlayan yasal ve kurumsal çerçeve büyük endişe kaynağı. Türkiye bağımsız bir yolsuzlukla mücadele kurumuna sahip değil. Gelecek yıl büyük yolsuzluk davalarında polis ve savcılığın bağımsızlığı güçlendirilmeli. Yolsuzluk suçlarına caydırıcı yaptırımlar getirmeli ve etkin bir biçimde uygulamalı.”
Yargısal alanda durum
Türk yargı sisteminin 2007 ila 2013 arasında bağımsızlık, duruşmaların kalitesi, gözaltı süreleri ve insan hakları gibi konularda önemli ilerleme sağladığı iddia edilen Avrupa Birliği Komisyonu raporunda ancak 2014’te ise her hangi bir gelişmenin olmadığına vurgulamada bulunuldu. “Yargı bağımsızlığı ve güçler ayrılığına saygı, yargıçlar ve savcılar eliyle zarar gördü. Yargıçlar ve savcılar büyük bir siyasi baskı altında kaldı. Türkiye gelecek yıl yargının bağımsız ve tarafsız bir biçimde görevini yapabilmesi için gereken siyasi ve yasal ortamı sağlamalı” denildi.
Yine AKP hükümetinin ‘Paralel Yapı ile mücadele’ adı altında, yargı bağımsızlığını baltaladığı raporda dile getirilen eleştiriler arasında bulunuyor.
Raporda Türkiye’nin ekonomik alandaki durumu ve Suriyeli sığınmacılara yönelik politikası ise kayda değer gösterilerek övülüyor. Ancak rapor, ekonominin de kırılgan bir durumda olduğuna hatırlatmada bulunuyor: “Türk ekonomisi işleyen bir piyasa ekonomisi olarak kabul edilebilir. 2014’te ekonomik büyüme ortalama oldu. Makroekonomik dengesizlikleri gidermek için hiç bir ilerleme sağlanmadı. Dış ticari açık nedeniyle Türk ekonomisi mali belirsizliklere ve küresel risk değişimlerine karşı kırılganlığını sürdürdü.”
Ekonomi, Suriyeli mülteciler
Mültecilerle ilgili bölümde ise ülkedeki 2 milyon Suriyeliye Türkiye’nin ev sahipliği yaptığını, bunun Türkiye’ye maliyetinin 6.7 milyar Euro olduğu dile getirildi. Raporun bu bölümü “Suriyeliler geçici koruma altındalar ancak Türkiye göçmenlerin istihdam piyasasına girebilmesi için düzenlemeler getirmeli. Yabancıların Türkiye’de oturma izni ve sağlık hizmeti almaları zor” cümleleriyle sona eriyor.
Rapora geciktirildi
Avrupa Birliği’nin raporu, Türkiye’deki 1 Kasım genel seçimleri nedeniyle 1 aylık bir süre ertelenmişti.
Bu ertelemenin Türkiye’de Erdoğan iktidarı ile bir uzlaşının sonucu olduğu yönünde tepkiler ortaya çıkmıştı.
Yine, seçimden kısa bir süre önce Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye’ye gidip Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin bu raporun ertelenmesinde önemli bir etken olduğu yönünde de yorumlar yapılmıştı. Brüksel’in bu ertelemeyle, Ankara’nın mülteci akımına karşı desteğini almayı hedeflediği yorumları yapılmıştı.
Ancak, Avrupa’ya mülteci akınının temel aktörü durumundaki Türk devletinin ağır insan hakları ihlallerini, gecikmeli şekilde eleştirmek, kamuoyuna deklare etmek, AB Komisyonu’nun ciddiyetini ve samimiyetini de sorgulayan bir durum niteliğinde.
HABER MERKEZİ