Euro Bölgesi’nde para politikalarının birleştirilmesi ve Avrupa Merkez Bankası (AMB) sorumluluğunda yönlendirilmesi, görüldüğü gibi, mali krizlerin önünü alamadı. Üye devletlerin ekonomi ve mali politikaları kendi inisyatiflerinde olduğundan, AMB’nin para politikaları sonuçsuz kaldı. İrlanda ve Yunanistan başta olmak üzere, bir çok devletin borçları ve mali sıkıntıları had safhaya ulaşmış bulunuyor. Diğer AB üyesi devletlerin mali desteği olmadan, sözkonusu ülkelerin krizden çıkmaları olanaksız görünüyor.
Yaşanan krizlerden sonra, AB düzeyinde mali politikaları belirleme zorunluluğu doğdu. Başka bir deyişle, gelecekte, ortak mali politika Avrupa Ekonomik ve Parasal Birliği’nin ikinci ve önemli bir ayağını oluşturacak. Ekonomik ve mali politikalarda, üye devletler egemenlik haklarını büyük ölçüde AB organlarına devretmek zorunda kalacaktır.
Krizde olan ülkelere yapılan yardımların bir önemli amacı da, Euro’nun içerde ve uluslararası piyasalarda istikrarını korumaya ilişkindir. Yardımlara paralel olarak, Euro tahvillerinin piyasaya çıkarılması üzerinde de tartışılıyor. Bu konuda görüş ayrılıkları olduğu görülmektedir. AB içinde bu çözüm yoluna karşı çıkan ülkelerin başında da Almanya geliyor.
Yaşanan krizlerde temel sorun, devletlerin borç yükü ve kamu harcamalarının gelirler yoluyla karşılanamamasıdır. Böyle olunca da, diğer devletlerin yardımları geçici çözüm olmak dışında bir işlev göremez. Krizdeki devletlerin kendi bütçelerini denkleştirmeleri için, köklü mali reformlara gitmeleri gerekiyor. Kamu harcamalarının azaltılması ve vergi oranlarının artırılması bir zorunluluk olarak görülmektedir. Bu çözümler, AB ortak mali politikalarının merkezinde yer alacağa benzer.
Devletlerin kamu harcamalarında kısıtlamaya gitmesi ve vergi oranlarını artırması, en çok yoksul ve dar gelirli kesimleri etkiler. Bu tür “reform önlemlerine“ karşı toplumda tepkiler artıyor ve yer yer sosyal patlamalar yaşanıyor.
Diğer yandan yardım eden ülkelerde, sözkonusu yardımların sonuç verip vermeyeceği konusunda kuşkular artmakta ve hükümetlere eleştiriler yapılmaktadır. Bunun bir örneğini Almanya oluşturuyor. Toplumun tepkisini azaltmak için yardımların parlamento tarafından kontrol edilmesi yoluna gidilmektedir. Nitekim, Almanya Anayasa Mahkemesi kararında buna özellikle vurgu yapma ihtiyacını duydu.
AB kurumları ve üye devletler, Birliğin tarihinde ilke defa bu çapta bir mali krizle ve Euro istikrarının tehlikeye düşmesiyle yüz yüze. Bundan çıkış yolu bulunmazsa, ekonomik ve politik etkileri büyük ve sancılı olacaktır. Siyaset ve ekonomi dünyası kadar, AB kamuoyu da bunun farkında.