
Birçok siyaset bilimci ve bölgeyi izleyen uzman, Ortadoğu’yu her zaman bir “barut fıçısına” benzetirler. Son birkaç yüzyıllık Ortadoğu tarihi bu tezi doğrular nitelikte. Bölgenin yakın tarihine baktığımızda “barut fıçısı” nitelemesini hak edecek onlarca savaş ve çatışma oldu. Halen devam eden savaşlar bölge halklarına yıkım, ölüm ve yoksulluk getirdi.
Filistin ve İsrail’in bitmeyen savaşı, Lübnan iç savaşı, ABD’nin iki körfez savaşı ile Irak’a müdahalesi ve işgali, sekiz yıl süren İran-Irak savaşı, savaş ve çatışmaların nerdeyse bölgenin “kaderi” haline dönüştü. Halen Suriye’de, Libya’da ve Yemen’de süren çatışmaları da eklersek, bölgemizin nasıl bir “ateş çemberi” ile kuşatıldığını görebiliriz.
Dünyanın gerilimin en yüksek olduğu bölgesinde, tüm bu savaşlar yetmezmiş gibi şimdide ABD ve İsrail’in, gerilimleri kırılma anlarına dönüştürecek yeni hamleleri, “barut fıçısı”nın fitilini ateşlemiş durumda. Önce İsrail’in tek taraflı ve uluslararası hukuka aykırı bir kararla Kudüs’ün “başkent” ilanının, Trump tarafından tanınması ve ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması kararı ve ardından Suriye toprakları olan Golan tepelerinin İsrail tarafından “ilhakı” kararının tanınması, gerilimlerin her an bir savaşa dönüşme tehlikesini beraberinde getiriyor. Ama asıl tehlike hafta içinde başlayan ABD-İran restleşmesi…
İran’a karşı yeni hamle ABD’den geldi. Trump, İran Devrim Muhafızları Ordusunun, “yabancı terör örgütleri” listesine eklendiğini ilan etti. Ardından Beyaz Saraydan yapılan, “Devrim Muhafızları Ordusu, İran hükümetinin küresel terörizm kampanyasını yönlendirme ve uygulama konusundaki ana aracıdır.” açıklaması ile “resmen” duyurmuş oldu. ABD, daha önce de İran Devrim Muhafızları Ordusunun birçok üyesini “terör” listesine almış ancak bu kadar ciddi bir sonucu olmamıştı. Trump, Netanyahu ikilisi bu yeni hamleleri ile İran’ı “hedef” olarak ilan etmiş oldular. 9 Nisan’da yapılan İsrail seçimlerinde Netanyahu’nun yeniden “sağcı” bir koalisyon kuracağı bekleniyor. ABD bu kararı ile İran’a “saldırının” işaret fişeğini de ateşlemiş oluyor.
Fakat İran ABD’nin sandığı kadar “kolay lokma” olmayacak. Nitekim İran Milli Güvenlik Konseyinin aldığı kararla, “ABD hükümeti terörizmin destekçisi” olarak ilan edildi. İran Milli Güvenlik Konseyi aynı kararında “ABD Merkez Kuvvetlerinin (ABD Ordusu-CENTCOM) ve onunla bağlantılı güçlerin”, İran’ın “terör örgütleri” listesine alındığını ilan ettiler. İran bu “misillemesi” ile ABD’ye ve İsrail’e “anında” cevap vermiş oldu. Karşılıklı “tırmandırılan” bu gerilim, bölgesel bir krize ve ardından “savaş” tehlikesini de içinde barındırıyor. Sıcak bir “çatışmaya” dönüşme riski taşıyan bu gerilimin Ortadoğu halkları için “yıkıcı” etkilerinin olacağı şüphesiz.
İran açısından, özellikle ekonomik açıdan, “yıkıcı” etkileri olan başka bir süreçte halen yürürlükte olan ve 2 Mayıs itibarı ile ABD’nin kimi ülkelere tanıdığı 6 aylık “muafiyet” de sona eriyor. İran petrol ihracını “sıfır’a” indirmeyi hedefleyen ABD yaptırımları, İran ekonomisinde “yıkıcı” etkisini hissettirmiş durumda. Petrol ihracı hızla düşen İran, ekonomik krizin yanında, bu “kuşatmayı da” kırmak için mücadele etmek zorunda. Yaptırımlarla baş etmeye çalışan İran, şimdide ABD’nin son kararı ile birde “terör” iddialarının üstesinden gelmeye çalışacak.
Ortadoğu’da İran’ın “etkisini” kırmak için, ABD’nin iki temel gerekçesi var; İsrail’in “güvenliği” ve uluslararası “terörizm”. Bu “görünen” gerekçelerle hareket eden ABD, İran’ı geriletmek ve etkisini kırmak niyetinde.
Öncelikle ekonomik “yaptırımlarla” İran’ı zayıflatmayı hedefleyen ABD, siyasi ve diplomatik kuşatmayı da artıracaktır. ABD, İran “yaptırımlarını” genişlettikçe, başta Türkiye olmak üzere, birçok ülkenin olumsuz etkileneceği biliniyor. ABD ile birçok krizi birden yaşayan Türkiye’nin, ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar “genişledikçe”, ekonomik bir türbülansa girmesi kaçınılmaz.
Yemen’den Lübnan’a, geniş bir “nüfuz alanında” at koşturan İran için asıl zorluk; içeride ekonomik kriz ve olası toplumsal krizlerle boğuşurken, uluslararası alanda,“izolasyonları” aşmak, dünyadan “kopmamak” için çaba göstermek olacak.
İran geçmiş deneyimlerine güveniyor olabilir ancak “bölgesel devlet” olma iddiasını sürdürmede oldukça zorlanacağı aşikâr.