
Sizce, bugüne kadar gelen tüm yardım çağrılarına rağmen IŞİD'in vahşetine karşı harekete geçmeyen Obama neden şimdi düğmeye bastı?
Bunun Êzîdîlerin karşı karşıya olduğu insani kriz ile ilgisinin olmadığı açık. Devletlerin erdemleri yoktur; onların çıkarları vardır ve Güney Kürdistan, ABD'nin büyük Ortadoğu'da stratejik çıkarları için çok önemlidir. ABD müdahale etti çünkü IŞİD onun çıkarlarını tehdit etti. Zira Türkiye'ye bağlı güçlü bir Kürdistan Bölgesel Hükümeti İran'ın nüfuzunu azaltır ve Bağdat'ta Amerikan gücünü artırır. ABD'nin aynı zamanda Güney Kürdistan'da önemli yatırımları ve istihbarat operasyonları var. Ortadoğu'daki oldukça fazla kaos ve belirsizlik nedeniyle, ABD'nin mümkün olduğunca çok sayıda istikrarlı müttefiğe ihtiyacı var. Bunlar, ABD'nin Barzani hükümetini desteklemesinin edenleridir. Ayrıca, Irak'ın bombalanması, Washington'ın Ortadoğu'da hala irade ve müdahale yeteneği olduğunu göstermektedir. Suriye ve Irak genelinde yayılan IŞİD'in Amerikan silahlarını kullanıyor olması, ABD açısından derinden aşağılayıcı oldu. Şimdi Obama, bölgeye ABD'nin hala orada olduğu ve kendi çıkarlarını korumak için gerekirse halen şiddet kullanmaya istekli olduğu mesajını göndermekte. Obama'nın Irak'ın bombalanmasının kendi üzerindeki kimi iç siyasi baskıları azaltacağını düşünmesi de mümkündür.
Barack Obama'nın Irak krizinin çözümünde karadan müdahaleyi içeren askeri operasyon seçeneğine çok gönüllü olmadığı bir sır değil. ABD'nin Irak politikasını nasıl tanımlarsınız?
Burada, sanırım eski bir üst düzey CIA analisti ve Beyaz Saray'ın dış politikasını şekillendiren bir kurum olan Milli Güvenlik Konseyi'nde Basra Körfezi işleri eski müdürü Kenneth Pollack'tan bir alıntı yardımcı olur. Şu anda, Amerika'nın en büyük iktidara yakın düşünce kuruluşlarından biri olan Brookings'te çalışıyor. Pollack, Irak'ın Amerikan işgalinin büyük destekçilerinden biri oldu. 2011 yılında yayınlanan bir kitapta, Pollack, Amerikan çıkarlarını iki kategoriye ayrılmıştır: "minimal" ve "maksimal." Ona göre, "En temel düzeyde, ABD Irak'ın Basra Körfezi'nde istikrarsızlığın nedeni olmadığına emin olmalıdır. Öyle ki bölge petrolünün yeri doldurulamaz akışı engellenmesin ya da azalmasın. " Pollack'a göre, bu ABD'nin Irak'taki "minimal" çıkarı. Diğer taraftan, "maksimal" çıkar ise "ABD ile müttefik, güçlü, müreffeh, çoğulcu (hatta demokratik) bir devlet olarak Irak'ın yükselişi idi." O, bunun "gereklilik" değil, "özlemi duyulan" olduğuna işaret etme konusunda dikkatliydi. Yani, basitçe ifade etmek gerekirse, Pollack petrol akışını sağlamak ve istikrarsızlığı önlemek için Irak'ın stabil olması gerektiğini söylüyor. Demokratik iyi de olabilir fakat ABD için bir gereklilik değil. Pollack'ın çizdiği çerçeve göz önünde bulundurulduğunda, Irak'taki mevcut durum ABD'nin oradaki ''minimal'' çıkarına ters. Bu, ABD'nin siyasi ve askeri müdahalesini açıklamaya yardımcı olacaktır.
Sizce IŞİD nasıl böyle büyük bir güç haline geldi, bunda ABD ve Türkiye'nin dış politikasının payı ne ölçüde?
Irak'a El Kaide ve IŞİD'i getiren ABD'nin işgalidir. Savaş Ortadoğu için bir felaketti fakat El Kaide için iyi oldu. Irak, 1980'lerdeki Afganistan gibi, cihatçı bir yeni nesil için küresel bir merkez haline geldi. Şimdi de ABD, IŞİD'in eline geçen Amerikan yapımı silahları bombalıyor. Türkiye de IŞİD'in yükselişinde önemli bir rol oynadı. Geçen yıl Ekim ayında, İnsan Hakları İzleme Örgütü Suriye'deki çoğu yabancı cihatçıların Türkiye üzerinden geçiş yaptığının; silah, para ve malzemelerin Türkiye'den temin edildiğinin ve tıbbi tedavi için Türkiye'ye gidildiğinin bildirildiğini yazdı. Dünyanın önde gelen Irak muhabirlerinden Patrick Cockburn, Türkiye'nin IŞİD ve benzeri grupları desteklenmesindeki rolünün "farklı fakat Suudi Arabistan'a göre daha az önemli olmadığını'' yazdı. Ayrıca, El Nusra'nın Serekaniye'ye Ceylanpınar'dan saldırdığı iyi bilinmektedir. Türkiye'nin Kürt bölgesi son derece askerileştirilmiş durumda; her yerde üsler var. Türkiye istihbaratı çok güçlü. Sınırda ne olup bittiğinin farkında olmamaları mümkün değil.
Bu durumda AKP Hükümeti, Ortadoğu'da eşit ve özgür yaşam için mücadele eden Kürtler yerine kestikleri insanların kafalarıyla top oynayan IŞİD gibi çete örgütleriyle komşu olmayı yeğliyor diyebilir miyiz?
Türkiye'nin PYD ve Esad gibi ortak 'düşmanlara' karşı IŞİD gibi gruplarla çalışmayı uygun bulduğu açık. IŞİD gibi cihatçı gruplar kendi topraklarında PKK ile savaşmayı deneyecek tek vahşi güç. Bu nedenle Türkiye, IŞİD'i kullanmada istekli olmuştur. Türkiye, Rojava bölgesini zayıflatarak, Kuzey Kürdistan'daki Kürt siyasi hareketini de güçten düşürmeyi ve Kuzey Kürtleri'nin beklentilerini kontrol altında tutmayı ummaktadır. Eğer Rojava demokratik özerklik ve anadilde eğitimi başarılı bir şekilde gerçekleştirirse, Kuzey Kürdistan Kürtlerinin kendi statülerini talep etme mücadelesi yoğunlaşabilirdi. Bu anlamda, Rojava'daki başarı PKK'ye müzakere masasında manivela gücü kazandırır. Tersi de doğrudur; Rojava projesinin başarısızlığı her yerdeki Kürtlerin morali için büyük bir darbe olur.
Kürt hükümeti, tek başına IŞİD saldırılarını püskürtmekte yetersiz kaldı. YPG ve HPG olmasa Şengal'de Êzîdîler soykırımla yüzyüze kalabilirdi. Sizce Mesud Barzani bu krizi yönetebilecek mi?
Şengal'e yönelik saldırının ardından Kürt başarılarının kırılırlığı ortaya çıktı. Bence, bu son olaylardan çıkarılacak en açık ders hiçbir Kürt gücünün bu krizi tek başına krizi yönetecek durumda olmadığının ortaya çıkmasıdır. Maxmur ve Gwer'i geri almak için PKK ve peşmerge savaşçılarının birleşik çabası gerekli olmuştur ve aynısı Şengal için de geçerli olacaktır.
Benim düşünceme göre, Kürtler için öncelikli olan, Kürt halkının ulusal çıkarlarını savunma yeteneğine sahip güçlü kurumların inşaa edilmesidir. Son gelişmeler çok acilen Kürtlerin birleşik bir askeri güce ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Tarih, Kürtlerin sadece kendi halkına ve kendi öz örgütlenmesine güvenebileceğini göstermektedir. Kürtler iç bölünmeler sonucunda şimdiye kadar çok sayıda fırsatı kaybettiler. Kürt halkı kendi tarihini biliyor ve bu nedenle partiler arasında birlik konusunda devasa bir toplumsal talep var. Amerikan ve Avrupa silahlarının içeriye girişi, Kürt birliği önünde bir sorun olacaktır. YNK'nin İran ve PKK ile yakın bağları var iken, Batı ve Türkiye ile iyi ilişkileri nedeniyle Batılı güçler büyük olasılıkla KDP ile çalışmayı için tercih edecektir. Fakat Kürtlerin öncelikli beklentisi IŞİD'e karşı Kürdistan'ın savunmasının güçlendirilmesidir. Halk, fraksiyonlardan herhangi birinin, silahları diğer Kürt partilere karşı konumlarını güçlendirmek amacıyla kullanması durumunda çok öfkelenecektir.
Bir başka dikkat çeken nokta da Batı medyasının gelişmeleri verirkenki tavrı. Şengal, Mahmur, Rabia ve Kerkük'e kadar geniş bir alanda PKK ve YPG gerillaları IŞİD'le savaştığı halde, bu neden Batı basınında yer almıyor?
Washington’da olduğum için buradaki durumu değerlendirebilirim. Amerikalı gazeteciler, Dışişleri Bakanlığı'nın sınırları ile kalabildikleri sürece, istedikleri çoğu şeyi söyleyebilirler. New York Times, ABD'nin tutuklulara yönelik istismarını "işkence" olarak tanımlamayı reddettiğinde, bu durum "çünkü hükümet bu terimi kullanmadı" şeklinde çok dramatik bir şekilde izah edildi. Ancak Obama "bazı insanlara işkence yaptık" itirafını yaptıktan sonra New York Times, ‘’işkence“ demeye başladı. Yakın zamanda, bazı Amerikalı gazeteciler ise Şengal Dağı'na yardım götüren peşmerge ve Irak kuvvetlerini 'kahraman' olarak adlandırdı. Bu güvenli bir yöntem çünkü; Irak Kürtleri'nin ABD ile iyi ilişkileri var. Ancak, ABD, PKK'yi 'terör örgütü' olarak görmektedir. Eğer biri YPG ve PKK'nin Êzîdîleri kurtarmasını veya Rabia savunması için 'kahramanca' deseydi, muhtemelen sorun yaşayacaktı. Amerikan medyasında, resmi çizgiyi desteklediğin sürece, haberin yanlış olsa dahi bir cezalandırma yok. Örneğin, 2003 yılında Amerika'nın Irak'ı işgaline destek veren ve Saddam Hüseyin'in kitle imha silahları olduğunu ve El Kaide ile bağlantıları olduğunu söyleyen yazarların hepsi şu anda çok iyi konumdalar. Yani gazeteciler bir seçimle karşı karşıya: PKK ile ilgili özgün ve doğru bir şeyler söyle ve ihtilaf ile karşılaş ya da standart söylemi tekrarla ve ödüllendiril.
Ayrıca, Kürt siyasetini ve PKK'yi tanıyan az sayıda Batılı gazetecinin olduğunu düşünüyorum. Örneğin, New York Times geçenlerde yeni bir Kürt savaşçısı kategorisini icat etti: ''Suriyeli peşmerge". Çok az sayıda yabancı Batılı yazar Kuzey Kürdistan ya da Rojava'da uzun zaman geçiriyor. Dolasıyla Kürtlerin PKK'yi nasıl gördüğünü bilmiyorlar ve Kürtlerle ilgili standart çizgide tekrarın güvenli olduğunu biliyorlar; yani çoğunun yaptığı bu. Eğer Irak Kürtlerinin demokratik olduğunu söylerseniz, kimse kanıt sormaz. Ama PKK'nin Kürdistan'ın her yerinde Kürtler arasında kitlesel desteğe sahip olduğunu söylerseniz, insanlar size bir sürü soru soracaktır.
SUNA ALAN/ÇİÐDEM DEMİREL