Türkiye’nin Kürtlerin haklı ve meşru mücadelesinin dışaraya yansıtma biçiminin ve aldığı desteğin çarpıklığına işaret eden Türk, bü süreçteki tavırların iyi gözlenerek kimin barışta samimi olduğunun dikkate alınmasını istedi.


Türk, “Biz, toplumun bir hayal kırıklığı yaşamasını istemiyoruz. Hükümet’in yarın atacağı adımların, topluma bir an önce yansımasını istiyoruz. Hükümet, endişeleri ortadan kaldıracak yeni bir yol haritasını paylaşmalı” dedi.


Kılıçdaroğlu’nun ‘Türklük’ açıklamasına atıfta bulunurkenki sözlerinin tam yansıtılmadığını belirten DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk, Kürtler dahil bütün kimliklerin haklarıyla birlikte anayasada yer almasını istediklerini, dolayısıyla böyle bir anayasaya ‘Türk’ün yazılmasının da sorun olmadığını söyledi.
DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk başkanlığındaki BDP heyeti, geçen hafta Washington’da yoğun ve oldukça kapsamlı bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Ahmet Türk, Türkiye’ye dönüşünden önce, Washington’da bulunan gazeteci Mutlu Çiviroğlu’na verdiği mülakatta, temaslarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. İlkehaber’de yer alan mülakat şöyle:

Bu ziyareti önceki ziyaretlerle karşılaştırdığınızda, Amerikalı yetkililerden ve düşünce kuruluşları temsilcilerinin yaklaşımlarında ne gibi farklılıklar görüyorsunuz?
Sayın Öcalan’ın başlattığı ve hükümetin de yer aldığı süreç herkes tarafından çok önemseniyor. Kalıcı bir barışa dönüşmesi konusunda herkeste bir umut var. Ortadoğu’da Kürtsüz bir demokratikleşmenin olmayacağı düşüncesi güçlenmeye başladı. Avrupa gibi, ABD de artık Kürtler demokratik haklarına ulaşmadan demokratik bir Ortadoğu’nun olamayacağını anlamaya başladı. Bu nedenle, Amerika’da yaptığımız görüşmelerde artık Kürtlerin bir aktör olduğunu, Kürtler olmadan sorunların çözülemeyeceğini dile getirdik. Kürtler dikkate alınmadan demokratik bir Ortadoğu’nun oluşamayacağı düşüncesinin Amerikalılar arasında da güçlendiğini hissettim ve gözlemledim.
Kürtler, barışla ilgili ne kadar samimi olduklarını ortaya koydu. Bazı kaygılarımız da ortadan kalkmış değil. Kürtler, hükümetin de güven verici adımları atması gerektiği beklentisi içinde. Hem son gelişmelerin gerçek şeklini anlatık hem de beklentileri ortaya koyduk. Bu süreçte bir olumsuzluk geliştiğinde, çözümsüzlüğün sebebi kim, bunun çok doğru izlenmesi gerektiğini ve çözümsüzlüğe neden olacak duruşa karşı bir tepkinin veya en azından bu konuda bir uyarıcı, yol açıcı ve kolaylaştırıcı bir rol oynanması gerektiğini dile getirdik.

Bu sürecin başarısı diğer parçalardaki Kürtler ve Ortadoğu’nun genelini nasıl etkileyebilir?

Sizin de bildiğiniz gibi bir takım sıkıntılar var. Kürt sorunu çözülmeyen Türkiye, Ortadoğu’da etkin bir rol oynayamaz. Başbakan Erdoğan da bunun farkında. Ama Kürtlerin haklarını ne kadar içselleştirmiş o önemli. Çözümsüzlüğün nedeni Kürtler midir, devlet midir bunun da artık ortaya çıkması gerekli ve biz bunun çok iyi bir şekilde izlenmesini istiyoruz. Bu noktaları dile getirme ve bu konuda kolaylaştırıcı rol almaları konusunda Amerikalı yetkililerden taleplerimiz oldu. Türkler ile Kürtler arasında devam edecek olan bu süreçte Amerika’nın cesaret verici bir rol oynaması oldukça önemli.

Geçenlerde Huffington Post’ta çıkan David Phillips imzalı bir yazıya dikkatinizi çekmek istiyorum. Phillips, “ABD süreci cesaretlendirmeli, PKK’yi ‘Terörist Örgütler Listesi’nden çıkarmalı” diyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

ABD, kolay kolay Türkiye’nin tepkisini alacak bir şeyin içinde olmaz. Çözümsüzlüğün nedeninin devlet olduğunu çok doğru bir şekilde ortaya koyabilirsek, bu durum elbette değişecektir. Ben aslında Avrupa’dayken bu konudaki düşüncemi söyledim. Dedim ki, “Bu barışçıl çözümü gerçekleştiren Kürtlerin halen terörist listesinde olması çözmek istemeyenleri cesaretlendirir.”
Kürtler eşitlik, adalet, özgürlük, barış mücadelesi verirken, Türkiye dünyaya hep şu mesajı verdi: “Benim ülkemde terörizm var ve ben bu terörizmle uğraşıyorum.” Kürtlerin hak, hukuk, adalet ve özgürlük taleplerini saklamaya çalıştı ve dünya da bu hak ve özgürlükler konusunda Türkiye’yi uyaran ciddi bir yaklaşım göstermedi. Bu nedenle Kürtlere karşı bu tutumun mutlaka değişmesi gerekir. Kürtleri bugün bu şekilde terörize ederek anlatanlar yarın öbür gün dünyaya ne diyecek?
Elbette ki, önümüzdeki günlerde dünya bu konuyu daha çok tartışacak. Çözümsüzlüğün nedeni kim, kim çözmek istemiyor bunlar tartışılacak. Şimdi bizim burada hiç bir endişemiz yok, çünkü Kürtler örgütlü ve kendi güçlerine güveniyorlar. Ancak, bu barışçıl sürecin önünde Kürtlerin olmadığını da artık dünyanın görmesi lazım. Biz, bu nedenle çok rahatız. Barış olursa elbette çok mutlu oluruz. Ama barışı istemeyenlerin gerçek yüzünü ortaya çıkarmak da önemlidir.

Kongre’deki Kürt-Amerikan Dostluk Grubu ile bir görüşmeniz oldu ki ilk defa bir BDP heyeti bu grupla bir görüşme gerçekleştirdi. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Kürt-Amerikan Dostluk Grubu önemli bir oluşum ve her iki partiden 50’den fazla üyeden oluşmakta. Bu görüşme bizim açımızdan oldukça önemliydi. Grup üyeleri Kürt ve Türk halklarını bir araya getirecek, iki kesimin hukukunu oluşturacak ve iki kesimin birlikteliğiyle Ortadoğu’yu demokratikleştirecek bir projeyi destekleyeceklerini belirtti.

“Türklük” üzerine demeciniz farklı aksettirilmişti çeşitli basın kuruluşlarında. Bu konuda ve yeni anayasa konusunda neler söylemek istersiniz?
Bunun çok iyi anlaşılması gerekir. Sayın Kılıçdaroğlu, “Biz Türklükten vazgeçmeyiz” diyor. Ben de ona atıfta bulundum. Biz, halkların kardeşliğini istiyoruz. Türk halkının da özgürlüğünü istiyoruz, daha da özgürleşmesini istiyoruz. Biz bu inkar siyasetine karşı çıktığımızda “Efendim biz Türklükten vazgeçmeyiz” demek, aslında Kürtlerin ve farklı grupların özgürleşmesine karşı çıkmaktır. İnkar edilen halkların, grupların ve inançların haklarının anayasal güvence altına alınması lazım.
Anayasa’ya “Türk” yazıyorsanız yazın, ona itirazımız yok. Ama “Türk” yazıyorsanız diğer gruplar, kimlikler ve kültürler de güvence altına alınmalıdır; yaşam hakkı, anadil hakkı, eğitim hakkı, tüm bunların güvenceye alınmasını istiyoruz. Bizim derdimiz inkar edilenlerin kimliğinin kabulü üzerinedir.

ABD’deki akademik çevrelerin, Türkiye ve Kürtler üzerine çalışma yapan araştırmacıların yoğunlaştığı bir konu da hükümetin halen somut adımlar atmadığı ve bu süreçte üzerine düşeni yapmadığı şeklinde...

Bakınız, bu bahsettiğiniz konu çok önemli bir konu. Ben daha önce hiç üzerinde durmadım ve hiçbir yerde de dile getirmedim. Biz, toplumun bir hayal kırıklığı yaşamasını istemiyoruz. Hükümet’in yarın atacağı adımların, topluma bir an önce yansımasını istiyoruz. Güven verici bir ortam olmalı. İnanın ki, eskiden bize “Bunlar ne yaptı, ne yapacak?” diye soruluyordu. Ama bugün Amerika’da aydınlar, siyaset bilimciler, demokratlar bu endişelerini dile getiriyor. Bu çok önemlidir. Bu, sadece Kürtlerin kaygısı değil, başkalarının da kaygısı. Ben bunu gözlemledim. Bu önemli bir tespit. Umut ediyorum ki, bu konudaki endişeleri ortadan kaldıracak yeni bir yol haritası ortaya çıkar ve hükümet bu yol haritasını halkla, Kürtlerle, toplumla paylaşır.

Peki, öyle bir işaret görüyor musunuz?

Tabi ki olmasını istiyoruz. Bizim de endişelerimiz var, bizim de hükümete güvenmeye, tatmin olmaya ihtiyacımız var.

Suriye’deki durum hakkında neler söylemek isterseniz?

Biz, Kürtler arasında bir ihtilaf çıkmasını asla istemeyiz. Umut ediyorum ki, bu sorun da diyalogla, uzlaşıyla çözülür. Ama şöyle bir gerçek de var ki, bugün halkın yüzde 70’ini temsil eden PYD’yi bazı gruplar yok sayıyor ve görmezlikten geliyor ki, bu yaklaşım doğru değil. Bunu yapanlar var. Böyle bir gücü bu süreçte ciddiye alıp, tartışıp, onlarla birlikte ortak bir demokratik birliği, ortak bir mücadele sürecini başlatmasanız başarılı olmazsınız. Kürtlerin ismini kullanarak, üç, beş kişilik gruplarla Avrupa’ya, Amerika’ya gelip, “Bunlar Kürtlerin temsilcisi derseniz, PYD Kürtleri temsil etmiyor” derseniz tabi ki sıkıntılar ortaya çıkar.

Siz görüşmelerinizde Suriye ili ilgili, özellikle de oradaki Kürtlerle ilgili ne tür tavsiyelerde bulundunuz?

Ben, bu söylediklerimi Amerikalılara da açıkça ifade ettim. Kürtlerin yüzde 70’ni temsil eden PYD’yi muhalefetle uzlaştırmazsanız, arkasında üç beş kişinin bile olmadığı bir grubu, muhalefet de Kürtleri temsil ediyor diyerek muhalefetin yanında göstererek Kürtleri kazanmış olmazsınız. Buna benzer sıkıntılar var Suriye’de. Biz bunu başından beri biliyoruz.
Bazıları “Biz de partiyiz, bizi esas alın” diyerek, PYD’yi aşarak kendisine bir rol bir misyon biçmeye çalışıyor ki, bu doğru bir mantık değildir. Kürtlerin lehine değildir. Tabi ki, PYD de kucaklayıcı ve kapsayıcı olmalı, diğer partilerle daha iyi diyalog kurmalıdır. PYD de dikkatli olmalı, Kürtlerin kendi aralarındaki çelişkilerin büyümesini isteyen gruplara fırsat vermemelidir.

Amerika’nın Suriye’ye yönelik en önemli kaygılarından birisi de El Kaide gibi örgütlerin varlığı. Bu durum Kürtler açısından ne ifade ediyor?
Ortadoğu’da demokrasiyi içselleştiren en önemli halk Kürtlerdir. Kürtler çok acılar çektiği için demokrasi mücadelesinin ne olduğunu, diğer farklı kimliklerin, kültürlerin ve özgürlüğün değerini biliyor. Suriye’de nüfusun yüzde 15’ini oluşturan Kürtleri bu demokrasi mücadelesinin içine katmazsanız, dışarıdan getirdiğiniz güçlerle Esat’ı devirseniz bile nasıl bir demokrasi kuracaksınız? El Kaide’nin, Nusra’ın desteklediği muhalefet demokrasiyi getirebilir mi? Burada, Amerika’da bu konuyu görüştüğümüz kesimler bu kaygı ve düşüncelerimizi çok iyi anlıyorlar ve bu konuda gerçekten bizim haklı olduğumuzu açıkça ifade ettiler.

Son olarak da Kürt Ulusal Konferansı hakkındaki görüşlerinizi de öğrenmek istiyorum. Konferansın ne zaman gerçekleşmesi öngörülüyor?

Konferansın hazırlığına yönelik çalışmaların hızlandığını biliyorum. Olağanüstü bir durum gelişmezse inanıyorum ki Kürt Ulusal Konferansı yakın tarihte gerçekleşecektir.

 HABER MERKEZİ