• 'Çerçeve yasa', “kuş mu deve mi” diye tartışmayı bırakıp bu yasayla elde edilen siyasi kazanımlara, Hareket'in meşruiyetine, Kürt halkının örgütlü gücüne dayanarak “müzakere ve mücadele” diyalektiğini doğru kurmanın zamanıdır.

VEYSİ SARISÖZEN

Gözümüz aydın! 2. CENTO kuruldu. Birincisi gibi ikincisi de NATO'nun uzantısı. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, ikinci CENTO’yu 'Mekke askeri ittifakı' olarak ilan etti. Anlaşma, tıpkı NATO’nun 5. maddesi gibi, ittifak ülkelerinden birine yapılacak saldırının tüm ittifak üyelerine yapılmış sayılacağına dair “dehşetli” bir madde içeriyor. Madde “dehşetlidir”, çünkü şu anda 2. CENTO, İran’ın Suudi Arabistan’a saldırdığını iddia ediyor. Demek ki; Türkiye ve Pakistan, müttefikleri Suudi Arabistan’a İran’ın saldırması karşısında her an İran’a savaş açabilir.

Açar mı açmaz mı tartışmasının hiçbir anlamı yok. Dünya Savaşı, bu 2. CENTO ile birlikte yeni bir aşamaya yükselmiş bulunuyor. ABD, İsrail’le ittifak halinde İran’ı bombalayarak amaca ulaşamadı. Rojhilat’ı Başkan Öcalan’ın müdahalesi sonucu kullanamadı. Kara harekatını göze alamadı. Yeni bir savaş planını uygulamaya koydu. Siyonist-Evangelist-İslam savaşı yerine “Sünni-Şii savaşı” artık sahnededir. Tom Barrack’ın Ortadoğu’da “demokrasi"ye yer olmadığı, otokratik rejimlerin Amerikan çıkarlarına uygun olduğu açıklaması şu anda uygulamada: Türk ve Pakistan otokratik rejimleriyle Suudi Arabistan otokratik krallığı, NATO’nun hizmetine amade.

Türk emperyalizminin atağı

Bana öyle geliyor ki; ABD, Türkiye ve İsrail arasında gerginliği bu iki devlet arasında bir “işbölümü” ile aşma yoluna da 2. CENTO’yla girdi. Türkiye, İran ve Irak “meselesiyle”, İsrail ise Filistin-Suriye-Lübnan ve Kıbrıs meselesiyle uğraşacağa benziyor. Muhtemelen Ankara, Kıbrıs’ta geri adım atma karşılığında, Irak’ta Başûrê Kurdistan’ı Misak-ı Milli sınırlarına katmaya heveslenecek. Akdeniz petrolü İsrail’e, Kürdistan petrolü Türkiye’ye…Suudi Arabistan parasıyla, Pakistan atom bombasıyla ve Türkiye NATO’nun ikinci büyük kara ordusuyla harekete hazır. Türk bölgesel emperyalizmi, NATO saflarında yeni CENTO ittifakıyla atağa geçmiştir. Artık savaş eşiğindeyiz. Tam da 'çerçeve yasa’nın imzalandığı bir anda.

Oyalamanın gerekçesi ortada

Kafalarımızı meşgul eden soru şuydu: Devlet müzakere sürecini neden yaklaşık iki yıldır ısrarla oyaladı? Sorunun cevabı ortada: 'Çerçeve yasa’nın imzalandığı gün 2. CENTO’nun kuruluşu ilan edildi. Türk devleti, müzakere sürecini Ortadoğu’da kuvvetler dengesini kesin olarak değiştirecek olan ittifakın kuruluşu için iki yıl oyaladı. Oyalarken Öcalan’ın 27 Şubat Çağrısı'nı paylaşmasıyla eş zamanlı olarak görünüşte CHP’ye karşı, gerçekte savaşa hazırlanmanın önkoşulu olan diktatörlüğe geçmek için darbe sürecini başlattı. Eğer darbe püskürtülemez ve diktatörlük önlenemezse Türkiye savaşa sürüklenecektir. İlk hedef, Irak’ın hizaya getirilmesidir. Irak’ı hizaya getirmek 2. CENTO’yu tamamlamaktır. Ardından Suriye/Şara rejimi, 'Mekke askeri ittifakı'nda yer alacaktır. İran ile savaş, Pakistan-Hindistan gerginliğinin savaşa dönüşme tehlikesini tırmandıracaktır. Bunun sonu NATO’nun Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti ile savaşın eşiğine gelmesidir. Bu da önlenemezse sıra insanlığın “taş devri"ne geri dönmesidir.

Karamsarlığa kapılmak yerine

Elbette bu sonuç, mukadder değildir. Karamsarlığa kapılmak yerine hiç zaman kaybetmeden 'Mekke askeri ittifakı'na, belki “2. CENTO’ya hayır” sloganıyla karşı çıkılmalı ve ülkede demokratikleşmeye “ilk adımı” atabilmek için 'çerçeve yasa’nın kazandırdığı "siyasi meşruiyet"e dayanarak harekete geçilmelidir. Başkan Öcalan ve Hareket, “müzakere süreci"nde siyasi bakımdan tarihi bir başarı elde etmiş, demokratik güçlerin ittifakının önünde duran en büyük engeli, silahlı mücadeleye son vererek ve illegal-savaş örgütünü feshederek kaldırmış; 'çerçeve yasa'yla Hareket'in meşruiyetini sağlamıştır. Demokratik güçleri birbirine düşüren “terörizm” korkutmacası 'çerçeve yasa' ile sona ermiş, darbeye, diktatörlüğe, yoksullaşmaya ve İran savaşına karşı en geniş barış ve demokrasi ittifakının önü açılmıştır. “Utangaç” 'Kent Uzlaşısı'ndan cesur 'Türkiye İttifakı'na geçmek ile müzakere sürecinin ikinci aşamasına, yani TBMM Komisyon Raporu’nun 7. maddesine bu ittifakla geçmeyi birleştirmek mümkün hale gelmiştir. Daha açık ifade etmek gerekirse şu anda “iktidara savaş açmak” yerine onunla müzakere; darbeyi, diktatörlüğü ve savaşı önlemek için ise YENİ Parti-DEM Parti-Liberal ve Müslüman demokratlar arasında siyasi eylem birliği ertelenmez en acil görevdir. 

Diyalektiği doğru kurma zamanı

Başkan Öcalan, iki yıldan beri müzakere sürecinin oyalanmasına ve Kürt muhalefetinin “beklemeye” girmesine karşı ısrarla uyardı. “Masa denklemi"ni doğru kuramamanın ağır sonuçlarıyla yüz yüzeyiz. İki yıllık gecikmenin sonunda Türkiye diktatörlüğün ve savaşın eşiğine geldi. İmralı müzakeresinde Başkan Apo’nun son müdahalesiyle devlet 'çerçeve yasa’yı  TBMM’ye bir takım hukuki oyunlarla da olsa getirmek zorunda kaldı. 'Çerçeve yasa', “kuş mu deve mi” diye tartışmayı bırakıp bu yasayla elde edilen siyasi kazanımlara, Hareket'in meşruiyetine, Kürt halkının örgütlü gücüne dayanarak “müzakere ve mücadele” diyalektiğini doğru kurmanın zamanıdır. Tartışmayla zaman öldürmek en büyük tehlikedir. Başkan Öcalan’ın iki yıllık mücadelesini karalayanlara karşı mücadele ise hayatidir.

Cevap bekleyen sorular

Yazımı bitirirken bu mücadelede sorulacak soruları ve cevaplarını kısaca ele alacağım. 'Çerçeve yasa’yı bir tür “teslimiyet” sayanlara soralım:

* 100 yıldır isyanla ve silahla çözülemeyen Kürt sorununu siyasi yolla çözmeye, 'çerçeve yasa' öncesinde mi yakındık, yoksa uygulanması sonrasında mı yakın olacağız?

* Süreç içinde darbeyi dün mü önlemek mümkündü, yoksa bugün mü?

* Diktatörlük yoluyla dünya savaşına sürüklenmeyi dün mü önleyebilirdik, yoksa bugünden sonra mı önleme imkanlarına daha çok sahip olduk?

* Darbeyi ve savaşa sürüklenmeyi önlemeden Kürt sorununu çözmek mümkün mü?

* Bir can alıcı soru daha var: Başkan Öcalan ve Hareket bu yasayı veto etseydi ve bu yasa temelinde müzakere süreci iki yıl daha uzasaydı ne olurdu?

* Türkiye’nin CENTO’yla savaşa ve darbeyle diktatörlüğe sürüklenmesi nasıl önlenebilirdi?

Bu soruların cevabı darbeyle bunalan Türk halkını da, çözümsüzlükle öfkelenen Kürt halkını da ve yaklaşan felaketle yüz yüze gelen tüm Türkiye, Kürdistan ve bölge halklarını da ortak olarak ilgilendiriyor.  Demek ki şimdi 'çerçeve yasa'daki hukuki labirentte yol aramak yerine, bu soruların yanıtı tartışılmalıdır.

Benim verebildiğim cevaplar

* Hiç kimse, hiç kimseye kolay bir zafer vaat edemez. Zafer, halka altın tepsiyle verilmez. Zafer kazanmak isteyen, mücadele etmelidir.

* 'Çerçeve yasa’yla ne geriye gittik ne de bir adım atma dışında bin kilomerelik yolu tamamladık ama silahla yüzyıldır çözülemeyen Kürt sorununu siyasi mücadeleyle çözme imkanını daha önce olmadığı ölçüde kazanma yoluna girdik.

* Yolumuzun üstünde engel olarak duran darbe, diktatörlük ve dünya savaşına karşı siyasi yolla mücadele etmek düne göre şimdi daha mümkün ve muhtemeldir.

* Bu engelleri tüm demokratik güçlerle; darbeden, diktatörlükten, ekonomik krizden, ekolojik felaketten ve erkek egemenliğinden zarar gören herkesle aşmadan başta Kürt sorunu olmak üzere hiçbir sorunu çözmek mümkün değildir.

“Hayır, bu 'çerçeve yasa' öncesinde tüm bu sorunları çözmek çok daha mümkündü” diyen olursa, ona da verilecek cevap şudur: “Madem çok daha mümkündü bu sorunları neden çözemediniz?”