ABD önceki gün KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, PKK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan ve HPG Ana Karargah Komutanı Murat Karayılan'ın yerini söyleyene ya da yardımcı olana toplamda 12 milyon dolar ödül verileceğini açıkladı.
Tarihi sürece baktığımızda yaşananlar KCK yönetimin açıklamasında da belirttiği gibi uluslararası komplonun devamı niteliğinde bir gelişme ile karşı karşıyayız. 1997 yılında ABD, PKK'yi yabancı terör örgütleri listesine dahil ederek uluslararası komplo sürecini başlatmıştı. Akabinde 1998 yılında Öcalan'ın Suriye'den çıkarılması ve 15 Şubat 1999'da da NATO operasyonuyla Türkiye'ye teslim edilmesi sürecini yaşadık. O dönemde İsrail'in Kürt hareketini Ortadoğu'daki şekillenişte kullanmak istediğini bizzat Öcalan açıkladı ve reddetmesi üzerine kendisine yönelik uluslararası komplo süreci başlatılmıştı.
Sonrasında ise Irak'a müdahale süreci başladı. ABD'nin o dönem PKK'yi devreden çıkarmak istemesi, Ortadoğu'ya müdahale ederken herhangi bir zorlukla karşılaşmak istememesi ve Irak'a müdahalede PKK'nin oynayacağı rolü engellemek istemesiydi. Denklemde PKK gibi bir aktörün olmasını istemiyorlardı. Bugün geldiğimiz aşamada Bayık, Kalkan ve Karayılan'la ilgili olarak açıkladıkları para ödülü de aslında geçmiş dönemdeki ile benzer amaçlar taşımaktadır.
ABD ve İsrail geçmiştekine benzer şekilde PKK'yi devreden çıkartıp hem Suriye'deki şekillenişi tamamlamak istiyor hem de İran'a müdahale sırasında PKK'nin oyun kurucu rolünü engellemeye çalışıyor. Bunu yaparken de YPG'yi ayrı bir yerde tutarak Kürt hareketi arasında bir ayrım yaratmaya çalışıyor.
ABD'nin PKK'yi Rojava üzerinden siyasallaştırıp, Kandil'i boşaltma planları yeni değil. Bu planlamanın 6 yıllık bir geçmişi var. Türk devletinin Güney işgaline hız vermesinin esas nedenlerinden biri de, böyle olası bir durumda Kandil'i ele geçirip, cihatçı çetelerini o bölgeye yerleştirmek istiyor. Cihatçı çetelerini işgal ettiği bölgelere taşıdığı da bir gerçek. Peki ABD tam olarak ne istiyor?
ABD, Kürtleri Ortadoğu'da kendi truva atı olarak kullanmak ve ideolojik olarak liberal bir çizgide karakterini değiştirmek istiyor. Ortadoğu'da ideolojik öncülük yapan, oyun kuran, oyun bozan bir PKK gerçekliği karşısında kendi planlamalarını hayata geçiremeyeceğini düşünüyor. O nedenle de bir yandan YPG'ye silah yardımı yaparken, bir yandan da Türk devletinin Cerablus, Efrîn işgallerine sessiz kalıyor, yol veriyor. Yüzyıllık vekalet savaşının bir yüzyıl daha devam etmesini isteyen hamleler yapıyor.
Kürtleri sistem içi bir çizgiye çekme çabası sadece Rojava ile değil, Bakur'da da hakim siyasi çizgi haline getirilmeye çalışılıyor. Eş zamanlı yürütülen bu politikalarla Kürt hareketini bütünü ile sistem içi bir çizgiye getirmeye çalışıyorlar. Kürt halkının mevcut sistemle nasıl ve hangi koşullarda ve nasıl bir hukukla yaşayabileceğinin müzakere gücüne sahip olan Kürt Halk Önderi Öcalan'a bu düzeyde bir tecrit uygulanmasının sebebi de, işte bu planlarının Öcalan tarafından deşifre edilmesi kaygısıdır. Rusya'nın İmralı'ya gittiği gibi ABD'nin de bu son süreçte İmralı'ya gidip gitmediklerini bilmiyoruz. Ama gitmişlerse de, Öcalan tarafından reddedildikleri alınan bu son kararla netleşmiştir. O nedenle de bu karara sonuna kadar karşı durmak ve tepki göstermek, yüzyıllık bu dönemeçte oldukça hayatidir.
ABD'nin önünde duran ve PKK'yi tasfiye etmeye dönük bu projesine hiçbir Kürt kurumu ve şahsiyeti alet olmamalı, bu tarihi gaflete kapılmamalıdırlar.