
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Mark Toner, "Türkiye’ye de söyledik, Suriye görüşmelerinde PYD de masada olmalı" dedi.
ABD, Türkiye'nin aksi yöndeki tüm girişimlerine rağmen YPG’ye askeri desteğin süreceğini ve PYD’nin de Suriye müzakerelerinde masada olması gerektiğini vurguladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Mark Toner, Suriye görüşmelerinde gelinecek süreç içinde, Rojava’nın siyasi temsilcisi Demokratik Birlik Partisi PYD’nin de masada yer alması gerektiğini söyledi. Sözcü Yardımcısı Mark Toner, başkent Washington’da düzenlediği günlük basın toplantısında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Görüşmelere BM öncülük etmeli
Suriye’de barışın sağlanması sürecinde, Birleşmiş Milletler’in (BM) öncülük edeceği çözüm arayışlarının tek çözüm yolu olduğuna ilişkin ABD’nin görüşünün değişmediğini belirten Toner, barış görüşmelerinde kimlerin yer alacağının, barış görüşmelerine önderlik eden gruplara ve Suriye halkına bağlı olduğunu söyledi.
Kürtlerin sesi duyulmalı
Mark Toner, bir soruya verdiği yanıtta; Rojavalı Kürtleri temsil eden PYD’nin DAİŞ’e karşı en etkili mücadele eden grup olduğunu ve PYD’nin de, barış görüşmelerinin yapılacağı masada olması gerektiğini söyledi. Toner, "PYD savaşta varlığı olan bir grup. Suriye’deki çözüm arayışlarında da seslerinin duyulması gerekiyor. Bize göre, bir noktada bu sürecin bir parçası olmak zorundalar" diye konuştu.
Türkiye’ye de söyledik
Toner, ABD’nin süreç içerisinde PYD’nin de Suriye görüşmeleri masasında yer alması gerektiği görüşünü, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Suriye’nin Dostları Grubu’na bağlı ülkelere aktarıldığını da belirtti. Toner bir soru üzerine ise Suriye ve Rojava’daki operasyonlarda askeri destek verdikleri YPG’yi de "DAİŞ’e karşı önemli ve etkili bir güç" olarak nitelendirdi. Toner, ABD’nin doğrudan YPG’ye silah vermediğini de tekrar etti.
YPG’ye silah verilmesi masada
Türkiye’nin aksi yöndeki çabalarına rağmen PYD ve YPG’yi ’terörist örgüt’ olarak görmediklerini her fırsatta dile getiren ABD yönetimi, Kürt, Süryani, Türkmen ve Arap güçlerden oluşan Suriye Demokratik Güçleri’ne (QSD), DAİŞ’e karşı operasyonlarda hava desteği sağlıyor ve silah da veriyor. Alınan bilgiye göre Bab’ta sürdürdüğü ’Fırat Kalkanı’ harekatıyla Suriye’yi işgal eden ve asıl olarak Kürtleri hedefleyen TSK’ye operasyon desteğini kesen ABD yönetimi, YPG’ye doğrudan silah sevkıyatı yapmayı da planlıyor.
Obama yönetimi karar aşamasında
Washington Post gazetesi, Obama yönetiminin, DAİŞ’in ‘başkent’ ilan ettiği Rakka’ya ilerleyen QSD bünyesindeki YPG’ye doğrudan silah sevkıyatıyla ilgili kararını vermenin son aşamalarında olduğuna dikkat çekti.
Ankara’nın itirazları nedeniyle ABD’nin YPG’ye silah sevkiyatını Irak üzerinden dolaylı yaptığını ileri süren gazete "Kürtleri silahlandırmak, Obama yönetiminin son günlerinde almak zorunda olduğu az sayıdaki ulusal güvenlik kararından biri. Bu, Obama yönetiminin önemli addettiği ve Trump’ın değiştireceği ya da keseceğinden korktuğu operasyonlardan biri" diye yazdı.
Devre 8 gün kaldı
Gazetenin yorumu bu olsa da 8 gün sonra başkanlığı Barack Obama’dan devralacak Donal Trump seçim kampanyası sırasında övgüyle söz ettiği YPG’nin destekleyeceğini açıklamıştı.
Ankara ile Washington arasındaki gerilim sürüyor
ABD ile Türkiye arasında bir süredir YPG, Bab operasyonu ve Ankara’nın Moskova ile işbirliğini artırması nedeniyle gerginlik yaşanıyor. Bu gerginlik sahadaki askeri işbirliğini de yansıyor. Türkiye’nin ‘Fırat Kalkanı Harekatı’nın Bab ayağında ABD’nin yardım etmediğinden yakınıp Rusya’dan destek almaya başlaması üzerine Obama yönetimi TSK’ye operasyon, keşif ve istihbarat desteğini kesmişti.
Sebep: TSK’nin Bab’a inmesi
Washington Post, Ankara ile Washington arasında yaşanan sorunlara dair şu arka planı aktardı: "ABD’li yetkililere göre Washington, Türkiye’nin Suriye’de DAİŞ’e karşı operasyonunu memnuniyetle karşılasa da hızla Bab’a inmemesi uyarısı yaptı ve nitekim Türk güçleri kendilerini zor bir durumda buldu. ABD’nin operasyona katılmaya gönülsüzlüğü, Halep bölgesindeki Rus hava operasyonlarının yakınlığı kadar Türklerin asıl derdinin Kürt güçlerine yaklaşmak olduğu ve bunun çatışma çıkarıp Rakka’yı alma hedefini zora sokacağı endişesinden kaynaklandı.”
HABER MERKEZİ