
Kuzey-Doğu Suriye'ye dair uluslararası ve bölgesel güçlerin basın üzerinden kamuoyuna servis ettikleri muazzam bilgi kirliliği gerçekleri gizlemeye yetmiyor.
2001'de Afganistan'a ve 2003'te Irak'a müdahale ederek İran'ı kuşatmak isteyen ABD'nin, Suriye'den çekilme kararı ile ağırlığını İran'a vereceği görülüyor. TC ve Arap ülkelerini de bu plana dahil etmek için ABD Dışişleri Bakanı Pompeo bir hafta boyunca yoğun mesai yaptı.
ABD'nin geri çekilme kararı sonrası en çok tartışılan konu, Kürtlerin ne olacağı idi. Boşalan yerlere TC'nin yerleştirileceği Trump tarafından vaad edilmişti.
TC'nin Kürt düşmanlığının katliam derecesine varacağı sonucunu kestiren dünya kamuoyu ABD ihanetine sert tepki gösterdi. Sonuçta yıllardır ağır bedeller veren ve dünya için en büyük tehlike olan DAİŞ belasını özgürlük mücadelesi veren Kürtler bitirdi. Kobanê direnişi etrafında uluslararası direniş ve dayanışma gelişti. ABD'nin tepkiler karşısında birbiriyle çelişen tutarsız açıklamaları devam ediyor.
Bu durum kimi zayıf kesimlerde "ABD tutumunu gözden geçirip değiştiriyor" yanılgısı oluşturdu. Oysa ortada dolaştırılan bir harita var. Merkezinde Kuzey-Doğu Suriye'nin yer aldığı bu harita, aslında ABD ve Rusya'nın Suriye'nin parçalanması üzerinde anlaştığını gösteriyor. Harita üzerinde son rötuşlar için Suriye adına Rusya, TC adına da ABD kıyasıya pazarlık yapıyor.
ABD, TC'ye ne vaad etmiş? Merak edenler için: Minbic’den Sêmalka sınır kapısına kadar uzayan ve tüm Kürt kentlerini içine alan Kuzey ve Doğu Suriye toprakları ABD tarafından TC'ye verilmiş. Trump'ın 32 km.lik "Tampon bölge"si tam da Enerji Nakil Hattı: Musul-Kerkük petrol boru hatları TC'ye verilen "tampon bölge" üzerinden İskenderun ve Mersin limanlarına ve oradan Kıbrıs'a uzanıyor.
ABD'nin bu yeni "Cezayir Planı"ndan haberdar olmayan Kürtler varmış...
TC'nin resmi olarak girmeyeceği "tampon bölge"ye, SUK eski yöneticisi Ahmed Cerba etrafında QSD dışında bir Arap gücü ile kimi hain Kürt kesimlerinden müteşekkil yeni bir "güvenlik gücü" örgütlendirilecek. Bölgenin himayesini, jandarmalığını TC yapacak. Böylece dünya için en büyük tehdit olan DAİŞ faşizmini dize getiren YPG ve Kürdistan Özgürlük Hareketi tasfiye edilecek.
ABD Dêrazor, Reqa ve Tebqa'dan çıkmayacak, petrol ve doğal gaz gibi enerji kaynaklarını sağlama alacak. Ürdün sınırındaki Tınıf üssünden de çekilmeyecek. Böylece İsrail'in güvenliğini sağlamış, İran'ın Şii hilalini de kesmiş olacak.
Bu plan gereği ABD'nin TC'ye verdiği jandarma rolü, şimdi Rusya ile pazarlık konusu oluyor. Ağırlıklı olarak İdlib ve Dêrazor üzerine gelişen pazarlık gereği İdlib ve Efrîn Suriye rejimine verilecek. Rusya da "Tampon bölge" için TC'nin jandarmalık rolünü kabul edecek. TC'nin bir Moskova bir Washington kapılarını çalmasının altında bu plan yatıyor.
Bunun sahada pratik uygulaması elbette öyle kolay olmayacaktır. Bunun farkında olan TC ve bazı hain kesimler, bölge halklarını korkutma, tehdit ve şantajla göçertme, iradesini kırmayı amaçladı. Ancak amaçladıklarına ulaşamadılar. Kürtler ve bölge halkları direnişte karar kıldı.
Görülen o ki, Kürtler dışında, bölgede etkili olmak isteyen hiçbir gücün çözüm planı yok. Kürtlerin ileriki süreçte ya TC ile veya Suriye rejimi ile ciddi bir hesaplaşmaya gireceği aşikar.
TC'nin işgal tehditlerine karşı ABD, Kürtlere ve Kuzey Suriye halkına hiç bir güvence vermiyor.
Rusya ise, ABD'nin geri çekilme kararı ardından Kürtlerin elinin zayıfladığını düşünerek çabuk davranıp işi ucuzundan bağlama fırsatçılığına giriyor. Suriye rejimi ile diyalog içindeki Kuzey ve Doğu Suriye yönetimine "Dêrazor, Tebqa, Reqa ve Minbic'i rejime bırakın, Kürt dili ve kültürü neyinize yetmez" demeye getiriyor.
Bu durumda ABD çekileceğine ve Kuzey Suriye için hiçbir güvence vermediğine göre, rejim ve Kürtlerin süreci çok uzatmadan asgari müştereklerde uzlaşması her iki kesimin de yararına olacak. Böylece Fırat'ın batısındaki İdlib, Efrîn, Bab ve Cerablus'taki TC işgaline son verme kolaylaşır. ABD, rejimle Kürtlerin uzlaşmasını da engellemek için J. Jeffry'i halen bu sahada tutuyor, sahte umutlar yaratıp karşılığı olmayan vaatlerle oyalamak istiyor.
Sanılanın aksine, Kürtlerin eli oldukça güçlüdür. Petrol ve doğalgaz kaynakları, tarım arazileri, su ve elektrik kaynakları ellerinde. Bölgenin en disiplinli ve siyasi perspektife sahip tek askeri gücü-fedai gücü onlarda. En dinamik örgütlü toplumsal güce sahip. Elindeki coğrafya her açıdan bölgede stratejik önemde. Üstelik tüm etnik ve dinsel farklılıkları bir araya getiren Demokratik Ulus projesi gibi çok etkili bir silaha sahip. Dolayısıyla ABD'nin başka bölgelerde denediği ve başarısız olduğu toplum mühendisliği, Ortadoğu halklarının gerçeğine çarpıp kaybetmeye mahkumdur. Minbic ve Arêma'daki son hamle, Kürtlerin dengeleri sarsacak güç olduğunu gösteren somut örneklerdir.
Bu nedenle Kürtler öncülüğündeki Kuzey-Doğu Suriye yönetimi halkların öz gücüne dayalı ortak direnişini örgütleme dışında bir arayışa kesinlikle girmemelidir. ABD ve Rusya'yla ilişkilerini sürdürürken onlara umut bağlamamalı, bu güçlerin oyalama taktiklerine düşmemeli, Arap halkıyla birlikteliğini güçlendirmeli.
Bu halk DAİŞ ve arkasındaki AKP faşizmine karşı zafer kazandı. Bu nedenle halkın yiğit savaşçılarına uluslararası alanda muazzam bir sempati ve hayranlık gelişti. "Tüm dünya Kürtlere karşı" ezberi bozuldu. Diplomatik alanda Kürtler lehine oluşan bu muazzam kamuoyu desteği iyi değerlendirilebilir. Bu destek Bakurê Kurdistan ve Türkiye'deki cezaevlerinden her alana yayılan ve yakın zamanda görkemli bir direnişe evrileceği belli olan açlık grevleriyle buluşturulup faşizme karşı ortak demokrasi direnişine kanalize edilebilir. Direnişle bütünleştirilen kamuoyu desteği BM ve Koalisyon Güçleri üzerinde, hatta Arap Birliği üzerinde, TC işgaline ve Kürtlere yönelik katliam tehlikesine karşı bölgeye barış gücü konuşlandırılması ve bölgenin uçuşa yasak bölge ilan edilmesi için baskıya dönüştürülebilir.
Bu iki nokta, Batıda ve Arap dünyasında geliştirilecek tüm diplomatik görüşmelerin en somut talepleri haline getirilebilir.