
ABD’ye gelecek dört yıl boyunca yön verecek lider bu gece belli olacak. 2008’de ilk siyahi başkanını seçen ABD halkı, bu kez siyasi geçmişi olmayan milyarder bir işadamı ve ünlü televizyon simasi ile ABD tarihinin ilk kadın başkan adayı olan deneyimli bir siyasetçi arasında seçim yapacak. Demokrat Parti adayı Hillary Clinton ile rakibi Cumhuriyetçi Parti adayı Donald Trump seçmeni ikna etmek için ellerindeki tüm kozları oynadı.
Adaylar ne vaad ediyor?
Peki, anketlerde dört ya da beş puan önde olan Demokrat aday Hillary Clinton ile Cumhuriyetçi rakibi Donald Trump'ın dış politika yaklaşımları ne yönde? Hangisinin seçilmesi Türkiye ve Kürtler için ne anlama gelecek?
Türkiye politikaları
Seçim kampanyası sırasında, adaylar Türkiye’ye yönelik politikalarını ayrıntılarını özel olarak gündeme getirmedi. Ancak adayların 15 Temmuz askeri darbe girişiminden sonra yaptıkları açıklamalar bu konuda fikir verebilir. Zira iki aday da ‘derin endişe’ beyan eden açıklamalarda bulunsa da, insan hakları ve özgürlükler konusunda ayrıştıkları ortada. Trump ‘ABD’nin Erdoğan’a hukukun üstünlüğü konusunda ders verecek bir konumda olmadığını’ söylerken, Clinton temel insan hakları ve özgürlüklere saygı duyulması gerektiğini vurguluyordu.
Suriye politikaları
Genel olarak bakıldığında, Clinton’ın Suriye politikası Türkiye’nin yaklaşımlarına daha yakın görünüyor. Demokrat aday, Suriye’deki iç savaşa açıktan müdahil olabileceğini saklamıyor. Suriye’nin ve Rusya’nın savaş uçaklarıyla karşı karşıya kalma ihtimaline rağmen ‘uçuşa yasak bölge’yi destekliyor.
Trump ise ‘uçuşa yasak bölge’ye karşı. Cumhuriyetçi aday sığınmacı akınını engelleme amaçlı bir güvenli bölge kurulmasını desteklese de, bunu zengin Arap ülkelerinin finanse etmesi gerektiğini düşünüyor. Ancak Trump, mevcut Demokrat yönetimin dış politikasıyla uyumlu biçimde, DAİŞ’le mücadeleyi Beşar Esad’ı devirmekten daha öncelikli buluyor. Clinton’ın ise dışişleri bakanı olduğu dönemden bu yana Suriye konusunda Demokrat Başkan Barack Obama’nın çok taraflı ve dengeci dış politikasından rahatsızlık duyduğu biliniyor. Ancak Suriye’de yeni bir gerçeklik de var: Rusya’nın savaşa dahli. İki aday da Rusya’yla savaşmak istemiyor.
Kürtlerle ilişkiler
İki aday da DAİŞ’e karşı verdikleri mücadele ile Ortadoğu’da yükselen bir güç haline gelen Kürtlerle ortaklık içeren mevcut Amerikan politikasını sürdürmeyi planlıyor. Clinton’ın politikasıysa, Trump’ınkinden farklı olarak hem daha ayrıntılı, hem de doğrudan silahlandırma yönünde.
Trump’ın bu konudaki en dikkat çeken açıklaması "DAİŞ’e karşı savaşan Kürt güçlerinin hayranı olduğunu" söylemesiydi.Ancak aynı Trump, Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin hakkında ‘etrafa biraz gaz attığında insanların çıldırdığı’ yönündeki sözleriyle büyük tepki çekti. Saddam Hüseyin’in 1988’de yaklaşık 6 bin Kürdün ölümüne yol açtığı kimyasal saldırılardan en çok etkilenen yerlerden Halepçe’de, Valilik Trump’tan özür talep etti.
DAİŞ konusunda aynı görüşteler
İki aday da DAİŞ’i, yenilgiye uğratılması gereken küresel bir tehdit olarak görüyor. Clinton’ın söylemi, büyük ölçüde Obama yönetimininkiyle aynı çizgide. Daha sert ifadeler kullanan Trump ise mevcut yönetimi DAİŞ’e zaman kazandırmakla suçluyor. Adayların söylemleri farklı görünse de, politika önerileri çok benzer. İkisi de DAİŞ’e karşı Batı ve Arap devletlerinden oluşan bir koalisyon çerçevesinde, ABD’nin şu an yaptığı gibi savaşmayı öneriyor. İkisi de çete örgütle savaşmaları için Irak ve Suriye’ye Amerikan askerleri göndermeyi planlamıyor. Farklar ise şöyle: Trump, Clinton’a kıyasla, DAİŞ’e karşı Rusya’yla daha fazla ortak hareket etmeyi öneriyor. Ayrıca yakalanan DAİŞ’lilerin sert tekniklerle sorgulanmasını destekliyor.
İran’la ilişkiler
ABD’nin yeni başkanını İran’la yapılan nükleer anlaşmayı nasıl uygulayacağı konusunda zorlu bir görev bekliyor. Clinton nükleer anlaşmayı destekliyor, ki zaten anlaşma zemini kendisinin dışişleri bakanlığı döneminde hazırlanmıştı. Fakat Obama’dan daha sert bir söylem kullanıyor; ‘güvenme ve önce doğrula’ adını verdiği bir yaklaşımla İran’ı anlaşmayı ihlal etmesi halinde cezalandırmayı öneriyor. Clinton ayrıca, İran’ın bölgedeki ‘kötü davranışları’ diye nitelediği politikalarına karşı da daha geniş çaplı bir strateji planlıyor. Demokrat aday bu çerçevede, İsrail’e askeri yardımları sürdürmeyi ve ABD’nin Körfez’deki Arap müttefikleriyle güvenlik işbirliğini güçlendirmeyi öneriyor. Clinton, İran’ın insan hakları ihlalleri konusunda Obama yönetiminden daha sert bir politika izleyeceğinin de sinyalini verdi. Trump ise nükleer anlaşmadan neredeyse nefret ediyor: Öyle ki, anlaşma için "Tarihte bir ülke tarafından yapılmış en kötü anlaşmalardan biri" ifadesini kullandı. Tahran’ın anlaşmadan daha kazançlı çıktığını savunan Trump, yeni bir müzakere süreci başlatabileceğini öne sürse de bunu nasıl yapacağına dair ikna edici bir açıklama getirmiş değil. Cumhuriyetçi aday İran’ın bölgede hakimiyet kurma baskısına karşı koymayı da vaat ediyor ama politikalarının ayrıntıları bilinmiyor.
NATO müttefikliği
Trump, Türkiye’nin de üyesi olduğu NATO konusunda geleneksel Amerikan dış politikasından şaşırtıcı derecede sapan, radikal açıklamalar yaptı. NATO’yu ‘modası geçmiş’ bir ittifak olarak niteleyip, üyelerini Amerikan cömertliğinden yararlanan nankör müttefikler olarak resmetti.
ABD’nin Avrupa ve Asya’daki müttefiklerini, maddi bir karşılık almadan desteklemeyeceğini, Amerikan güçlerini geri çekebileceğini ima etti. Trump, Baltık ülkeleri gibi NATO üyelerinin, yükümlülüklerini yerine getirmezlerse Rusya’nın olası bir saldırısı halinde Amerikan yardımı beklememeleri gerektiğini de söyledi. Esasında bu eleştiriler ABD’den yılardır yükselen, hatta Obama’nın bile dile getirdiği tepkiler. Ancak Trump ilk kez, ABD’nin NATO’nun yanında olmayabileceği gibi bir söylem kullanmış oldu. Clinton ise NATO’yu ‘ABD’nin yaptığı en iyi yatırımlardan biri’ olarak görüyor.
Rusya ile ilişkiler
Adaylar, ABD-Rusya ilişkileri konusunda oldukça farklı düşünüyor. Dışişleri bakanlığında Moskova’yla daha fazla işbirliği öngören ‘ilişkileri sıfırlama’ politikasının mimarı olan Clinton, başkan adaylığı sürecinde daha sert bir yaklaşım benimsedi. Ortak çalışma alanları olduğunu söylese de Ukrayna ve Suriye gibi yerlerde Putin’i sınırlamak için ortaklarıyla birlikte çalışmayı vaat etti; NATO’yu güçlendirmekten, Avrupa devletleriyle yeni enerji işbirliği anlaşmaları yapmaktan ve yeni yaptırımlardan söz etti. Trump ise Rusya ile ilişkileri geliştirmekten yana.
Rusya’yla bir iş geçmişi olan Trump adaylığı döneminde Putin’i ABD Başkanı Barack Obama’dan “çok daha iyi bir lider” olarak tanımladı ve seçimi kazanırsa "Putin ile iyi ilişkiler kuracağını" belirtti. Ancak sözünü ettiği işbirliğinin DAİŞ’e karşı ortak bir savaştan başka neyi içerebileceği konusunda ayrıntı verebilmiş de değil. Trump rakibi Clinton’ın ‘uçuşa yasak bölge’ istemesini eleştirip Demokrat adayın Suriye ile ilgili planlarının Üçüncü Dünya Savaşı çıkartacağı da uyarısı yapmıştı.
HABER MERKEZİ