MERAL ÇİÇEK

Irak’taki Amerikan güçleri dört gün önce ülkedeki dördüncü üslerini boşalttılar. Kerkük, Kaim ve Musul’daki ABD askeri üslerinden sonra cumartesi günü Anbar vilayetinde bulunan Hebaniye Havva Üssü de Irak ordusuna devredildi. Üste görevli 500 Amerikan asker Ayn el Esad Üssü’ne çekildiler. Muhtemelen onların önemli bir kısmı, Başûr’da kurulacak yeni üslere konuşlandırılacaktır. Kerkük’teki K1 üssünden çekilen 300 Amerikan askerinin şimdiden Süleymaniye’ye kaydırıldığı yansımıştı. Bilindiği gibi ABD ordusu, halihazırda Kürdistan Bölgesi başkentinde bulunan üslerine ek olarak Hewlêr, Süleymaniye ve Halepçe’de birer yeni üs kuracak.

Böylece ilk kez YNK bölgesinde de üslenecek olan ABD ordusunun burada 2, 2 de KDP’nin denetimindeki bölgede toplam 4 üsse sahip olacaktır. Bunun ise Başûr’un iç dengelerine yansımasının bulunacağını öngörmek zor değil. Zira Hewlêr’deki mevcut üssü yanı sıra en az 3 Pêşmerge eğitim kampında da konuşlanmış olan ABD ordusu, ilişkilerini şimdiye kadar ağırlıkta KDP üzerinden yürütüyordu. Bazı temsilcileri ile irtibatı bulunsa da YNK ile resmi düzeyde ilişkileri bulunmuyordu. Bu durum şimdi değişecektir.

Bazı Başûrlu yorumcular, ABD ordusunun Irak’ın farklı bölgelerinden çektiği askerini Kürdistan’a konuşlandırmasını olumlu değerlendiriyor, bunun bölgedeki siyasi istikrara katkı sunacağını bekliyor. ABD’nin buradaki varlığını, ikili iktidar açısından bir denge unsuru olarak görüyorlar. Bu, Başûr’da yaygın olan bir bakış açısıdır. Bu bakış açısı aslında kendi öz gücüne güvenmeyip/dayanmayıp, kurtuluşu büyük dış güçlerin elinde arayan zihniyete aittir. Ve bu zihniyet son 100 yılda biz Kürtlere hep kaybettirdi.

Şimdi de ciddi risklerle karşı karşıyayız. Rojhilat sınırına yakın 2 yarı kalıcı üs kurmanın anlamı, İran ile çatışma sahasını Başûr’a kaydırmaktır. Başûr, son aylarda İran ile ABD arasındaki hegemonya savaşında denge siyasetini yürütmeyi esas aldı. Ancak bu siyasetini daha ne kadar yürütebilir? Ki yeni üslenmelerle denge siyasetini sürdürmek zor olacaktır…

Ancak bunun ötesinde de gözden kaçırılmaması gereken bir durum var.

Bundan birkaç gün önce, tam adı Washington Ortadoğu Politikaları Enstitüsü olan, İsrail lobisinin ABD’deki düşünce kuruluşu “Kürdistan’ın ekonomisinin kurtartılması ile ABD’nin çıkarları nasıl korunabilir” başlıklı bir analiz yayımladı. Kuruluşun Irak, İran ve Başûr uzmanı Michael Knights tarafından kaleme alınan siyasi analizde Başûr’un karşı karşıya olduğu ciddi ekonomik krize dikkat çekiliyor. 2014’te DAİŞ krizi ile birlikte varil fiyatı 100 dolardan 60 dolara düşen petrol, şu sıralar 26 dolar seviyesinde olup, daha da düşmesi beklenmektedir. Zira koronavirüsü nedeniyle duran trafik petrol talebini ciddi düzeyde azaltıyor.

Bundan ötürü hem petrol gelirlerinde büyük bir düşüş yaşanırken (2019 sonunda varili 64 dolardan satılıyordu), petrol işletme masraflarını karşılamak gittikçe güçleşiyor. Başûr normalde günlük olarak 320 bin varili yabancı petrol şirketleri ile ortak işletirken, 170 bin varili kendi başına işletip satıyor. Geçen yılın sonunda bu işletme masrafları, borç ödeme yükümlülükleri ile birlikte aylık 1.2 milyar dolar tutarındaydı. Ancak bağımsız petrol satışlarından aylık yaklaşık 700 milyon dolar, Bağdat’tan 328 milyon dolar ve petrol dışı gelirden 260 milyon dolar gelir ile bu masraflar karşılanabiliyordu. Şu anda ise bağımsız petrol satışlarından sağlanan gelir 700’den 270 milyon dolara, petrol dışı gelir ise 260’dan 50 milyon dolara düştü. Bu ise pêşmerge, güvenlik güçleri ve memurları maaşı bir kenara, uluslararası yatırımcılara aylık olarak yapılan ödemeleri (270 milyon dolar) de zorlaştırıyor.

Böyle bir dönemde Washington Ortadoğu Politikaları Enstitüsü ABD yönetimine Başûr’un ekonomisini kurtarma tavsiyesinde bulunuyor ve şu somut adımları öneriyor:

  • ABD, yeni hükümet oluşuncaya kadar Bağdat’ın Kürdistan Bölgesine aylık 328 milyon dolar ödemesini güvence altına almalı, yeni hükümet oluştuktan sonra ise bu ödemenin en az 700 milyon dolara çıkartılması için baskı kurmalı,
  • Kürdistan bölgesinin uluslararası yatırımcılara ödemelerini sürdürmesi güvence altına alınmalı, Hewlêr’in derhal yatırımcılarla görüşüp ödemelerin nasılına ilişkin anlaşmalar sağlamasını istemeli,
  • İthal edilen mazotun yerine doğal gazın geçirilmesi için Kürtlere destek sunulmalı,
  •  Kürt petrolü satın alınmalı,
  • Başûr güvenlik güçlerine sağlanan aylık 17 milyon dolar yardım ödenmeye devam etmeli ve eski seviyesine (23 milyon dolar) çıkarılmalı,
  • Başûr’un Lübnan bankasında bulunan petrol parası, ancak devletin el koyduğu 1 milyar doların ödenmesi için ABD’nin Hewlêr’e destek olması,
  • Kürdistan Bölge Başbakanı Mesrur Barzani’nin ekonomik reform planına destek sunulması için “Süleymaniye, Hewlêr ve Duhok’taki diğer Kürt aktörlere baskı uygulanması”

ABD’nin, krizle karşı karşıya olan Başûr’un ekonomisini kurtarma planı elbette ki iyi niyet veya hümanizme dayanmıyor. Ancak Kürdistan bölgesinin mevcut kırılgan durumu ABD açısından İran’a karşı taviz koparmak için büyük fırsatlar sunuyor. Bunun yarattığı riskleri belirtmeye gerek yok.

Bu arada Washington Enstitüsü’nün analizinde sözü edilen ekonomik reformlar, kemer sıkma politikalarıdır. Oysa yaşanmakta olan bu durum bize bir kez daha üretime dayalı yeni bir ekonomi geliştirmenin önem ve aciliyetini hatırlatıyor. Mevcut durumda Başûr’da çok da ekonomiden söz edemeyiz, ağırlıkta ticarete dayanan (ekonomi olmayan) bir ekonomi var. Gerekli olansa, gerçek ekonomiye geçiştir. Bu olmadan bağımsızlık hayallerin yerini hep bağımlılık ilişkileri alacaktır.