Hizbullah, yeniden Kürt Özgürlük Hareketinin üzerine sürülüyor.
"Hizbullah kendisini PKK'ya karşı koruyan dindar vatandaşlardır" diyen eski Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman’ın dahil olduğu organizasyon tarafından nasıl sürüldü ise şimdi de bütün yöneticilerini serbest bırakan AKP Hükümeti Hizbullah’ı Kürtlerin üzerine salıyor.
Şu sıralar Hüda-Par çatısı adı altında örgütlenen bu yapı, Kürtlerin Kobanê’de büyük bir direniş savaşı verdiği sırada 'cinayetlerle’ ortaya çıkması dikkat çekici.
Örgüt satırla doğrama, arkadan kurşunlama, domuz bağıyla boğarak katletme, canlı canlı toprağa gömme gibi yöntemler kullanıyor.
Cinayetlerin hepsini polisin yakın koruması altında yapıyor. Gerçekleştirdiği saldırıları resmi olarak üstlenmiyor. Sadece Kürtleri değil 5 çocuk babası Mikail Bayru’nun da aralarında olduğu en az 50 Süryani-Keldani’yi de öldüren Hizbullah, her zaman devletin Kürdistan’daki en önemli kozlarından biri oldu.
En son Adana’da Azadiya Welat Gazetesi’nin dağıtımcısı Kadir Bağdu ensesinden vurularak katledildi. Bağdu cinayetiyle Hizbullah, Kürt hareketine 'savaşa hazırım’ mesajı vermeye çalışıyor.
Örgüt sürekli bir gerilim politikası uyguluyor. Eğer gerilim hep canlı tutulursa ortam her türlü provokasyona açık olunur.
Bu yapı, 'Rehber Tv’ gibi yayın organlarında tahrik edici ve lümpen bir dil kullanarak, ’90’larda biz daha çok vurduk. Biz kazandık’ diyerek ucuz bir siyaset izliyor.
Örgütün kurucusu Abdulkadir Aksu mu?
Kürt Özgürlük Hareketi 15 Ağustos Atılımı ile geniş kitlelere yayıldığı sırada devlet koruculuğu geliştirdi. 90’lı yılların ortalarına kadar tüm Kürdistan’da koruculuk kökleştirildi. Koruculuk ile sonuç almayan devlet JİTEM’i devreye soktu. Ardından da Hizbullah kurumsallaştı.
Aslında Kürdistan’da resmi ideolojinin etkisinin kırılması ile birlikte 12 Eylül’den sonra devlet tarikatlar, dini akımları geliştirdi. Hizbullah bu sürecin bir ürünü.
Türk Gladiosu’nun bir parçası olarak örgütlendiği netlilk kazanan Hizbullah askerden çok polis ile içiçe geçen bir yapı.
Yine bu karanlık örgütün asıl kurucusu Arif Doğan ile Cem Ersever’den çok, Abdulkadir Aksu’dur. Hizbullah’ı polis içerisinde hem örgütledi hem de Gülen cemaati gibi tarikatlara polisin kapısını açtı. 90’lı yıllarda Hizbullah’ı polisleştiren Aksu’dur.
Suikastler, faili meçhul cinayetlerin işlendiği bütün dönemlerde hep devletin en üst mekanizmalarında yer alan Aksu, Hizbullah'ın Şura üyesi Hacı Bayancık ile yakın dost olduğu da bilinen bir gerçek. Örgütün adeta gizli lideri gibi çalıştı, koruyup, kolladı, bugünlere getirdi.
Hizbullah’ın liderleri Güney Kürdistan’da mı?
Bu arada edinilen bilgilere göre Kobanê’ye yönelik IŞİD saldırılarının sürdüğü ilk haftalarda Hizbullah’ın liderleri Güney Kürdistan’da dikkat çekici bir toplantı yaptılar. Toplantıya İran ve Türkiye’de bulunan örgütün bazı yöneticileri de katıldı. Toplantının yapıldığı yerin Güney Kürdistan olması önemli. Örgüt liderlerinin üstlendiği merkez İran’a olmasına rağmen bazı örgüt yöneticilerinin de Güney Kürdistan’da yaşadığı iddia ediliyor.
Kirli bir savaşın parçası olmak, Rojava’da Kürtlere saldıran El Nusra ile ilişkide olmak, IŞİD’i desteklemek, sokak ortasında masum insanları öldürmek elbete ki unutulacak bir durum değildir. Bu nedenle Hüda-Par-Hizbullah’ın Kürt halkına yönelik tutumunu netleştirmesi gerekiyor.