ORHAN KENDAL

İsveç yargısı geçtiğimiz günlerde Olof Palme cinayetinin bir İsveç vatandaşı tarafından işlendiğine karar vererek dosyayı kapatmış oldu. Bu karar beraberinde birçok tartışmayı da getirdi. Kürtler ve PKK haklı olarak bu cinayet nedeniyle en çok saldırıya uğrayanlar olarak bundan sorumlu olanların hesap vermesini ve özeleştiri yapmasını talep ettiler.

Denilebilir ki, Olof Palme cinayeti kapitalist modernitenin hegemonik sistemini anlamak açısından bir turnusol görevi görmektedir. Kapitalist hegemonik sistemin devletlerarası komplo ve oyunlarını bu cinayet çok iyi yansıtmaktadır.

Olof Palme Avrupa sosyal demokrasisinin seçkin ve tutarlı kişiliklerinden biridir. Ulusal kurtuluş hareketlerine ilgili olmuş ve ezilen halklara yakınlık göstermiş, demokratik bir çözüme kavuşması için çabaları olduğu bilinmektedir. Bu çerçevede Kürt halkına karşı da sempati duymuştur. Kürt halkının kendi kaderini tayin etme hakkından yana olmuş ve Kürt sorununun bu çerçevede çözümünü istemiştir. Bu anlamda Kürt halkının bir dostudur.

Bu duruşu ile Olof Palme kapitalist sistemin ideolojik ve politik karakterine tam olarak uymadığı, onunla örtüşmediği için hedef durumuna gelmiş ve bir biçimde etkisizleştirilmesi, tasfiye edilmesi gerekmiştir. Dünya hegemonik sistemi NATO gibi askeri güçleri, ortak polis teşkilatları ve karanlık gizli örgütlenmeleri ile her zaman devrededir. Olof Palme bu sistemin hedefine girdikten sonra ilgili bu güçler hemen harekete geçmiştir. Bu güçlerin başında da NATO Gladyosu gelmektedir. Bu kontra örgütlenmelerin o zamanlar Avrupa’sının birçok ülkesinde nasıl örgütlü olduğu daha sonra yapılan araştırmalar sonucunda bir bir ortaya çıkmıştır. Bu anlamda Palme cinayetinin birinci dereceden sorumlusunun NATO gladyosu olduğunu söylemek mümkündür. Palme cinayetinin içinde İsveç devletinde örgütlenmiş karanlık yapıların da rolü vardır. Ancak sadece bunların inisiyatifiyle gerçekleştiğini düşünmüyoruz.

Daha doğrusu bu yapılar da NATO Gladyosunun bir parçası durumundadır ve bunlar tarafından harekete geçirilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta, devletlerarası ve daha somut olarak dünya hegemonik sistemin NATO ve diğer güçleri tarafından bir komplonun planlanarak hayata geçirildiğidir. Bunun bir iddia değil, gerçek olduğu o dönemde yaşanan diğer tarihsel olaylarla örtüşmesinden anlamak mümkündür. 15 Ağustos 1984 tarihinde PKK öncülüğünde başlayan gerilla savaşı ve ulusal kurtuluş mücadelesi NATO üyesi olan sömürgeci Türk devletini çok zor duruma sokmuştur. Bunun üzerine Türkiye 1985 yılında NATO’dan 5. maddesini devreye koymasını talep eder.

5. madde saldırıya uğrayan bir üyesine NATO’nun her türlü desteği vermeyi öngörmektedir. Bu destek askeri alanla sınırlı değildir. Ekonomik, siyasi vb. her alanda bu ülkeyi desteklemeyi ve ayakta tutmayı kapsamaktadır. NATO bu desteği Türkiye’ye fazlasıyla vermiştir. Kürdistan’daki savaşta Türkiye’nin yanında tüm gücüyle yer almıştır.

Dikkat edilirse NATO’nun Türkiye için 5. maddeyi 1985 yılında devreye koymasından sonra PKK’ye karşı Avrupa’da peş peşe saldırı ve komplolar gerçekleşmiştir. 1986 başında Palme cinayeti ile PKK kriminalize edilirken, bu zemine de dayanarak 1987’de Almanya-Düsseldorf davası ile birçok PKK militan ve sempatizanı tutuklanarak yıllarca zindanda tutulmuştur. Bunların tesadüf olduğunu düşünmek safdillik olurdu. Tüm bunlar başını Almanya’nın çektiği NATO gladyosu tarafından planlanarak geliştirildiği açıktır.

Palme cinayeti kara propaganda ve psikolojik savaşla Kürtlere ve PKK’ye yıkılarak önce kamuoyu oluşturulmuştur. Bu algı operasyonundan sonra halkımıza ve özgürlük hareketimize yönelik birçok saldırı yapılmış, baskılar her düzeyde artırılmıştır. PKK’nin 1994 yılında Almanya ve Fransa tarafından yasaklanması ve bu yasağın AB ülkelerine yayılması ve sonrasında da “terör listesine” alınması adım adım bu şekilde hayata geçirilmiştir. Bir taşla birkaç kuş vurma misali bu komplo ile kapitalist hegemonik güçler hem Olof Palme gibi çizgilerinde olmayan birisinden kurtulmuş oldular hem de suçu PKK’ye yıkarak Avrupa’da gelişmesinin ve rahat hareket etmesinin önünü almış oldular. Bu alçakça komplo yıllarca halkımıza ve mücadelemize karşı kullanıldı. Bunun yarattığı zarar ve tahribatları telafi etmek mümkün değildir.

Ancak başta İsveç devletinin ve AB’nin Kürtlerden ve PKK’den özür dilemesi gerekmektedir. Avrupa halklarına bu komplonun iç yüzünü açıklamalı ve hesap vermesi gerekir. Kendi hukuku ve insan hakları normlarına saygısı gereği de olsa bunu yapmalıdır. Özür dilemek yetmez. Bu yalan kampanyası ve komplolara dayanarak geliştirdiği yasakları kaldırmalı ve PKK’yi ‘terör listesi’nden çıkarmalıdır. Daha önce Belçika yargısının PKK konusunda almış olduğu karar ve şimdi de Palme cinayeti nedeniyle İsveç yargısının ulaştığı sonuç bunu zorunlu kılmaktadır.

Geliştirdiği ‘terör listesi’ kriterlerine PKK’nin uymadığını en başta AB’nin kendisi bilmektedir. Ancak kuşatıldığı ve kendisinin de önemli bir parçası olduğu kapitalist hegemonik sisteminin ekonomik ve siyasi çıkarları gereği almış olduğu bu kararı sürdürmekte ısrar etmektedir. AB Kürt halkına karşı ikiyüzlü bir politika uygulamaktadır. Haksız olduğunu bildiği halde PKK’yi listeden çıkarmadığı gibi bunu aynı zamanda Türk devletine karşı da kullanmaktadır.

AB Türk devletinden daha fazla taviz koparmak için bu durumu kullanmaktadır. Bilinmelidir ki, sömürgeci Türk devleti ile çelişki ve çıkar çatışmaları daha üst bir seviyeye çıkmadan PKK’yi listeden çıkarmaya yanaşmayacaktır. Yani hak, hukuk, adalet, ahlak ve demokrasinin gereğini yapmaya yanaşmayacaktır. Kürt halk Önderi Rêber Apo yıllar önce bu yaklaşımı “tazıya tut, tavşana kaç” politikası olarak tanımladı. AB bu ikiyüzlü politikasıyla Avrupa halklarının tarihsel ve demokratik değerlerini, birikimlerini her seferinde ayaklar altına almakta ve ekonomik, politik çıkarlarını üstün tutmaktadır. Kısacası iktidar ve sermayenin buzdan çıkarları hakim gelmektedir.

Bu sorun sadece Kürtlerin değil, artık Avrupa halklarının da bir sorunudur. Avrupa toplumu ve demokratik kesimleri toplumsal değerlerine, hukuk ve demokratik birikimlerine sahip çıkarak kendi devletlerinden ve AB’den yaptıkları tarihsel suçların hesabını sormalı, PKK ve Kürt halkından özür dilemesini istemeli ve PKK’nin ‘terör listesi’nden çıkarılması için baskı uygulamalıdır.

Küresel düzeyde örgütlü kapitalist hegemonik sistemin komplo ve oyunları ancak halkların ve sistem karşıtı güçlerin ittifak ve ortak örgütlülüğü ile bu şekilde boşa çıkarılabilir ve özlemini duyduğumuz “başka bir dünya” inşa edilebilir.