Anketlere göre 23-26 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde aşırı sağ partiler oyların yaklaşık yüzde 23’ünü alarak parlementonun dörte birini oluşturacak güce kavuşmaları bekleniyor. Koalisyon kurmaları durumunda parlamentonun ikinci büyük grubu olacak aşırı sağcıların hedefi AB Komisyonuna karşı taraf oluşturmak.
FEHMİ KATAR / BERLİN
Brexit, Avrupa Birliği karşıtı aşırı sağcıların yükselişi ile Avrupa Parlemento seçimlerinin hiç olmadığı kadar gündemleşmesini sağladı. 27 üye devlette 400 milyondan fazla kişinin oy kullanacağı seçimi, göçmen karşıtı ırkçı partiler Avrupa karşıtı referanduma dönüştürmeye çalışıyor.
9. kez yapılan Avrupa Parlemento seçimlerinin son 20 yıllın en yüksek katılımlı seçimi olması bekleniyor. Almanya’da yapılan anketlere göre seçmenlerin yüzde 56 seçime oldukça ilgili olduğunu beyan etti, bu rakam 2014’te yüzde 34’e tekabül ediyordu. Bu seçime ilginin bu kadar yüksek olmasının en başat sebebi, aşırı sağcıların bu seçimdeki aktif seçim propagandası yapması ve onların yüksek bir miktarda oy almasını engellemek için AB yanlılarının yaptığı seçim çalışmaları ve internete gezinirken hemen her yerde karşınıza çıkardıkları seçime katılım reklamları.
1979’dan beri her beş yılda bir Avrupa Parlementosu üyeleri ve başkanını seçen AB üyesi ülkeleri vatandaşları, AB tarihinin en önemli seçimlerden birini yapacak. Aşırı sağcıların AB karşıtı referanduma dönüştürmeye çalıştığı seçimlerin sonuçları AB’nin geleceğini önemli ölçüde etkileyeceğe benziyor.
Parlementonun dörte biri aşırı sağcı olacak
Popülist sağcı partiler yıllardan beri Avrupa’da yükselişlerini kutluyorlar. Hali hazırda birçok ülkede hükümeti yöneten aşırı sağcılar yapılan anketlere göre 23-26 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde toplam oyların yaklaşık yüzde 23’ünü alarak parlementonun dörte birini oluşturacak güce kavuşacaklar. Koalisyon kurmaları durumunda parlamentonun ikinci büyük grubu olacak aşırı sağcıların hedefi AB Komisyonuna karşı bir taraf oluşturmak. Başını İtalyan içişleri bakanı ve Lega başkanı Matteo Salvini ve Fransa’nın aşırı sağcı partisi Rassemblement National’ın başkanı Marine Le Pen’in çektiği ‘’Avrupalı Halklar ve Uluslar İttifakı Birliği“ne Hollandalı ırkçı Geert Wilders partisi, Özgürlük Partisi, Alman ırkçı partisi AfD, Belçika’dan Vlaams Blang, Danimarka’dan Halk Partisi, Finlandiya’dan Parti, Estonya’dan Halk Partisi, Çekya’dan SPD, Slovakya’dan Sme Rodina ve Burgaristan’dan Volya, Avusturya’dan FPÖ partilerinin katılımı bekleniyor. Ayrıca AB karşıtı söylemerinden dolayı parlementonun en büyük grubu olan EVP’den üyeliği askıya alınan, Macaristan’ın aşırı sağcı başbakanı Viktor Orban’ın partisi Fidesz’in de bu koalisyona katılması bekleniyor.
Aşırı sağcıların ajandaları birbiriyle çelişiyor
Aşırı sağcıların bütün propagandalarına rağmen birlikte hareket etmeleri oldukça zor görünüyor. İslam ve mülteci karşıtı söylemleri ile nerdeyse aynı dili tutturan aşırı sağcı partiler konu paraya ve ulusal ajandalarına gelince birbiriyle çatışıyorlar. Mesela hükümetleri katı AB göçmen politikası karşıtı olan Polonya ve Macaristan 2017 yılında AB’den aldıkları para miktarı AB’den aldıkları paradan 12 milyar Euro daha fazla. AB üyesi 28 ülkeden 17 ülkesi de aynı şekilde AB’ye aktardıkları paradan daha fazla para alıyorlar. Avusturya ve Almanya gibi zengin ülkelerin sağcıları, AB’nin üye ülkelerinin ekonomileri arasındaki makası kapatmak için yaptığı desteğin kesilmesini istiyor. Desteği alan ülkelerin sağcı partileri zengin ülkelerin bu taleplerinin en çok çeliştiği noktalar oluyor. ‘’Milletlerin Avrupası“ sloganı ile koalisyon kurmaya çalışan aşırı sağcılar, uzun zamandır Fransa ve Almanya tarafından önerilen ortak AB ordusu konusunda da farklı politikalara sahipler. Alman ırkçı partisi AfD buna kesinkes karşı çıkarken Polonya ve Macaristan’daki hükümetler ortak ordu fikrini destekliyorlar.
Zira farklı ulusal talepleri olan AB üyesi ülkelerdeki aşırı sağcılar, en çok hemfikir olabilecekleri göçmen karşıtlığında bile çatışabiliyorlar. Alman AfD’si sadece sınırlı sayıda nitelikli göçmene izin verilmesini isterken, Polonya’da hükümette olan aşırı sağcılar ülkede artan çalışan ihtiyacı yüzünden sadece 2016 yılında çoğu Ukranya’dan yarım milyon kişiye oturum izni verdi. Aşırı sağcıların ortak davrandığı tek konu ise mülteci konusu. Bütün partiler AB’nin mülteci politikasına karşı olup, ülkelerin mülteci politikalarını kendilerinin belirlemesini talep ediyorlar.
Brexit aşırı sağcılara yaramadı
Avrupa Parlementosu seçimlerinin diğer önemli gündem maddesi ise Brexit. 2016 yılında yaptığı referandumda seçmenlerin yüzde 52’sinin oyu ile 40 yılık AB üyeliğini sonlandırmaya karar veren İngiltere politik kriz yaşıyor. Mart ayının sonunda üyeliği sonlandırması gereken İngiltere, meclis kararı ile AB’den çıkışını Ekim ayına erteledi. AB üyeliğini sonlandırmaya karar vermesine rağmen halen üye statüsüne sahip olduğu için birliğin parlamento seçimlerine katılacak olan İngiltere’de anketler Ocak ayında kurulan AB karşıtı Brexit Partisini yüzde 34 ile önde gösteriyor. Ne var ki İngiltere’yi politik bir krize sürükleyen Brexit, AB karşıtı diğer ülkelerin sağcı partilerin önünü kesmiş durumda. Fransız popülist sağçı Le Pen de olmak üzere birçok AB karşıtı politikacı kendilerine oy kaybettiren katı AB karşıtı söylemlerini değiştirmek zorunda kaldılar.
AB karşıtı aşırı sağcılara diğer bir darbe de, Avusturya’nın başbakan yardımcısı ve aşırı sağcı FPÖ başbakanı zengin bir Rus iş adamına seçim kampanyasına yardım karşılığında ihale sözü verirken konuşması ile ilgili video görüntülerinin ortaya çıkması oldu. 2017’de Portekiz’in İbiza adasındaki pazarlığın görüntüleri Avusturya’daki koalisyon hükümetinin dağılmasına ve seçimlere gidilmesine neden olurken, Avrupa Parlemento seçimlerinde aşırı sağın yoluna da büyük bir taş koymuş oldu.
En büyük grubu ‘umutsuzlar’
Irkçı partilerin popülist söylemlerle Avrupa Parlementosu için yapılan seçim gündemini kendi ajandaları, Avrupa yanlıları ve ulusalcılar diye kamplaşmaya domine etmeye çalışırken, Avrupalı halklar ise farklı düşünüyor. Avrupa komisyonunun uluslararası ilişkilerini araştıran düşünce kuruluşu YouGov Enstitüsü’nün yaptığı çalışmaya göre Avrupa’nın katı olarak AB yanlıları ve ulusalcılar gibi iki kampa bölünmediği, bunun da ötesinde dört farklı görüşün öne çıktığını belirtti.
- İlk ve güçlü grubu ‘’Dünyanın sonunun geleceğinden korkanlar“ ve ‘’Ayın sonunun geleceğinden korkanların“ kombinasyonundan oluşan ‘’Umutsuzlar“ oluşturuyor. Bu grup birçok ülkede çoğunluğu oluşturuyor ama aynı zamanda seçimlere en ilgisiz grubu oluyor.
- İkinci sırada ise ‘’Durum düşündüğünden daha iyiciler“ var. Bu gruptakiler hem AB’nin hem de ulusal ülkelerin temel olarak iyi işlev gördüklerini ve görevlerini yerine getirdiklerine inanıyor.
- Üçüncü sırada ise Brüksel taraftarları var. Bu gruptakiler AB’nin oldukça işlevli olduğunu ve başarılı olduğunu ama kendi ülkelerinin hükümetlerinin işlevsiz ve işe yaramaz olduğuna inanıyor.
- Dördüncü ve son grup ise asıl problemin AB olduğuna ve çözümünde ulusal ülkeler olduğuna inanıyor.
Aşırı sağcıların yolsuzlukları
Bu araştırma gibi yapılan diğer araştırmalarda aşırı sağcıların oluşturduğu göçmen karşıtı gündemin suni olduğuna ve Avrupa halklarının özelikle de Doğu Avrupa’nın gündeminde kendi başlarındaki sağcı hükümetlerin yaptığı yolsuzluklar ve yolsuzluktan ve yoksulluktan batıya göçen genç nüfus var. Sadece Romanya’da 2007’deki üyelikten beri 3-4 milyon vatandaşı batı Avrupa’ya göç etti, aynı şekilde Macaristan’da da aşırı sağcı Orban hükümetinden beri hiç olmadığı kadar genç, eğitimli Macar batı Avrupa’ya göç etti. Hakeza genç nüfusu azalan Polonya’da 2030 yılına kadar 4 milyon göçmen çalışan getirtmek zorunda kalacak. Bütün hengamelerine rağmen aşırı sağcıların aldığı oylar aslında sadece seçime katılmayanların yarısı bile değil. Bundan ötürü AB’nın aşırı sağcıların popülist söylemlerine teslim etmek istemeyen diğer partilerin seçim propagandası, seçim gitmeyenleri hedefliyor.
Son günlerde Almanya’da radyo, televizyon ve sosyal medyada seçime katılım çağrısı yapan onlarca reklam yapıldı. Geçtiğimiz pazar günü ‘’Milliyetçiliğe karşı, Herkes için bir Avrupa“ şiarıyla onbinlerce kişi sokağa çıktı. Öyle görünüyor ki, aşırı sağcıların yerli yersiz bağırışları seçime ilgisiz demokrat seçmenleri de harekete geçirdi ve sağcılar bu sefer kendi ayağına sıkmış oldu.
Macron Merkel’e karşı!
Seçimlerde tek yarış sağcı partiler ve onların karşıtları arasında değil tabi. AB’ye öncülük eden iki ülke olan Almanya ve Fransa arasında rekabet hiç olmadığı kadar kızışmış durumda. Almanya’nın AB’deki nüfusunu artık katlanamayan Fransa’nın liberal başbakanı Macron, kurduğu liberal kanatla başarılı bir sonuç alması durumunda Almanya’nın öncülük ettiği Konservatif EVP’nin liderliğini sonlandırabilir. Şu anda 216 sandalyeye sahip olan EVP’nin bu seçimde sahip olduğu sandalyelerin dörtte birini kaybetmesi bekleniyor.
Juncker’ın varisi Weber mi olacak?
Çok sevilmeyen Alman AP başkan adayı Manfred Weber ile yarışan EVP yapılan anketlere göre Brexit’in ertelenmesinden dolayı seçime İngiltere’nin katılmasıyla 166 civarı sandalye ile burun farkı ile birinci parti olacak. Ama 46 yaşındaki CSU’lu Weber’in AP başkanı olması için rakipleri Sosyal demokratlar ve liberaller dışındaki küçük partilerin desteğine ihtiyaç duyacak.
Son yıllarda bir çok ülkede hezimet yaşan sosyal demokratların dramatik kaybının üzerini ertelenen Brexit örtüyor. Zira AP’deki sosyal demokratların üyesi İngiltere İşçi Partisi aldığı yüksek oyla, sosyal demokratların içindeki en güçlü parti, sosyal demokratlar ile sağcı EVP arasındaki farkın açılmasını önlüyor. Şu anda parlamentoda 187 sandalyeye sahip olan sosyal demokrat S&D yapılan anketlere göre 155 sandalye alarak muhafazakar EVP ile sadece 11 sandalye farkı olacak. Bu durumda Hollandalı 56 yaşındaki başkan adayı Frans Timmermans başkanlık şansı hiç de az değil. Beş dil konuşan, hükümet tecrübesi, Hollanda Dışişleri Bakanlığı yanı sıra 2014’ten beri Avrupa parlementosu başkan yardımcısı görevini sürdüren Timmermans en uygun başkan adayı olarak görülüyor.
Sürpriz başkan liberal Vestager mi olacak?
Sosyal demokratların ve muhafazakarların düşüşe gireceği bu seçimin yükseleni ise liberaller. Hali hazırda 69 sandalyesi olan liberal ALDE’ye, seçimlerde 20 sandalye kazanması beklenen Fransa’nın başbakanı Emmanuel Macron’un partisi LREM de katılacak ve bununla beraber bu seçimde 102 sandalye alması bekleniyor. Liberallerin parlamentodaki çoğunluk değil ama başkanlık için az da olsa şansı bulunuyor. Liberallerin daha önce ticaret ve içişleri bakanlığı yapmış olan 51 yaşındaki kadın adayı Danimarkalı Margrethe Vestager AB rekabet komiseri olarak ABD’li dev şirketler Facebook, Apple, Google ve Amazon’a karşı verdiği mücadele ile biliniyor. Vestager sosyal demokrat ve muhafazakar adayların çoğunluk desteğini bulamaması durumunda Avrupa Parlementosu’nun yeni başkanı olabilir.
Sol’da yaprak kıpırdamıyor
Sağ ve orta cenahta büyük hareketlilik yaşanırken solda her şey eskisi gibi. Hem sol fraksiyon GUE/NGL hem de yerelci yeşil parti G/EFA’nın sandalye sayısında nerdeyse değişiklik yok. Şu anda 52 sandalyesi bulunan Sol fraksiyonun sandalye sayısında değişiklik olması beklenmiyor. Tek fark olarak Sol İtalya hiç bir aday göstermezken Fransa’da daha fazla üye çıkarıyor.
Şu anda 52 sandalyeye sahip olan diğer bir fraksiyon olan Yeşillerin ise bu seçimde sandalye sayısını 60’a çıkarması bekleniyor. Yeşiller fraksiyonu FEA’ya ayrıca şu anda liberal fraksiyon içinde olan ama İspanyol merkez partisi Ciudadanos baskın olmasından dolayı Bask partisi PNV ve hiçbir fraksiyonda olmayan Katalan Partisi PDeCAT da buraya dahil olabilir.
Sonuç olarak 23-26 Mayıs tarihlerinde yapılacak Avrupa Parlemento seçimleri popülist sağcı partiler ve AB karşıtlarına artan rağbetten dolayı AB’nin kader seçimleri olarak bakılıyor. Bundan dolayı da şimdiye kadar ‘’Deden mi var, onu Avrupa Parlementosuna gönder“ esprisi ile işlevsizliğine vurgu yapılan Avrupa Parlementosuna hiç olmadığı kadar ilgi var. Aşırı sağcılarca bolca işlenen AB yanlıları ve ulusalcılar kamplaşmasının halkta gerçek bir karşılığı yok. Halkın gündeminde daha çok aşırı sağcıların yolsuzlukları ve kötü ülke yönetimleri var. Muhafazakarlar ve Sosyal Demokratlar Parlementonun yine ezici çoğunluğunu oluşturuyor ama parlamento başkanı bu sefer en güçlü fraksiyon adayı olabilir.