Son günlerde “acayiplikler” adeta üst üste yığışmaya başladı. Önce Washington’daki “Büyük Beyaz Şef”in icraatları. Başkan Trump çoğunuzun bildiği üzere cinsel saldırı ile suçlanan birini Anayasa Mahkemesi yargıcı olarak aday göstermişti.
Bütün aleyhte ifşaatlara rağmen Brett Kavanaugh’nun ataması,100 üyeli Senato’nun 50 üyesinin oy çoğunluğuyla onaylandı. Böylelikle “demokrasinin beşiği”nde siyasal çıkar uğruna kadın-erkek eşitliği, insan hakları gibi çoğu için zaten bir tekerlemeden ibaret olan değerleri bir anda en azından 50 senatör rahatlıkla unutabileceklerini gösterdi. Bu gelişmenin ABD için basit bir eşik olmadığı, Trump’ın Amerikan toplumuna uzun vadeli kutuplaşmaları hediye ettiği şimdiden söylenebilir.
Daha güneye uzanırsak bu hafta sonu Brezilya’da genel seçimler yapıldı. Ön plana çıkan şey kimin devlet başkanı olacağı sorunuydu. Buna henüz seçmenler yeterince net bir yanıt vermedi. Faşist aday Bolsonaro yüzde 46, sosyal demokrat Haddad yüzde 29 oranında oy aldı, ikinci raund ay sonunda. Bolsonaro ırkçı, homofobik ve cinsiyet ayrımcı biri, bunu saklamıyor. Bu yüzden özellikle milyonlarca kadın ona karşı hem Brezilya’da hem de birçok Latin ülkesinde “O olmaz” diye sokağa çıktı.
Bolsonaro geçen yıl 62 bin kişinin silahlı saldırılar sonucu hayatını kaybettiği ülkede “güvenlik” diye daha çok ölüm vaat eden ve 1964-1985 yılları arasında hüküm süren diktatörlüğü savunan eski bir asker. Sosyal demokratların yolsuzlukları karşısında bağıran uluslararası medya nedense bu Trump sevicinin daha çok kan talebiyle ilgili (tıpkı Arjantin’de hüküm süren Macri zulmü karşısındaki gibi) sessiz.
Bu Pazar Bosna’daki seçimlerde ise “Sırplar Bosna Hersek’ten ayrılsın” diyen milliyetçi bir lider Hırvatlar ve Boşnaklar’ın da ortak olduğu Başkanlık Konseyi’ne seçildi. Daha da garibi seçilen Hırvat ve Boşnak temsilciler de milliyetçi. Bu milliyetçilerin kimisi Rusya, kimisi Almanya bir diğeri de TC yanlısı.
Sonra Uluslararası Polis Teşkilatı’nın-Interpol (Yani uluslararası suçla mücadele kurumunun ve BM’den sonra dünyadaki ikinci büyük organizasyonun) Çinli başkanı Meng Hongwei bir haftadan uzun bir süre sırra kadem bastı. Belki de onun başına ne geldiğini merak edecek ve Fransa’da polise başvuracak bir eşi olmasa Çin’de gözaltına alındığını, akıbetini öğrenemeyecektik. Sonra AKP ile iltisaklı olduğu anlaşılan Cemal Kaşıkçı’nın Suudi yetkililerce “kaybedilmesi” olayı. Buna ilaveten komşu Bulgaristan’da da ölüm yine bir gazeteciyi buldu. Viktoria Marinova, yolsuzlukları araştırıyordu. Yolsuzluk araştırması bağlantılı AB’de son bir yılda işlenen üçüncü gazeteci cinayeti bu. Dikkatinizi çekerim, Meksika’da değil, AB’de.
Sonra büyük güçler arasındaki tepişme ayyuka çıktı. Karşılıklı suçlamaların tonu yüksek: Siber casusluk yaptın! Yok yapmadım asıl sen bizim S-300’lerin bilgisini çaldın, silahlanma anlaşmalarını ihlal ediyorsun, şunu zehirledin, seçimlere müdahale ettin, ticari çıkarlarımıza zarar veriyorsunuz, insan haklarını ihlal ediyorsunuz…
Başlıkta her ne kadar olanlara acayiplik dedimse de gerçekte öyle değil. Hepsi zamanın ruhuna uygun ve iç tutarlılığa sahip. Belki de haber olmayan böyle onlarca olay daha mevcut. Elbette bu türden vakalar daha önce de oluyordu, şimdinin farkı yoğunlaşmış olması. Postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşında birçok ana karakter ve ikincil, üçüncül figürün varlığı bu karmaşıklığa el veriyor.
Aynı zamanda yakın geçmişten görece farklı olarak “büyük güçler” daha fazla doğrudan karşı karşıya gelmeye başladılar. Bütün işaretler mevcut eşitsizlikler ve özgürlükten uzak hali besleyen “acayiplikler”in daha da yoğunlaşacağı yönünde. Acayiplikler
Son günlerde “acayiplikler” adeta üst üste yığışmaya başladı. Önce Washington’daki “Büyük Beyaz Şef”in icraatları. Başkan Trump çoğunuzun bildiği üzere cinsel saldırı ile suçlanan birini Anayasa Mahkemesi yargıcı olarak aday göstermişti.
Bütün aleyhte ifşaatlara rağmen Brett Kavanaugh’nun ataması,100 üyeli Senato’nun 50 üyesinin oy çoğunluğuyla onaylandı. Böylelikle “demokrasinin beşiği”nde siyasal çıkar uğruna kadın-erkek eşitliği, insan hakları gibi çoğu için zaten bir tekerlemeden ibaret olan değerleri bir anda en azından 50 senatör rahatlıkla unutabileceklerini gösterdi. Bu gelişmenin ABD için basit bir eşik olmadığı, Trump’ın Amerikan toplumuna uzun vadeli kutuplaşmaları hediye ettiği şimdiden söylenebilir.
Daha güneye uzanırsak bu hafta sonu Brezilya’da genel seçimler yapıldı. Ön plana çıkan şey kimin devlet başkanı olacağı sorunuydu. Buna henüz seçmenler yeterince net bir yanıt vermedi. Faşist aday Bolsonaro yüzde 46, sosyal demokrat Haddad yüzde 29 oranında oy aldı, ikinci raund ay sonunda. Bolsonaro ırkçı, homofobik ve cinsiyet ayrımcı biri, bunu saklamıyor. Bu yüzden özellikle milyonlarca kadın ona karşı hem Brezilya’da hem de birçok Latin ülkesinde “O olmaz” diye sokağa çıktı.
Bolsonaro geçen yıl 62 bin kişinin silahlı saldırılar sonucu hayatını kaybettiği ülkede “güvenlik” diye daha çok ölüm vaat eden ve 1964-1985 yılları arasında hüküm süren diktatörlüğü savunan eski bir asker. Sosyal demokratların yolsuzlukları karşısında bağıran uluslararası medya nedense bu Trump sevicinin daha çok kan talebiyle ilgili (tıpkı Arjantin’de hüküm süren Macri zulmü karşısındaki gibi) sessiz.
Bu Pazar Bosna’daki seçimlerde ise “Sırplar Bosna Hersek’ten ayrılsın” diyen milliyetçi bir lider Hırvatlar ve Boşnaklar’ın da ortak olduğu Başkanlık Konseyi’ne seçildi. Daha da garibi seçilen Hırvat ve Boşnak temsilciler de milliyetçi. Bu milliyetçilerin kimisi Rusya, kimisi Almanya bir diğeri de TC yanlısı.
Sonra Uluslararası Polis Teşkilatı’nın-Interpol (Yani uluslararası suçla mücadele kurumunun ve BM’den sonra dünyadaki ikinci büyük organizasyonun) Çinli başkanı Meng Hongwei bir haftadan uzun bir süre sırra kadem bastı. Belki de onun başına ne geldiğini merak edecek ve Fransa’da polise başvuracak bir eşi olmasa Çin’de gözaltına alındığını, akıbetini öğrenemeyecektik. Sonra AKP ile iltisaklı olduğu anlaşılan Cemal Kaşıkçı’nın Suudi yetkililerce “kaybedilmesi” olayı. Buna ilaveten komşu Bulgaristan’da da ölüm yine bir gazeteciyi buldu. Viktoria Marinova, yolsuzlukları araştırıyordu. Yolsuzluk araştırması bağlantılı AB’de son bir yılda işlenen üçüncü gazeteci cinayeti bu. Dikkatinizi çekerim, Meksika’da değil, AB’de.
Sonra büyük güçler arasındaki tepişme ayyuka çıktı. Karşılıklı suçlamaların tonu yüksek: Siber casusluk yaptın! Yok yapmadım asıl sen bizim S-300’lerin bilgisini çaldın, silahlanma anlaşmalarını ihlal ediyorsun, şunu zehirledin, seçimlere müdahale ettin, ticari çıkarlarımıza zarar veriyorsunuz, insan haklarını ihlal ediyorsunuz…
Başlıkta her ne kadar olanlara acayiplik dedimse de gerçekte öyle değil. Hepsi zamanın ruhuna uygun ve iç tutarlılığa sahip. Belki de haber olmayan böyle onlarca olay daha mevcut. Elbette bu türden vakalar daha önce de oluyordu, şimdinin farkı yoğunlaşmış olması. Postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşında birçok ana karakter ve ikincil, üçüncül figürün varlığı bu karmaşıklığa el veriyor.
Aynı zamanda yakın geçmişten görece farklı olarak “büyük güçler” daha fazla doğrudan karşı karşıya gelmeye başladılar. Bütün işaretler mevcut eşitsizlikler ve özgürlükten uzak hali besleyen “acayiplikler”in daha da yoğunlaşacağı yönünde.