Yine ortalık toz duman içinde, onlarca gün Hakkari, Şemdinli, Yüksekova ve çevresinde çatışmalar sürüyor. Kürt sorununun çözümünde yine başa döndük ve yine askeri çözüm dayatılıyor asker ve gerilla cenazeleri ülkenin her yanında yürek yakıyor. Antep bombalanıyor, hemen arkasından Kürt siyasetçilere, Kürt halkına "terör" damgası vurularak, lanetleme mitingleri yaygınlaştırılıyor, BDP binaları ateşe veriliyor.
Barışa ve barışçı çözüm üretmeye çalışanların her sesi kısılıyor, potansiyel suçlu, PKK'ye yardım ve yatakçı muamelesi yapılıyor. Bu duygu ve düşünce, iktidar sahiplerinin "KCK operasyonları", onlarca Kürt siyasetçiyi içeriye atmanın ne kadar isabetli olduğu algısını pekiştiriyor. Psikolojik savaş, nefret dalgasını genişletiyor, fırsatçılık, İdris Naim Şahin gibilerin iştahını kabartarak üstümüze iğrenç bir biçimde yalan kusarak yapılanları meşrulaştırıyor, "tepkiye evet öfkeye evet" diyor.
Bu yalanlar, Kürt siyasetini etkin olduğu alanlardan uzaklaştırmak, etkisiz hale getirerek, ezmek için üretiliyor. Her türden baskıyı, zulmü meşrulaştırmanın aracı olarak kullanılıyor. Sonra da bütün bu zulmü, zorbalığı yapanlar kendileri değilmiş gibi davranıyorlar. Tek tip siyaset yapıyorlar, herkesi, her şeyi tekleştiriyorlar. Demokrasiyi sadece kendileri için istiyorlar, siyaset yapmak sadece onlara özgü bir şeymiş gibi algılıyorlar. Tek tip örgütlenmek ve siyaset yapmanın faturasının ağır olacağı biline biline ülkenin kaderi haline getiriyorlar. Ülke bu tür siyasetin bedelini geçmişte ödedi şimdi de aynı nedenden dolayı ödemeye devam ediyor.
Geçmişte Çiller hükümeti, şimdi AKP Hükümeti toplumu tekleştiriyor ve bunu yaparken kirli savaşın tüm korkunç ve iğrenç araçlarını kullanıyor. İnsani olan her şeyden uzaklaşıyor, delilik sınırına ulaşıyorlar, adını da "Vatanseverlik" olarak tanımlıyor insanı unutuyorlar. Bilerek ve isteyerek köylüleri bombalıyor, parçalanmış cesetleri katırlara yüklüyorlar, "öldürülmeselerdi kaçakçı olacaktı" diyebiliyorlar. Genelkurmay’ı kutluyorlar. Güzel gözlü çocukları bombalıyorlar, can çekiştiklerini görmezden gelerek "gazlarımız organikti" diyebiliyorlar.
Dahası var tecavüzcüler, işkencecileri ödüllendiriyorlar, bu eyleme karşı duranlara "Biz bazı medya grupları bunları yazacak diye polisimizi, terörle mücadele etmiş bir arkadaşımızı onlara yedirtmeyiz" diyerek işkenceci alçaklara arka çıkıyorlar. Gazetecileri işten atıp, tecavüzcüleri koruyorlar, komşu ülkelere tehdit savurarak "terör ihraç ediyolar" diyorlar, ama demokrasi götürme bahanesi ile militanlar eğitip, maddi manevi destek sunmayı ihmal etmiyorlar.
Alevileri hastalıklı toplum olarak göstermekten "Cemevleri cümbüş evidir, ucube evler" demekten geri durmuyorlar. Savaş bu, kaybettikçe saldırganlaşıyorlar. Savaş yok deniyor, Kürtlerle sorunumuz yok PKK'yle sorun var deniyor. Geçmişte Kürt yok, kart-kurt yapan dağ Türkleri var deniyordu. Savaş var, herkes biliyor. Savaş insanı delirtiyor, delilik olağanüstü koşullar diye diye kendisine gerekçe hazırlar ve meşruluk kazandırmaya çalışır. Vurduk, kırdık yok ettik açıklamalarına inat, cenazeler geldikçe evlat acısını "vatan sağolsun"lar dindirmedikçe, toplum hepten delirdi, O yüzden, hep bir ağızdan sesler geliyor, lanetleyelim, saldıralım, vuralım, kıralım bayrak dikelim diyen insanlıktan çıkmış sesleri yükseliyor. Kulakları sağır gözleri kör. Sadece iktidarın söylediklerine bakıyorlar. Yeniden yeniden insanlıktan çıkıyorlar.
Şairin dediği gibi; "Silah çatmış ifritler harman yerinde/Kulakları sağır gözleri kör/ Görmüyorlar bu sesi duymuyorlar/ Bu ses ki şehir, şehir ve köy, köy, dağ, dağ/ İnsanın sesidir insanı arar." İnsan yok insan olsa yıllardır bombalar altında yaşayan halkın neler çektiğini onca ölüleri göz ardı etmezlerdi. Kürtlerin evlat acılarını görmezden gelmezlerdi. İnsan olan öldürdükleri gerillaların kulağını kesenleri de bağışlamazdı, üzerine ayağını koyarak resim çektirenlere tepki gösterir, hiç değilse, her dinde ölüye gösterilen saygının asgarisini gerillaya da gösterirdi. Askerde öldürülen Kürt çocuklarının acısını paylaşırdı. Kendi çocukları öldürülen Kürt analarının askerde yaralanan çocuklara kucak açması gibi davranırdı. Bizim için, çocukların acısı büyük, "Kürt-Türk" fark etmiyor. Şimdi ne yapalım acımızı nereye aktaralım.
Acı nereye?