Ki-duk’un daha önceki filmlerinden ‘İlkbahar-Yaz-Sonbahar-Kış ve İlkbahar’da bilgece işlediği tema; bir insan başka bir canlıya zarar verdiğinde çektirdiği acının merhamet göstermeksizin kendisine yaşatılmasıydı. Ancak böyle bir durumda bu acıyı ve acıyı çekenin yaşadıklarını öğrenebileceği ve ömrü boyunca başka canlıya zarar vermesinin de önüne geçilebileceğidir. Bunun için de etrafınızda başka bir canlıya acı çektirdiğinizi fark eden ve bu yanlışınızın sonuçlarının benzerini size yaşatacak ve bilgeleşmeye ciddi bir adım atabilmeniz için içinize işleyen öfkeden kurtaracak bir bilgeye gerek vardır.

Kötüye huzur haramdır

Ki-duk son filmi Acı’ya göre, bir zalime yapılacak en büyük kötülüğün, yaptıklarını aynen yaşamasını sağlamak ve zulmettikleriyle aynı sona ulaştırmaktan asla vazgeçmemek, başkalarına yaşattığı acıyı ömür boyu hissedecek katılıkta yüreğini ve bilincini mahvetmektir. Huzur ona haram kılınmalıdır. Yönetmen filminde öfkenin ve şiddetin kaynağını ailesizlikte/kimsesizlikte arayarak aileyi kutsallaştırıyor. Hayatı, ölümü ve acıyı izleyiciye sorgulatmaya çalışan Ki-duk, sınırsız şiddeti de içeren acımasızlığın kimsesizlikle eşdeğer olduğunu kanıksatmaya çalışıyor.
Filmde, ailesi kendisini terk ettiği için hislere sırtını dönerek içinde öfke biriktiren ve bu öfkeyi insanlardan sakınmayan birinin karşısında, ona bu yaptıklarını ödetmek için çıkan anne görünümünde bir intikamcı vardır. Öyle ki, sakat bırakıldığı için intihar eden oğlunun intikamını almak için davranan bu kadın, zaman içinde cellada alışabileceği ihtimaline karşı ölmüş oğluna sürekli kazak örer. Kazak sayesinde anne düşmanına karşı diri kalıyor ve amacının onu öldürmek değil ölmekten de beter etmek olduğunu hızla kavratıyor. Sadece salt kötüler kötülük planlamaz, iyi ve kimseye zararı olmayan insanlar da dürtülürlerse kötülerden daha kötü olabilirler yaklaşımı filmin sonuna dek ince ince örülüyor.

Alıştıran sisteme direniş

'Unutmak ihanettir' sözü ne anlama gelir. Pasif bir tepki olarak bir daha başınıza gelmemesi için her türlü önlemi almak ve yaşadığınız sıkıntıyı unutmamanız mıdır? Yoksa size bu sıkıntıları yaşatan(lar)dan intikam almak, tüm dünyanın izleyeceği biçimde size çektirenin burnundan fitil fitil getirerek, göz dağı verecek aktif bir tepki midir? Kim Ki-duk bu soruya verilecek olası yanıtlardan sonuncusunu bilinçle seçerek savunuyor. Bunu görsellik, oyunculuk ve kurguyla seyircinin bilincine işlemeye çalışıyor. Bu haksız sayılamayacak bir tercihtir. İnsanın korunmadığı, kendisinin ve ailesinin her türlü saldırıya açık olduğu bir sistemde elinizdekileri korumak, geleceğinize sahip çıkmak devrimci bir eylem değildir de nedir. Zira işgalciler, onların işbirlikçileri ve kapitalist rejim, acımasız ve korunaksız bir yaşam dayatıyor. Bunu da kader diyerek belletiyor, üstelik hesap sormamayı da doğallaştırıyor. Böyle bir sistemde bu tür tartışmalar, çözümlemeler ve pratikler evrensel değerdedir.

Gerçekler serttir

Yönetmene katılıyorum; sertçe anlatmak en iyisi çünkü gerçek serttir. İnsana zarar veren gerçeği yumuşatmaya çalışmak onu kanıksatmaya, kader, huysuz parçamız gibi algılatıp onunla beraber yaşamaya alıştırmaya uğraşmaktır. Ancak buna karşı çıkmak, bu yanlış yaşama maruz kalanları direnmeye davet eden bir manifesto gibidir. Tıpkı Haneke ve Güney’in filmlerinde sürekli seyirciye kaynar yağ dökme uğraşısı gibi. Tıpkı biz Kürtlerin her parçada ve cezaevleri de dahil dünyanın her yerinde işgale ve işgalcinin kanıksatmasına,   işgalcinin açıktan ya da sessiz destekçilerine her düzey ve düzlemde direnişimiz, reddedişimiz gibi.
Kore sinemasının genel karakteristiklerini yansıttığı düşünülen Kim Ki-duk’un son filmi Acı; adından, oyuncuların performansından, karakterlerden, içeriğinden sıkça bahsettireceğe ve kendini unutturmayacağa benziyor. Basit mekanlar, olaylar ve karakterlerle akan ancak izleyeni her sahnesiyle inanılmaz ve hep artan tempoyla yoran filmleri ustaca kotaran Ki-duk’un biraz daha dikkatli ve tutarlı olması umuduyla.