
Kürt Hareketi'nde kadınların siyasal aktörler olarak kamusal alana çıkışını kadınların gözünden ve dilinden anlamaya çalışmış araştırmacı yazar Handan Çağlayan, Kürt kadınının ilerleyişinin sebebini "acının siyasallaşmasının bir biçimi" olarak tanımlıyor.
Kürt kadın kimliğinin inşasının Kürt özgürlük hareketiyle paralel ilerlediğini ifade eden Handan Çağlayan, DAİŞ'in Şengal'de kadınlara yönelik saldırısı, Kobanê'de aylarca süren direniş ve kantonlardaki cinsiyet eşitlikçi toplumsal ve politik inşanın, dikkatleri Kürt hareketinin cinsiyet eşitlikçi yapısına, Kürt kadınlarının katılımına ve savaşçı kadınlara yönelttiğini belirtti.
Hareketin cinsiyet eşitlikçi yaklaşımı yapısal
"Rojava'daki kadın savaşçıların, askeri bir güç olmaktan öte yeni bir toplumsallığın inşasını temsil ettiklerine dikkat çeken Çağlayan, "Bugün Kürt siyasal hareketinin dünya kamuoyunda en görünen yüzünü Kürt kadınlar oluşturuyor" dedi. Çağlayan, dünya kamuoyunun dikkatini yeni çekmiş olsa dahi kadınların katılımının ve cinsiyet eşitlikçi yaklaşımın yeni bir olgu olmadığını, Kürt siyasal hareketinin başından itibaren yapısal özelliklerinden birini oluşturduğunu söyledi ve ekledi: "Hem ideolojik yaklaşımı hem de pratik tutumu cinsiyet eşitlikçidir. Kadınların eşit katılımı teşvik edildi ve erkek egemenliğine karşı kendi iradelerini geliştirebilmeleri için yeni yol ve yöntemlerin arayışı hep sürdü. Yeni örgütlenme modelleri denendi. Güncel olan eşbaşkanlık sistemi her alana yayılmaya çalışılıyor örneğin. Belki daha sonra daha işlevsel modeller de geliştirilebilir"
Acılar politik çerçeveye yerleştirildi
Kürt kadınların ilerleyişinin sebebini "acının siyasallaşmasının bir biçimi" olarak tanımlayan Çağlayan, "Acının dönüştürülmesinde, en azından katlanılabilir hale getirilmesinde belirli bir anlam çerçevesi içine yerleştirilebilmesi önemli. Kürtler, son otuz yıldır gündelik hayatlarını alt üst eden, sevdiklerini kendilerinden alan, köylerini, evlerini, mezarlarını, geçmiş anılarını, gelecek tahayyüllerini darmadağın eden acılar yaşadılar, yaşıyorlar. Bu acıların bireysel acılar olarak kalması yerine politik bir anlam çerçevesi içine yerleştirildi ve bu şekilde toplumsallaştırılabildi" dedi.
Çağlayan, kadınların bu süreci yaşarken kadın olarak deneyimledikleri eşitsizlikleri ve şiddeti de benzer bir anlam çerçevesi içine yerleştirmeyi başardıklarını belirterek, sözlerini "Kürt olarak yaşadıkları acılara dair anlamlandırma süreci, özellikle insan olarak eşit muamele görme, hak, adalet, eşitlik ve tanınma-temsil gibi talepler bağlamında gelişen farkındalık, kadın olarak eşit muamele görme, hak, adalet, eşitlik gibi taleplerin gelişmesinde de etkili oldu diye düşünüyorum" şeklinde sürdürdü.
Kadının zincirinden başka kaybedeceği bir şey yok
Araştırmacı yazar Çağlayan, Kürt kimliği, kadın ve sınıf siyasetleri arasındaki ilişkiyi değerlendirdi. Kürt siyasal hareketinin doğrudan değil de dolaylı bir sınıf siyaseti yürüttüğünden söz eden Çağlayan, Kürtlük ile sınıfsallık arasında olgusal bir kesişimin söz konusu olduğunu söyledi v emekçilerin en alt katmanlarının ağırlıklı olarak Kürtlerden oluştuğunu hatırlattı.
Kadınların her daim proleterin proleteri olduğunu vurgulayan Çağlayan, kadıların zincirlerinden başka kaybedeceği bir şey olmadığına; "Mülk kadınların üzerinde değil. Kadınlar yoksulun yoksulu. Kaldı ki ister yoksul olsun isterse varlıklı, erkeklerin üzerinde mülkiyet hakkı iddiasında bulunabildiği,- "ya benimsin ya toprağın"- bir kategoridir kadınlar" sözleriyle dikkat çekti. Çağlayan, Kürt kadınların bu gerçeğin çok iyi farkına vardığını dile getirerek, her türden baskıya rağmen yürümeye devam ediyor olabilmelerinin sebebinin, bu durumu iyi idrak etmelerinden kaynaklandığını söyledi.
Devletin sadece bir kurum olmadığını, aynı zamanda kuşatıcı bir ilişki ve zihniyet olduğunu vurgulayan Handan Çağlayan, günümüz açısından en kıymetli rolün, silahların susmasını sağlamak, barışın inşası için çaba harcamak olduğunu söyledi.
SİBEL ÖZALP/JINHA/İSTANBUL