İşte vicdansızlıkla eşdeğer bir hukuki terim… Yargı eliyle uygulanan adaletsizlik: Zamanaşımı…
Türkiye’de iktidarlar devlet adına halka karşı suç işlettiği elemanları, şu veya bu biçimde deşifre olduğunda, onları korumak için elinden ne geliyorsa yapmıştır. Zamanaşımı yöntemi de onun sıkıştığında başvurduğu yöntemlerden biri oldu hep.
İşte Cumartesi Anneleri’nin 448. Buluşmasında 1991 yılında kaybedilen Hüseyin Toraman’ın öyküsü… Yakın geçmişte yaşanan ama bir türlü hissedemediğimiz, ortaklaştıramadığımız binlerce acı öyküden sadece biri… Ailesi anlatıyor; 24 yaşındaki Hüseyin Toraman, 27 Ekim 1991 sabahı, pazar kahvaltısı için ekmek almak üzere evinden çıktıktan sonra, mahallelinin gözü önünde silahlı, telsizli, sivil giyimleri kişiler tarafından 34 ATZ 56 plakalı bir araca zorla bindirilerek kaçırıldı. Olay yerine 100 metre mesafede olan semt karakolundaki polisler arabayı sahil yolunda durdurdu. Ama onların da polis olduğunu anlayınca müdahale etmedi. Dönemin Başbakan’ı Süleyman Demirel kendisinden oğlunun bulunmasını isteyen anne Hatice Toraman’a "Oğlun cebimde mi ki çıkarıp vereyim” dedi.
Ailenin, İHD’nin, avukatların tüm girişimleri sonuçsuz kaldı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığındaki dosya "Tüm aramalara rağmen şüpheli bulunamadı ve 20 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan soruşturmaya yer olmadığına karar verildi" denilerek evrensel hukuka aykırı bir şekilde kapatıldı. Öldürüyor, kaybediyor sonra da zamanaşımı de… Evlat acısının zamanaşımı olur mu?
***
Yapılan açıklamalara göre. AKP iktidarında başta Sivas’ta yaşanan insanlık suçuna ilişkin dava olmak üzere pek çok davada adalet zamanaşımına uğradı. Türkiye’de 2006-2011 yılları arasında 400 binden fazla dosya zamanaşımına uğramış.
Nitekim BM Yargısız İnfazlar Özel Raportörü geçenlerde açıkladığı Türkiye raporunda Türkiye’de 90’lı yıllarda meydana gelen kayıp ve yargısız infaz olaylarının ‘ele alınmasında siyasi bir tereddüt olduğu izlenimi’ edindiğini söylemişti.
"Faili meçhul" davalarının çoğu zaman aşımına uğruyor. Elbette az da olsa bu konuda duyarlı davranan savcılar da var.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında uğradığı suikast sonucu öldürülen dönemin Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın da bulunduğu 2’si asker 16 kişinin ölümüyle ilgili iddianameyi tamamladı. Cumhuriyet Savcısı Osman Coşkun’un 20 yıllık zaman aşımına gireceği gün tamamladığı iddianame, 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.
Ayrıca Kulp ilçesinde 22 Ekim 1993 tarihinde 11 köylünün öldürülmesiyle ilgili yürütülen soruşturma, dosyanın 20 yıllık zaman aşımı süresini dolmadan tamamlandı. Hazırlanan iddianamede, operasyonu yöneten dönemin Bolu 2. Komando Tugay Komutanı emekli Tuğgeneral Yavuz Ertürk'e 11 kez ağırlaştırılmış hapis cezası isteniyor. İddianamede, ayrıca "Sanık Ertürk'ün komutasındaki görevliler şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri belirtiliyor.
***
Hukukçular, halka karşı işlenen suçlarda, zamanaşımı olmaması gerektiğini belirtirler ve bu uygulamanın hukuki bir zorunluluk değil, politik bir tercih olduğuna vurgu yaparlar. Bu anlamıyla zamanaşımı bir hukuksuzluktur, adaletsizliktir ve devlet hukuksuzluğunu, adaletsizliğini böyle bir hukuk perdesi ardında gizlemek istemektedir.
Hukuk, katilleri halk düşmanlarını aklıyor ya da cezasız bırakıyorsa, o hukuk ve hukuku yapanların meşruluğu tarih karşısında tartışmalıdır. İnsanlık suçu olarak kabul edilen işkenceleri, kitle katliamlarını gerçekleştirenleri bu kadar koruma ve kollama, ancak bunu yapanların vicdansızlığına denk bir vicdan gerektirir.
Acının zamanaşımı olur mu?
Zaman her şeyin ilacıdır, yaraları sarar denir ama bazen de tam tersi kanatır yaraları, acıtır canları, sızlatır vicdanları.