Açlık grevi ciddiye alınmalı

3 Mart 2021 Çarşamba - 19:08

  • Tecride karşı açlık grevi 98. gününde. İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Murat Ekmez, dönüşümlü diye açlık grevinin hafife alınmamasını isteyerek, nefessiz bırakılan tutsakların ağır bir tecride karşı eylemde olduklarının altını çizdi.

 

Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsakların, 22 yıldır İmralı’da esaret altında tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde giderek katmerleştirilen tecridin sonlandırılması için 27 Kasım’da başlattığı açlık grevi, 98. gününde devam ediyor. Aynı amaçla Mexmûr Şehit Aileleri Derneği’nde 77, Yunanistan’ın Lavrio Kampı’nda ise 60 gündür açlık grevi yapılıyor. Öcalan’ın avukatlarının önceki gün yaptığı görüşme başvurusu da reddedildi.

Açlık grevi eylemine ilişkin sessizliğe tepki gösteren hekim ve sağlık çalışanları, iktidara seslendi. MA’ya konuşan İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Murat Ekmez, tutsakların bir buçuk yıl aradan sonra yeniden açlık grevine başlamasına sebep olan koşullara işaret ederek, “Çok açık ki tecrit ve izolasyona karşı eylemdeler. Tutuklular başta İmralı olmak üzere tüm cezaevlerinde tecrit ve izolasyonun son bulmasını istiyorlar” dedi. Ekmez, devletin her geçen gün tecridi ağırlaştırdığını belirterek, bunun zihinsel ve psikolojik bir saldırı olduğunu vurguladı. Salgın döneminde ise tecridin daha da ağırlaştırıldığını ifade eden Ekmez, “Bazen İstanbul Tabip Odası, İnsan Hakları Derneği (İHD) gibi kurumlara tutuklular tarafından mektuplar gönderiliyor. Mektuplarda gördüğümüz kadar insanlar nefessiz kalmış artık. Ağır bir tecride karşı açlık grevlerindeler” diye konuştu.

Hafife alınmamalı

 Grevlerin dönüşümlü olarak devam etmesinin hafife alınmaması gerektiğinin altını çizen Ekmez, “Bu tutuklular büyük açlık grevinden çıkalı bir buçuk yıl oldu. Zaten halen fiziki olarak toparlanmamışlardı. Bu kadar kısa bir süre içerisinde yeniden greve başladılar. Grevlere hep ölüm sınırı olarak bakılır, ancak bu hatalı bir yaklaşımdır. Şu an devam eden grevler de bedensel olarak büyük riskler doğuruyor. Şimdi ölümlerden bahsedemezsek de ileriki süreçlerde fiziki olarak ağır bedensel hasarlardan söz edebiliriz. Aynı zamanda mevcut koronavirüsü salgını da ayrı bir risk oluşturuyor. Devlet, sağlıklarını tehlikeye atıyor. Bu nedenle bir sağlık kurumu ve demokratik bir sivil toplum kurumu olarak, devletin bu politikalardan vazgeçmesini ve tutukluların sağlıklarını koruyacak politikalar üretmesini istiyoruz.” 

Nedeni sorgulanmalı

 MA’ya konuşan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Aksaray Şubesi Eşbaşkanı Yasemin Bakır da tecridin siyasi iktidarın politikası haline geldiğini söyledi. Salgın süreciyle birlikte tecrit politikalarının derinleştiğini anımsatan Bakır, bu süreçte hak talepleri iktidar tarafından baskılandığını anımsattı. Bakır, şunları ekledi: “Salgın döneminde başlatılan eylemin ciddi anlamda sorgulanması gerekir. Onun için konu hakkında bir an önce girişimlerin olması gerekiyor. Sorunların yaşanmaması için acilen bir şeylerin yapılaması gerekiyor.” 

Dışarıdaki çözümsüzlük

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven’in, İmralı tecridine karşı 8 Kasım 2018’de başlattığı açlık grevi eylemine tutuklu bulunduğu Patnos L Tipi Cezaevi’nde 87 gün boyunca dahil olan ve bir yıl önce tahliye edilen Kemal Gür de  devam eden açlık grevi eylemlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. MA’ya açıklama yapan Gür, “Açlık grevlerinin nedeni dışarıdaki çözümsüzlüktür. Tutuklu arkadaşlar baskılara, saldırılara, kirli politikalara rağmen ayakta duruyor” dedi. 2018’de başlatılan açlık grevi eylemlerinin sonucunda taleplerin yerine getirildiğini, ancak verilen sözlerin tutulmadığını ifade eden Gür, yeniden başlayan açlık grevi eylemlerine ses verilmesini istedi. Gür, “Tutuklular bedenlerini açlığa yatırmışlar, çünkü dışarıda bir çözümsüzlük söz konusu. Herkes en demokratik hakkını kullanarak alanlara inmeli. Bu insani bir hak talebidir” diye konuştu.

Muhatap almak zorundalar

İmralı tecridinin sonlandırılmasının demokrasinin önünü açacağını kaydeden Gür, şunları ifade etti: “Devlet tecridi uyguladığı vakit, insanlar da tutuklular da vazgeçmiyor. İnsanlar sorunun çözümü için her şeyi göze almışlar. Bir ülkede hukuk bittiyse ve iktidar kendi anayasasını çiğniyorsa bu iyi bir gelecek olarak görünmüyor. Öcalan, bütün sorunların demokratik çözümünden yanadır. Türkiye, Öcalan ve arkadaşlarını muhatap almak zorunda.”

Eza evlerine çevrildi

ANF’ye konuşan HDP Milletvekili ve Meclis İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Gülistan Kılıç Koçyiğit ise tutsakların, açlık grevi eylemiyle Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılarak görüşmenin sağlanmasını ve cezaevlerindeki mevcut hak ihlallerinin hızlı bir şekilde ortadan kaldırılmasını, insan onuruna yaraşır bir sistemin hayata geçirilmesini istediğini hatırlattı. Türk cezaevlerini  ‘eza evlerine’ çeviren hak ihlallerine işaret eden Koçyiğit, şunları söyledi: “Bu ihlalleri çok geniş bir yelpazede ele almak gerekiyor. Hak ihlali dendiğinde belki ilk akla gelen; çıplak arama, darp, hakaret, ayakta sayımdır ama bunu dışında da tecride alınmalar, karantina koşullarına zorlanmalar, hastaneye ulaşımların engellenmesi, yemeklerin yetersiz olması, birçok ihtiyacın parayla karşılanmak zorunda bırakılması gibi aslında çok geniş bir yelpazede sayılabilecek hak ihlalleri var. Örneğin; salgın başladığından bu yana açık görüş yapılamıyor, ayda iki kez, iki kişiyle sınırlı kapalı görüş yapılıyor. Açık görüşün ne zaman yapılacağına dair Adalet Bakanlığı’ndan hala hiçbir açıklama gelmiyor. Mevcut iktidar, kendi kongresini dolu salonlarda, sıkışık bir şekilde yapabiliyor ama zaten çok zor koşullarda yaşayan, tecrit altındaki insanların koşullarını gittikçe zorlaştıran, ‘toplama kampı’ mantığıyla cezaevi yönetiyor.”

Adaletsizliğin asıl kaynağı

Adalet meselesine, sadece mevcut hukuk sistemi, ceza ve yargılamalara indirgeyen bir yerden bakmadıklarını; topyekün adaletsiz sistemin varlığına işaret eden Koçyiğit, şunları ifade etti: “Bundan en fazla etkilenenler cezaevleri, barış için söz söyleyenler, Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesini isteyenler. En fazla etkilenen ise tabi ki Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesini isteyen Sayın Öcalan’dır. ‘Kürt sorununun barışçıl yollarla çözülmesi’ sözünün üzeri kapatılmaya çalışılıyor. Biz İmralı meselesini bütün bu genel bağlamın içerisinden ayırmıyoruz. Genel yaşadığımız adaletsizliklerin bir parçası ama aslında durumun asıl kaynağıdır. İmralı’daki hukuksuzluk, adaletsizlik giderilmeden, tecrit kalkmadan, bu ülkede hiçbirimizin eşitlikten, özgürlükten, adaletten bahsetme şansı yok.”

Hukuksuz rejimin teşhiridir

“Bir insanın hakkı, bütün topluma, hukuka, yasalara rağmen ihlal ediliyorsa ‘ben her an hepinizin hakkını ihlal edebilirim’ mesajı veriliyor demektir” diyen HDP Meclis İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları ekledi: “Bugün İmralı’nın mesajlarının gelmesini istemiyor, yarın kendisine başka bir toplumu tehdit olarak görecek ve onun yayılmasını istemeyecek, onu mutlak bir tecride alacak. İmralı meselesi, hukuksuz bir rejimin teşhiri meselesidir. İmralı ‘kral çıplak’ diyen yerdir. Bu ülkede hukuk yok, anayasa yok, yargı yok, keyfiyet var, diye bağıran bir uygulamanın kendisidir. Kampanyamız çok geniş bir yelpazede ama İmralı tecridi ve cezaevlerini çok özel bir başlık olarak ele alıyoruz.”

Avukatların başvurusu reddedildi

Bu arada Öcalan’ın avukatlarının görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na önceki gün yaptığı başvuru, 6 aylık görüş yasağı gerekçesiyle reddedildi. Öcalan'ın avukatlarından Rezan Sarıca ve Nevroz Uysal, müvekkilleriyle 8 yıl aradan sonra 2-22 Mayıs, 12-18 Haziran ve 7 Ağustos 2019 tarihlerinde görüşebildi. O tarihten beri avukatlarıyla görüştürülmeyen Öcalan’dan Nisan 2020’deki ilk ve son telefon görüşmesinden sonra  hiçbir haber ve bilgi alınamıyor.  HABER MERKEZİ

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.