Açlık grevi tuz ve şeker dışında vücudun ihtiyaç duyduğu besin maddelerini almayarak aç kalma esasına dayanan bir siyasi eylemdir. Ölüm orucunda ise hiç bir gıda maddesi alınmaz. Bu eylemlere "intihar“ şeklinde yaklaşımlar olmuşsa da gerçekte hem açlık grevleri hem de ölüm oruçları ciddi bir siyasi eylem olarak kabul görmektedir. Açlık grevleri ve ölüm oruçları süreli, süresiz ve dönüşümlü olarak yapılabilirler.
Türkiye'de ilk açlık grevini yapan isim ünlü şair Nazım Hikmet'tir. Nazım, 1938 yılında Harbiye ve Donanma Davaları'ndan orduyu isyana teşvik ettiği gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapse mahkum edildi. 1950'de mahpusluğunun 12. yılında büyük şair için yurtiçinde ve yurtdışında özgürlük kampanyaları başlatılınca Nazım da bu kampanyalara destek olmak için Türkiye'deki ilk açlık grevini başlattı. Eylemine başlamasından kısa bir süre sonra yapılan seçimler sonucu bir hükümet kurulamayınca Nazım'ın bu eylemi muhatap bulamadı ve böylece eylemini sonlandırmak zorunda kaldı.
Türkiye'de açlık grevi sonrası ilk şehadet ise Kenan Evren ve tayfasının yaptığı 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında yaşandı. Diyarbakır Cezaevi'nin 5 No'lu Zindanı'nda 12 Eylül darbesi öncesinden başlayarak 1982 yılına kadar süren akılalmaz baskı ve zulüm karşısında başkaldıran PKK davası tutukluları 14 Temmuz 1982'de ölüm orucuna başladılar. Kemal Pir Türkiye'de ölüm orucu sebebiyle hayatını kaybeden ilk kişi olarak kabul edilsede PKK saflarında yer alan Ali Erek 20 Nisan 1981 günü ölüm orucunun 35. gününde zorla yedirilen ekmeğin yemek borusunu kesmesi nedeniyle şehit düştü. 7 Eylül 1982 günü ölüm orucunun 55. gününde şehit olan Kemal Pir'in ardından kısa bir süre sonra öncü kadrolardan Mehmet Hayri Durmuş 12 Eylül, Akif Yılmaz 15 Eylül ve Ali Çiçek 17 Eylül 1982 günü ölüm orucunda şehit düştüler. Böylece Çağdaş Kawa Mazlum Doğan'ın 21 Mart 1982'deki büyük eylemine cevap olan ölüm orucu direnişçileri faşist TC zihniyetini bir kez daha Amed Zindanı'na gömdüler.
Bu dönemde Amed Zindanı ile Mamak Cezaevi sistematik işkencenin merkezleri haline getirilmişti. Diyarbakır Cezaevi'nin İç Güvenlik Komutanı Esat Oktay Yıldıran iken, Mamak Cezaevi'nde ise onu hiçte aratmayan Albay Raci Tetik bulunuyordu.
1984 yılında Türkiye'nin bir çok cezaevinde 400'e yakın tutsak cezaevlerinde dayatılan tek tip elbise giyme zorunluluğuna karşı ölüm orucu başlattı. O zamana dek yapılan en uzun açlık grevi (75 gün sürdü) Metris ve Sağmalcılar cezaevlerinde başladı. Bu eylemler sonrası 4 siyasi tutuklu hayatını kaybetti. Tutuklulara kendi elbiseleri ancak Şubat 1986'da geri verildi.
Türkiye tarihinde ölüm orucu sebebiyle en çok ölümün olduğu olay 20 Ekim 2000 tarihinde başladı. Türk devleti hazırladığı terörle mücadele yasasıyla hapishanelerde uygulanan koğuş sisteminden F Tipi Cezaevi sistemine geçmeye karar verince 18 cezaevinden 865 tutuklunun (TKP-ML, TKİP, DHKP-C) başlattığı ölüm orucu gittikçe yayıldı. Güya ölüm oruçlarını durdurarak ölümlerin önünü almak isteyen Türk Devleti 19 Aralık 2000 günü ölüm oruçlarının sürdüğü 20 cezaevine 10.000 güvenlik görevlisiyle eş zamanlı operasyonlar yaparak 30 tutukluyu katletti. 2 askerin öldüğü ve yüzlerce tutuklunun ağır yaralandığı operasyon 22 Aralık 2000 günü öğleden sonra son buldu. Operasyonun hemen ardından F Tipi cezaevlerine sevkler yapılmaya başlandı. Tutuklular zor kullanılarak yaralı, çıplak ve ıslanmış olarak hücrelere kapatıldı.
12 Eylül 2012'de Kürt Halk Önderi sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve Kürtçe'nin kamusal alanda kullanılması talebiyle başlayan açlık grevi yine sayın Öcalan'ın çağrısıyla 68. günde ölümler olmadan sonlandı.
94 Cezaevinde 5800 PAJK ve PKK'li tutsak, Kürt Halk Önderi sayın Öcalan’a uygulanan tecrit, YPG/YPJ gerillalarının cenazelerinin ailelerine verilmemesi, son dönemde artan hukuksuzluklar ve siyasi soykırım operasyonlarına karşı 15 Ağustos 2015 tarihinden itibaren 5'er günlük süreli- dönüşümlü açlık grevine başladılar.
Bugünlerde Kürdistan ve Türkiye cezaevlerinde PAJK ve PKK'li tutsakların başlattığı 10'ar günlük periyotlar halinde süren süreli-dönüşümlü açlık grevleri yandaş medyada hiç yer bulamasada kararlılıkla sürüyor. Bu eylem 24 Temmuz 2015 günü TC'nin Kürdistan'da başlattığı savaş sonrası Cizîr'de yaşanan bodrum katliamlarından sonra gündeme geldi. Eylemcilerin en büyük talebi sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve Kürdistan'daki topyekun savaşın son bulması. Türkiye ve Kürdistan'da yaşanan ölüm ve katliamları ancak özgür önderliğin durdurabileceğini söyleyen eylemciler dört duvar arasında olmalarına rağmen Kürdistan'da katledilen, sürülen insanların seslerine bedenlerini açlığa yatırarak ses veriyorlar. Türk devleti açlık grevi eyleminde olan tutuklulara günlük verilmesi gereken su, şeker ve limonu çok kısıtlı veriyor, tutuklulara işkence yapılıyor, keyfi olarak dergi ve gazete verilmiyor ve tedavileri engelleniyor. Bir çok cezaevindeki siyasi tutsak ring araçlarıyla Türkiye'nin bir ucundan diğer ucuna sürgün edildi/ ediliyor.
Kendileri için hiç bir şey talep etmeyen siyasi tutsakların tek istegi Türkiye ve Kürdistan halkların özgür, eşit ve barış içinde yaşamaları. Türk devletinin pek ciddiye almadığı açlık grevleri dikkate alınmalıdır. Sivil Toplum Örgütleri, siyasi partiler, diğer devrimci örgütler ve Türkiye halkları bu direnişi acilen desteklemelidir. Çünkü onurlu bir barış ancak birlikte inşa edilir.