Yaklaşık yedi yüz tutsak, kırk günden fazladır süresiz dönüşümsüz açlık grevinde. Çok sayıda açlık grevine, ölüm orucuna yakından tanıklık etmiş biri olarak, günler ilerledikçe artan endişeyi yüreğimde duyumsuyorum. Zira, kırklı günleri geride bırakan süresiz dönüşümsüz açlık grevinin ölümle sonlanması ihtimalinin yanında, insan sağlığı üzerinde bırakabileceği hasarları bilip de endişelenmemek, mümkün değil.
Oluşan kaygılar gayet insani elbet. Ancak, devam eden açlık grevine ilişkin tepki gösterilirken, zaman zaman sadece insani kaygılara yoğunlaşılması, açlık grevinin taleplerinin yeterince sahiplenilmediği izlenimi ve kaygısı yaratıyor bende.
Oysa açlık grevi eyleminin de, açlık grevindeki tutsakların da kaderi, bu taleplerin kabul edilmesi ile bire bir ilişkili. Ve bırakın siyasi taleplerle yapılan açlık grevlerini, hapishane koşullarının düzeltilmesine dair talepler söz konusu olduğunda bile, eylemin kazanımla sonlanabilmesi için, dışarıdan da bu taleplerin sahiplenilmesi anlamında, desteğe ihtiyaç olmuştur her zaman…
Nitekim anadilde savunma, Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması gibi hapishane koşullarını aşan genel siyasi talepler söz konusu olduğunda, içerdeki ile dışarıdaki ile herkesin bu mücadelenin asli parçası olduğuna itiraz olunamaz. Zannımca da içeride başlayan açlık grevi, on binlerce Kürdün hapishanelerde olması ile yakından ilişkilidir. Hal böyle iken halen, yapılan pek çok farklı eylemin amacının, "içeridekilere destek" olarak açıklanması, sorumluluk zafiyeti gibi bir yanlış anlaşılmaya fırsat veriyor olması anlamında, dikkat edilmesi gereken bir nokta.
Elbet, mesele sadece açıklamalarda kullanılan dil değil. Ancak söylemin fikrin izahı olduğu gerçeğini de göz ardı edemeyiz. Bu tür destek açıklamalarının, destekte bulunanda ya da dışarıdan bakanda yarattığı algı, "komşunun sıkıntısını paylaşıyorum" algısı.
Oysa değil, açlık grevinin talepleri, bu gün Kürtler başta olmak üzere, toplumun eşitlikten, özgürlükten, barıştan yana olan tüm kesimlerinin talebi. Bu yüzden hapishanelerde başlayan açlık grevi, bu mücadelenin hapishane ayağını oluşturuyor.
Buradan hareketle, sorunun asli taraflarınca dışarıda sürdürülen eylemler destek değil, aynı amaçlı paralel eylemler olarak organize edilebilmeli, bu bilinçle mücadele örülebilmeli ki kazanımı da ona göre olabilsin.
Yine aynı mantıkla denilebilir ki, toplumun duyarlı kesimlerince destek eylemleri de yapılacaktır, yapılmalıdır elbet. Hatta, destek eylemlerinin yaygınlaştırılması ayrı bir baskı gücü yaratacağından, özel bir öneme sahip.
Yine, bu güne kadar yapılan tüm açlık grevlerinin başı, sonu tartışma konusu olmuştur. Bu talepler için açlık grevi yapılır mı, beklenen yani elde edilecek kazanım ve ödenecek bedel arasında bir denge olacak mı?.. Ve daha pek çok soru kafaları meşgul eder. Bu soruların bu gün de sorulmasına engel olamayız. Ancak, halkının özgürleşmesi için bedenlerini açlığa, ölüme yatıran bu insanların cesaretini, kararlılığını tartışamayız, sadece gıpta edebiliriz…
Ve sonuç olarak; siz adına ne derseniz deyin ama onların sesi, mücadele arkadaşı olun. Dışarıda, devleti açlık grevinin talepleri konusunda uzlaşmaya zorlayacak bir etki yaratamazsak, ölen ya da kalıp wernike korsakoflu yaşayacak her tutsağın vebalinden bir payımız olacağını ben aklımdan çıkarmıyorum, siz de çıkarmayın.
Açlık grevinde kritik günlere girerken