Milletvekili Dağ da katıldı
Aralarında HDP Amed Milletvekili Dersim Dağ’ın da bulunduğu 6 partili, Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemine başladı. Dağ, “Bu direniş amacına ulaşacaktır. Yaşasın Leyla Güven’in direnişi, yaşasın zindan direnişi” dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle aralarında HDP Milletvekili Dersim Dağ’ın da bulunduğu bir grup HDP’li süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladı.
DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in cezaevinde 79. günden sonra 117 gündür de Amed’deki evinde sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, 16 Aralık’tan itibaren Türk cezaevlerinde de yayıldı. 16 Aralık’ta 10 cezaevinde başlayan ve 36 tutsağın dahil olduğu ilk grubun eylemi 79, 17 Aralık’ta 3 cezaevinde başlayan 10 tutsağın eylemi 78, 26 Aralık’ta 13 cezaevinde başlayan 35 tutsağın eylemi de 69. gününde. 2 Ocak’ta bir cezaevinde bir tutsağın başladığı eylem 62, 5 Ocak’ta 26 cezaevinde 100’ü aşkın tutsağın eylemi de 59. gününde. 15 Ocak’tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi de 48. gününe girdi. Son olarak 17 Ocak’ta bir cezaevinde 3 tutsak, 27 Ocak’ta bir cezaevinde 5 tutsak, 28 Ocak’ta bir cezaevinde 2 tutsak, 29 Ocak’ta, bir cezaevinde 3 tutsak, 15 Şubat’ta da 8 tutsak daha eyleme dahil oldu. Tutsaklar adına Deniz Kaya tarafından yapılan açıklamaya göre 1 Mart’tan itibaren tüm cezaevleri eyleme dahil oldu. Ayrıca Güney Kürdistan’ın Hewlêr kentinde HDP’li Nasır Yağız 104 gündür, Mexmûr’da ise İştar Kadın Meclisi Üyesi Fadile Tok, 44 gündür eylemde. Açlık grevi eylemcilerinin tek bir talebi var; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması.
HDP Amed Milletvekili Dersim Dağ, HDP üyeleri Salih Cansever, İsmet Yıldız, Sevican Yaşar, Salih Tekin ve Bilal Özgezer, HDP Amed İl binasında bulunan Vedat Aydın Konferans Salonu’nda başladıkları eylemlerine ilişkin açıklama yaptı.
Açıklamaya Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Mehmet Arslan, HDP milletvekilleri Semra Güzel, Remziye Tosun, Saliha Aydeniz, Musa Farisoğulları, Selçuk Mızraklı ve Musa Piroğlu ile çok sayıda yurttaş katıldı.
Kendi yasalarını uygulasın diye
DBP Eşbaşkanı Mehmet Arslan, Leyla Güven’in sürdürdüğü açlık grevi eylemine dikkat çekerek, AKP hükümetinin sürdürdüğü insanlık dışı tecrit politikasının çözülmemesinden kaynaklı, bütün cezaevlerinde tutsakların açlık grevinde olduğunu hatırlattı. Amed’de de Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle süresiz dönüşümsüz açlık grevi eyleminin başlatıldığını ifade eden Arslan, “20 yıldan beri Sayın Öcalan üzerinde insanlık dışı tecrit sürüyor. Sayın Öcalan üzerindeki tecrit Türkiye’deki demokratik çözüm çabalarını rafa kaldırmıştır. Bundan kaynaklı Leyla Güven 116 günden beri, DBP Eşbaşkanımız Sebahat Tuncel ve Selma Irmak 47 günden beri, Hewlêr’den Strasbourg’a dünyanın bir çok yerinde Kürtler Türkiye’nin kendi yasalarını uygulaması için canlarını ölüme yatırmış. Tecridin ortadan kalkması için mücadele etmektedir” dedi.
Tecrit Kürtlere sınır kalmaz
Arslan, şunları söyledi: “Kürt sorunu çözülmeden sorunların çözülmediğini görmekteyiz. Kürtleri Sayın Öcalan üzerinden tecrit ederek, hizaya getirmeye çalışmanın ve tüm kirli politikaların bizim açımızdan sonuç vermeyeceği kesindir. Tecridin sadece Kürtlerle sınırlı kalmayacağını, Sayın Öcalan üzerinde sınırlı kalmayacağını dost düşman herkes bilmelidir. Kürtleri düşman görerek, Türkiye sorunları çözülemez. Kürtleri katlederek, siyasi iradelerini reddederek bu topraklara barış, demokrasi, özgürlük gelmez. Bugün Kürt siyasetçileri, temsilcileri, Hewlêr’den dünyanın dört bir yanında Türkiye’nin yasalarına uyması için canlarını ölüme yatırmışlardır. AKP-MHP şer ortaklığının açlık grevlerini görmezden gelerek, tecrit politikasını zamana yayarak Kürtlerin sabrını zorlaması kabul edilemez.”
Herkesin bir sözü vardır
Kürt halkının Öcalan üzerindeki tecrit politikalarını kabul etmediğini vurgulayan Arslan, “Siyasi iktidar, muhalefet yapılarına, demokrat, aydın ve sosyalistlere, ‘Ben insanım’ diyen herkesin bu süreçte söylemesi gereken bir sözü var. Kürtler bu topraklarda barış ve demokrasi mücadelesi veriyor. Bizler Sayın Öcalan’la Türkiye’nin toplumsal sorunlarının çözülmesinde, iç barışın tesis edilmesinde nasıl bir role sahip olduğunu gördük. 2013-2015 yılları arasında, devletin Sayın Öcalan’la geliştirdiği sürece Türkiye halkları şahittir. O sürece şahit olduğumuz için Sayın Öcalan’a barış rolünün tekrar teslim edilmesi gerekiyor. AKP hükümeti kendi iktidarını sürdürmek ve Kürtleri siyasetin dışına itmek için 2015’ten beri ağır tecridi Türkiye halklarına ve barışına dayatmaktadır” şeklinde konuştu.
Kendi yasalarını çiğniyor
Açlık grevinde bulunanların taleplerinin karşılanması yönünde hükümete çağrıda bulunan Arslan, şöyle devam etti: “Kürt siyasetçileri, temsilcilerinin talepleri, Sayın Öcalan’a ayrıcalıklı bir uygulama talebi değildir. Türkiye’nin yasalarının uygulanması talebidir. Devlet Sayın Öcalan üzerinden sürdürdüğü tecrit, kendi yasalarını ayaklar altına almasını ifade ediyor. Devlet nasıl olur da kendi yasalarına uymaz. Bundan kaynaklı Kürtlerin demokratik taleplerini, yasal taleplerini bir an evvel yerine getirmelidir. Aksi takdirde açlık grevleri adım adım her tarafa yayılıyor. Burada 6 arkadaşımız, Leyla Güven ve cezaevlerine destek vermek için bedenlerini ölüme yatıracaklar.”
Eylemler daha da yayılacak
Türkiye kamuoyuna ve demokrasi çevrelerine duyarlılık çağrısında bulunan Arslan, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Kürtlerin ölmesini bekleyen bir zihniyetten, siyasi anlayıştan beklentimiz çok fazla yok. Demokratlara yurtseverlere çağrımız; Kürtlerin acından ölmesini beklerken, demokrasinin gelmesini beklemesinler. Kürtlerle ortak yaşam alanımız kalmaz. Bilmeleri gerekiyor. Taleplerin bir an önce yerine getirilmesi, Sayın Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması gerekiyor. Aksi taktirde eylemler adım adım yayılacaktır. Talebimiz Türkiye’ye demokrasi ve barışın gelmesi için, sorunların demokratik yollarla çözülmesidir. Aksi yaklaşımlar Türkiye’nin iç barışına zarar verir. Halkımıza çağrımız; Kürt halkı ve dostları, Türkiye’de demokrasi ve barıştan yana olan halkların tecride karşı seslerini yükseltmesi gerekiyor. Bizler bir canımızı bile toprağa vermek istemiyoruz. Açlık grevine giren arkadaşlarımız üzerine sorumluluk bırakmamamız gerekiyor. Onların bir kılına dahi zarar gelmesini istemiyoruz. Türkiye’nin tüm demokrat, barıştan ve özgürlüklerden yana olan kesimleri, AKP’nin insanlık dışı tecridine karşı sesin yükseltmelidir. Leyla Güven’in sesine ses olmalıdır.”
Dağ: Direniş amacına ulaşacak
Açlık grevine başlayan HDP’li vekil Dersim Dağ ise Leyla Güven ve açlık grevinde olan tutsakları selamlayarak, “Leyla Güven şahsında bir direniş başladı. Milyonların talebi Leyla’nın direnişi öncülüğünde başladı. Gün geçtikçe yayılıyor. Her alanda karşılık buluyor. ‘Leyla Güven’in talepleri talebimizdir’ demek için süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başlıyoruz. Direniş bizim tarihimizdir. Başta Sayın Öcalan, kadınlar, gençler üzerindeki tecrit kalkmadığı sürece bu direniş alevlenecektir. Son ne olursa olsun bu direniş amacına ulaşacaktır. Yaşasın Leyla Güven’in direnişi, yaşasın zindan direnişi, yaşasın direniş” dedi.
AMED
27 yıllık tutsak Şadiye Manap:
Amaçlar değerliyse yaşam feda edilir
Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde olan 27 yıllık tutsak Şadiye Manap, Öcalan üzerindeki tecridi protesto amacıyla 2 Şubat’tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde. Manap, yazdığı mektupta, “İnsan yaşamı değerlidir ve ancak çok değerli amaçlar uğruna feda edilebilir” dedi.
Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde olan 27 yıllık tutuklu Şadiye Manap, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi protesto amacıyla 2 Şubat’tan bu yana girdiği süresiz-dönüşümsüz açlık grevine ilişkin mektup gönderdi. Manap, gönderdiği mektupta açlık grevine neden girdiğini şu sözlerle dile getirdi: “Daha önce de sayısız defa greve girdim. 50 güne varan grevlere de girdim. Dolayısıyla grevin yabancısı değilim. Mevcut durumda merak ettiğim şey açlık grevinin kendisi değil, greve girme nedenidir. Ülkenin durumunun farkındayım. Sur, Cizîr gibi durumların faillerinin büyük bedel ödetmek isteyeceğini bilmemiz gerektiği açık. Dolayısıyla kendimle ilgili grev günlerini sayarak bunu önemseyecek durumda biri değilim. Başta Leyla Güven, Nasır Yağız, zindandaki birinci grup olmak üzere çok sayıda arkadaş benden çok önce greve başladı. Ben de 2 Şubat’ta girdim. Bu öncü arkadaşlarla kıyaslanırsa şu an destekçi pozisyondayım.”
Tecridi kırmak da yetmez
Tecridin sonlandırılmasının önüne başka talep koymaya gerek olmadığını ve tecridin her şeyin anahtarı durumunda olduğunu vurgulayan Manap, şöyle devam etti: “Biz yoldaşlar olarak vermemiz gereken yanıt; tecridi kırmak değil, zafer ve demokratik ulusun inşasını gerçekleştirmektir. 20 yıldır bu tecrit sürüyorken bizim halk olarak evlerimizde oturup kendimizi basit yaşamın zevklerine, alışkanlıklarına, çıkarlara kaptırıp normalmiş gibi yapmamız utanç verici bir durumdur. İnsan ancak utanç verici tutsaklıklardan kurtulursa özgürleşebilir. Bir kez olsun özellikle biz kadınlar samimiyetle düşünelim. Eğer bu önderlik, bu özgürlük çizgisi, bu 40 yıllık yaratımlar olmasaydı şimdi nasıl bir yaşamın, nasıl bir zihniyetin ilişkilerinin sahibi olacaktık? Ne kadar gerekçelere hakikatle bakarsak tecridin anlamı ve yakıcılığını o kadar doğru görebiliriz. Açlık grevlerinin sonlanması ancak önderliğimiz üzerindeki tecridin bizi ikna eder tarzda yaşam ve çalışma koşullarını özgürleştirilmesiyle mümkün olur. 20 yıldır tecrit utancı ve suçuyla yaşıyoruz. Bunu değiştirme, kırma fırsatı elimize geçmişken kimse bırakmaz kolay kolay. Yüzlerce yoldaş gibi ben de tecrit ortadan kalkana kadar bırakmam. Bedeli ne olursa olsun insan yaşamı değerlidir ve ancak çok değerli amaçlar uğruna feda edilebilir. Halkımızın özgürlüğü benim bireysel yaşamımdan daha değerlidir ya da bireysel varlığım ancak halka özgür varlığıyla anlamlı olabilir. Yaşamın başka bir anlamı olabilir mi? Kendimi kendime, amacıma, halkıma, önderliğe ve özgürlüğe daha yakın hissediyorum.”
Sağlık durumum iyi olduğunu, kendisini güçlü ve zinde hissettiğini not düşen Manap, Türkiye’de B vitamini üretilmediği ve idarenin de dışarıdan getirmeyi kabul etmediği için direk B1 alamadıklarını söyledi. Cezaevi doktorunun belli periyotlarla kendilerini kontrol ettiğini ifade eden Manap, Adalet Bakanlığı’nın Tabipler Birliği’nin ilaç ve sivil doktor heyet gönderme başvurusunu kabul etmemesinin asıl nedeninin açlık grevi talebiyle ilgili olduğunu söyledi.
Doğru sorunun cevabını uygulayalım
İktidar medyasının açlık grevlerini görmezden geldiğini de ifade eden Manap, şöyle sürdürdü: “Leyla Güven tahliye olduğunda ‘70 gündür grevde olan Leyla Güven’ dediler ama grevinin nedeni bile söylenmedi. Aslında tüm ülke tecrit altında ve bu eylem bunu kırmaya dönüktür. Eyleme dair kamuoyuna belki de toplum vicdanına söylenecek çok şey var. Ancak bir şeyleri söylemekten ziyade bazı tespitleri paylaşmanın daha yerinde olacağına inanıyorum. Zira kamuoyuna seslenen herkes kamuoyunu duyarlı olmaya, harekete geçmeye çağıranların tam olarak kimden bahsettiğini, kimi kastettiğini, neyin yapılması gerektiğini, kendisinin de tam kestiremediğini düşünüyorum. Eğer başta kendimiz olmak üzere ailemiz, çevremiz yakınlarımız heval dediğimiz herkes kamuoyu ise o halde en başta kendimize ‘Bu açlık grevi için ne yapmamız ve nerede durmamız gerekiyor?’ sorusunu sormamız gerekiyor. Bu sorudan sonra yanıtımız neyi gerektiriyorsa onu yapmalıyız. Örneğin mevcut iktidar siyasetçisinden tutsak yakınlarına herkesi tutuklamakla korkutuyor. Oysa insanlar tutuklanmaktan korkmadıkları, içeri ile dışarı arasında bir fark olmadığına inandıkları an tutuklama tehdidi iktidarın elinden düşecektir. Mesela neden şu ana kadar bir grup Leyla Güven’in çevresinde eyleme oturmadı diye merak ediyorum. Yine neden Meclis’te bir grup vekilin eyleme oturmadığını merak ediyorum. Bu süreç demokratik siyaset alanı için gerçekten amacı ve duruşuyla kanıtlama kendisini bu topluma affettirme sürecidir.”
Halk layık olmak için
Leyla Güven’in duruşunun öncü olduğunu dile getiren Manap, devamla şunları ifade etti: “Zira sistem siyaseti yürütmüyoruz. Bu halkın uğruna büyük bedeller verdiği değerler var. 40 yıllık mücadele var. Onun yarattığı imkanlar var. Meclis’e seçilmek, belediye başkanı olmak ve siyasal alanda çalışmak da bu imkanlardandır. Bu sorumlulukları üstlenenler bu halkın büyük bedellerle yarattıklarını, bu halka taşımaktan sorumlu olduklarını bilmek durumundadırlar. Öyle durmak ve yaşamak durumundadırlar. Halka layık olmanın da, öncü olmanın da bu olduğuna inanıyorum.”
ESP liderinden destek
Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkanı Çiçek Otlu, tecridin kaldırılması için 15 günlük açlık grevine başladı.
Etkin Haber Ajansı’nın (ETHA) haberine göre, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkanı Çiçek Otlu açlık grevine başladı. Öcalan’a uygulanan tecride son verilmesi talebiyle Leyla Güven öncülüğünde devam eden direnişe destek amacıyla Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan ESP Genel Başkanı Çiçek Otlu ve tutuklu ESP üyeleri, 15 günlük açlık grevi yapacak.
