Sömürgeci faşist Türk devletinin 12 Eylül döneminde, zindanlarda yurtsever Kürtlere, PKK’nin kadro ve sempatizanlarına dayattığı işkencelere karşı emsalsiz direniş eylemleri gelişmişti. Ateşte cayır cayır yanma, ölüm orucu ve açlık grevi eylemleri gerçekleşmişti. Bu direniş eylemleri faşizmi geriletmiş ve sonuç almıştı. Bugünkü gibi sosyal medyanın çok yaygın olmadığı, iletişimin yok denilecek kadar az olduğu, dışarı ile bağlantının fazla olmadığı, zindanlarda koğuşlar arası iletişimin imkansız olduğu süreçlerde; uygulanan her türlü vahşete karşı yükselen direniş faşizmi kendi mekanında ezip geçmişti…

Ağır izolasyon koşullarında ve insanlık dışı uygulamalar altında tutulan tutuklular çıplak bedenleriyle tarihin en büyük direniş eylemelerini gerçekleştirmişlerdi. Mazlum Doğan yoldaşın 82 Newrozunda gerçekleştirdiği eylem, zindan için bir kıvılcım niteliğindeydi ve PKK mücadelesinin yaşam gerekçesi haline geldi. Ardından Dörtlerin kendi bedenlerini ateşe vermesi, sömürgeci vahşetine karşı direniş bayrağını daha da yükseklere taşıdı. Büyük ölüm orucu eylemcileri Kemal Pir, M. Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek ise bedenlerini ölüme yatırarak sömürgeci zulmüne karşı nasıl mücadele edilmesi gerektiğini ortaya koymuş, yol göstermişlerdi. Direniş eylemleri zindan duvarlarını parçalayarak dağ direnişine de çığır açtılar. Bu direniş geleneği günümüze kadar katlanarak devam ediyor.

Şimdi de yeni bir direniş dalgası daha genişleyerek devam etmektedir. Talepler son derece net ve masumane taleplerdir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan ağır tecridin kaldırılmasıdır. Bir halkın iradesine uygulanan tecrit asla kabul edilemez ve mutlaka kırılmalıdır. Kürt halkının iradesi, varlığı ve yaşam gerekçesine bu denli pervasız bir saldırı içinde olmanın elbette bir karşılığı olacaktır. Söz konusu Başkan Apo olunca hiç tartışmasız Kürt halkının kırmızı çizgisidir. Önderliği sahiplenmek için bütün varlığını ortaya koyacaktır. Kürt halkı, önderliğine bağlılığını uluslararası komplo sürecinde bütün dünyaya göstermişti. Önderliğin etrafında etten duvar örmeye çalıştı. Can güvenliği konusundaki hassasiyetini en üst düzeyde sergiledi. Birçok kişi bedenlerini ateşe verdi. Bombaları bedenlerinde patlatarak sahiplenmeye çalıştılar ve bütün varlığını ortaya koydular. Sömürgecilik benzer bir süreci bir kez daha halkımıza dayatmaya çalışmaktadır. Bu nedenle zindanlardaki duyarlılık doruk noktasındadır. Başta Milletvekili Leyla Güven olmak üzere bazı açlık grevi eylemcilerinin sağlık durumları kritik bir aşamaya gelmiş bulunmaktadır.

Toplumun yaşamını karartan faşist bir rejimle nasıl mücadele edilmesi gerekiyorsa her alanda ve her dozda bir mücadele içinde olunması kaçınılmazdır. Sadece açlık grevleri ile sınırlı kalan eylemler yetersiz kalacaktır. Tecride karşı her türlü eylem meşrudur. Açlık grevcilerine destek vermek için eylemlerin yaygınlaştırılması ve her zemini eylem alanına çevirmenin tam zamanıdır. Seçim sürecine girmiş Türkiye’nin bolca gündem tüketmesi, seçime yatırım yapması kaçınılmazdır. Hiçbir gündem faşizme karşı sergilenen direniş eylemlerini gölgeleyemez ve gölgelememelidir. Toplumsal direnişin gelişmesi karşısında faşizm geri adım atmak zorunda kalacaktır. Geçmiş mücadele deneyimimizden de çokça ispatlandığı gibi “direnmek yaşamaktır” şiarı her zaman kazanmıştır.

Sömürgeci faşist Türk devletinin uyguladığı tecrit Kürt halkının varlık gerekçesine yönelik bir saldırıdır. Bu saldırı püskürtülmediği taktirde halklarımızın tümü tehlike altına girecektir. Zaten başkan Apo’ya uygulanan tecrit de tüm halkları hedef alan mahiyette bir saldırıdır. Türk faşizmi herkesin kapısına dayanacaktır. Şimdiden tedbir geliştirip önlem alınmazsa ve tecrit kırılmazsa yeni bir şiddet sarmalı toplumu kıs kıvrak saracaktır. AKP-MHP faşizmi Türkiye’yi derin bir girdabın içine sürüklemektedir.

Tecridin bir insanlık suçu olduğu ve insanım diyen herkesi ilgilendiren bir sorun olduğunun bilinciyle hareket etmek bu dönem için hayati öneme sahiptir. Her alanda yaşanan hak ihlallerin, çığ gibi büyüyen işsizliğin, yoksulluğun, topluma dayatılan korkunun, baskının, şiddetin, yaygın tutuklamaların, savaş tamtamlarının önüne geçmek için eylemleri büyütmek gerekiyor. Mevcut AKP-MHP faşist bloğu savaş hükümeti gibi Türkiye’yi yönetmektedir. Açık-gizli tehditler savurarak toplumu korku ile sindirmeye çalışıyorlar. Demokratik eylemleri şiddetle bastıracaklarını açıkça beyan etmektedirler. “Devletin bekası” adı altında muhalefete gözdağı vermektedirler. Erdoğan ve Bahçeli ikilisi suç örgütü oluşturarak Türkiye’yi yönetiyorlar.

Hiçbir güç halkların iradesinden üstün değildir. Hiçbir diktatör halkların direnişi karşısında ayakta kalamaz. Makûs talihi yenecek irade ortaya çıkmıştır. Direnişleri yaygınlaştırıp, büyüterek, tecridi kırabilir, faşizmi yıkabiliriz.