“Biliyorum çoğu kişi, ‘birkaç insan ile buraya gelip ayakta beklemek ne kazandırır ki?’ diye düşünüyor ama bu doğru değil. Biz hiçbir büyük eylemde konuşulmadığı kadar insanla konuşuyoruz. Çevrede çok önemli kurumlar var. Onlar bizi fark ediyor ve en önemlisi Fransız Konsolusluğu’nda çalışanlar bizi fark ediyor. Diğer ülkelerdeki Fransız Konsoloslukları da orada yapılan adalet eylemlerini görmezlikten geliyorlar ama gördüklerini biliyoruz. Açık bir şekilde yansıtmasalar da eylemlerimizin onları çok rahatsız ettiğini, Charlie Hebdo saldırısı ve Kasım ayındaki saldırılarından sonra bile halen burada olmamızın onları deli ettiğini biliyoruz” diyor Susanne Rössling. 

Rössling, Almanya’nın başkenti Berlin’de her çarşamba günü, Paris’te 9 Ocak 2013’te katledilen devrimci Kürt kadınlar Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez için Adalet İstiyoruz Nöbet Eylemi’ni organize eden Kürt dostu bir Alman. Aynı zamanda Berlin DESTDAN Kadın Meclisi’nin üyesi. 


‘Tepkiler beklenenden daha iyi’

3 yıldan beri Kürt kadınları, Berlin’in en turistik meydanı olan Brandenburger Tor’da, Paris’te Türk devleti tarafından katledilen 3 devrimci kadın için çarşamba günleri Fransız Konsolosluğu önünde eylem yapıyor. Bu üç yılın muhasebesini, halkta ve devlet kurumları nezdindeki etkisini Susanne Rössling’e soruyoruz.

İşte Rössling’in cevabı:” Gençlerle, yaşlılarla, başka ülkelerden insanlarla diyaloglarımız oldu. Ben kişisel olarak birçok insanın açık bir şekilde Paris’te yapılan katliamın Fransız ve diğer Avrupalı kurumların gözü önünde yapıldığını belirtmelerine şaşırdım. Örneğin bir defasında bir adama anlattım. Anlatırken de onun bana inanmadığını düşünüyordum. Benim ona, bir hikaye anlattığımı sandığını düşündüm. Anlatımlarımı bitirdikten sonra ona “Söylediklerim bir polisiye romana benziyor değil mi” diye sordum. O da bana dönerek “Hayır, dünya zaten polisiye bir romandan daha kötü” dedi. İnsanların bu konuda belli bir bilinci var. Mesela özellikle Doğu Almanya’da yaşamış yaşlı insanlar gelip bizimle tartışıyorlar. Bu tür şeyler, bu eylemi sürdürmem için beni inanılmaz bir şekilde motive ediyor. Beni en çok hayal kırıklığına uğratan ise gençlik grupları. Okul gezileri kapsamında Berlin’e gelip önümüzden geçen ergen öğrenciler, hepsi değil ama çoğunluğu çok aptalca yaklaşıyor. Ama biraz yaşlı olanlar daha saygı ve ilgi gösteriyor.”


Patronu izin veriyor

Susanne Rössling, bütün işlerini çarşamba günkü Adalet Nöbet Eylemi’ne göre hazırlıyor. Eylem daha önceleri saat 15:00’te başlıyordu. Rössling ise saat 14:00’e kadar çalışıyordu. Ancak eylem saati 12:00’ye alındığında Rössling bu durumu şefine anlatıyor. Şefi de eylemi önemsiyor ve destek olarak da çarşamba günleri Rössling’e izin veriyor. 


Eylemlerin devamlılığı önemli

Susanne Rössling Paris Katliamı’nı anlattığında herkesin, özellikle de kadınların bir duyarlılık gösterdiğini belirtiyor ve ekliyor: “Beni karda kışta her çarşamba buraya getirmeye motive eden şey, benim bunu bir bütünsellik içinde görmemdir. Onun için adalet eyleminin bir devamlılık içinde yürütülmesi gerekiyor. Bunu çok önemli buluyorum. Çünkü oradaki saldırı herhangi bir saldırı değildi. O, 30 yıllık, yüz yıllık tarihi bir olaydı. Olayın devamında da çözüm arayışlarının sabote edilmesi, seçim hileleri ve savaş kışkırtıcılığı geldi. 1990’larda Kürdistan’a Alman silahlarının gönderilmesi ve onlarla insanların katledilmesi, Paris’te Sakinelerin öldürülmesine izin verilmesi birbirinden kopuk şeyler değildir. Bu madalyonun sadece bir yüzüdür. Yoksa gizli servislerin Sakinelerin katledileceğinden haberdar olmamış olması imkansızdır.”


Konsolusluktan hiç reaksiyon yok

Fransız Konsolusluğu çalışanlarının şimdiye kadar herhangi bir reaksiyon göstermediğini belirten Rössling, bundan dolayı da Charlie Hebdo Dergisi’ne yönelik katliamın birinci yılında bir mektup yazdıklarını belirtiyor. Mektupta şu ifadelerin yer aldığını dile getiriyor:”Mektubumuzda tüm bu olumsuzlukların birbiriyle ilişkisi olduğunu söylemiştik. Eğer barış için çabalamıyorsak, politik cinayetleri aydınlatmaya çalışmıyorsak, her şeyi hep gizli tutuyorsak bu saldırılar olur demiştik. Yaptığımız eyleme Fransız Konsolosluğu’nun ilgisiz kaldığını dile getirmiştik.” 

Mektup sonrasında da halen bir reaksiyon almadıklarını ifade eden Rössling, “Paris’te DAİŞ’in yaptığı katliam günlerinde, yaptığımız eylemde ‘DAİŞ tarafından öldürülen herkesi anıyoruz’ yazılı bir pankart açmıştık. Biz bununla sadece kendi arkadaşlarımıza değil, bütün herkese, özellikle suçsuz insanların kurban edilmesine üzüldüğümüzü göstermek istedik. Ama şunu da söylemek istedik; bu kurban olan sivil insanları hükümetler hesaba katmıştı. Onları kurban ettiler ve Avrupalı insanlar da birden buna alıştı. Bu, 2011’de New York’taki saldırılara benziyor. Orada da siviller hesaba katılmıştı” diyor. 


‘Eylem biçim değiştirebilir’

Eylemlerinin devam edeceğini belirten Rössling, Kürdistan’da AKP ve Türk devleti faşizminin saldırıları ve buna karşı ortaya konulan direnişler doğrultusunda eylemlerinin biçim değiştirebileceğini de dile getiriyor. 


Eylem çok insanla olur mantığı yanlış

Birçok insan bunun bir ritüele dönüşmesinden dolayı gelmiyor. Avrupa medyası da burada yaptığımız eyleme ilgisiz. İnsanlar, sadece binlerce insan bir araya gelirse iyi bir eylem olduğunu sanıyor. Bu çok yanlış bir düşünce. Avrupa’da çok az sayıda insanla da sokağa çıkıldığında çok etkili olunabilir. İnsanlar eylemimize ilgi gösteriyor, broşürlerimizi alıyor. Batı Avrupalı ülkeler şiddet kullandıkları zaman, halkın onlara karşı çıkıp kapitalizme karşı sosyalizmi isteyeceklerini biliyorlar. Birinci Dünya Savaşı‘ndan sonra da, aynı şekilde İkinci Dünya Savaşı’nda bu durum ortaya çıktı. Bundan dolayı çekiniyorlar. Nazik davranıyorlar. Dağıttığımız broşürlerle, konuşmalarla, açıklamalarla insanları Kürt halkının mücadelesine yakınlaştırmak istiyoruz. Ortadoğu’da Kürtlerin nasıl yok edilmek istendiğini, asimilasyona maruz bırakıldığını anlatıyoruz.  


Eyleme bilinçli yaklaşmak önemli

Katillerin açığa çıkarılmamasının kendilerini üzdüğünü ancak bunun yanında önemli gelişmelerin olduğunu belirtiyor Rössling. Devamla değerlendirmesi şöyle:”Bir taraftan üç yıl geçti ve katiller henüz ortaya çıkarılmadı. Hükümet kanadından da bir reaksiyon yok. Bizim bekleme nedenimiz olan adalet bir türlü yerine getirilmedi. Ama o dönemden beri de çok şey oldu. Kobanê, Şengal direnişleri ve bugün de Bakur’daki direniş… 

Biz bu şehit arkadaşımızı, Sakine, Fidan ve Leyla’yı anmalıyız. Çünkü onlar sıcaklıklarıyla, heyecanlarıyla Kobanê, Şengal direnişlerinde yerlerini alacaklardı. Bu arkadaşlar bugün Kobanê’de, Şengal’de, Cizre’de yaşıyor. Bunu düşünmeliyiz. Ben burada her hafta Kobanê’de temsil edebilirim, Sur’da temsil edebilirim. Eyleme bilinçli yaklaşırsak, Sakinelerin katillerinin açığa çıkarılması için mücadele ederken onların özgürlük hayallerini dillendiren bir platforma dönüştürebiliriz. Bu sadece bir olay biçiminde değil bir bütünsellik içinde olmalıdır.”


Onu unutturmayacağız


Her çarşamba günü yapılan Adalet Nöbet Eylemi’ne düzenli şekilde katılanlardan biri de DESTDAN Kürt Kadın Derneği yöneticisi Hatice Akar… 

Akar da eyleme katılma gerekçesini şöyle açıklıyor:” Bana göre Paris Katliamı, kadın hareketine yapılan büyük bir darbeydi. Sakine benim için çok önemliydi. Kürt hareketi için çok önemliydi. Onun unutulmaması için ben ne yapabilirim, diyorum. Bundan dolayı Adalet Eylemi’ne katılıyorum. Çünkü başka bir şey yapamıyorum. Sürekli onun anısını zihnimde tutmaya çalışıyorum. Kimsenin onu unutmaması lazım. Benim en büyük bir motivasyonum onu unutturmamak. Brandenburg Tor’a hergün binlerce insan gelir. Günün her saatinde fotoğraf çekmeye gelen yığınları görebilirsiniz. Herkes bu ünlü yapı kendi fotoğrafının arka planı olsun ister. Adalet Eylemi’nin yapıldığı alanın sol tarafında Nazi kurbanlarını, sağ tarafında ise Yahudi Soykırımı’nı konu alan bilgilerin olduğu sütünlar görülür. İnsanlar oraya akın eder ve mutlaka Adalet Eylemi’nin yapıldığı yerden geçmek zorundalar. Ne var ki ırkçılık ve faşizm kurbanlarını anmak için gelenler, bugün uygulanan ırkçılık ve faşizme karşı eylem yapan insanları görmezler. Çünkü bu turist rehberlerine eklenmemiştir.” 

Eylem anında neler hissettiğini sorduğumuz Akar şu yanıtı veriyor:” İlgi yoğun olunca motivasyon artıyor, kendini yalnız hissetmiyorsun. Ama ilginin olmadığını görünce de ‘niye bu insanları görmüyorlar’ diye büyük bir öfke birikiyor. Genel olarak Kürtlerin mücadelelerine ilgi az ama özelde de bu 3 kadın arkadaşımız Avrupa’nın ortasında göz göre göre katledildiler… Sanki hiçbir şey olmamış gibi bakıp gidiyorlar. Tabii ki bu üzücü ve yüreğime taş gibi saplanıyor.”

Katliamda rol sahibi olan güçlerin ortaya çıkartılması gerektiğini belirten Akar, “Bu katliamın bütün boyutlarıyla ortaya çıkarılıp, bütün dünyaya açıklanmasını arzu ediyorum” dedi. 



FEHMİ KATAR/BERLİN